Rengarenk sandalyelere eşlik eden tahta masalar, yeşil çam filmlerindeki oyuncularla donanmış duvarlar ve antika objelerle yapılan dekorasyonu teker teker incelerken, köşede dört kişilik bulduğum yere oturdum. Tam zamanında gelmiştim buluşmaya. Bekletmekten hoşlanmadığım için genel olarak bekleyen kişiyimdir. Okulda, evde, dışarda hatta aşkta bile.. Trençkotumu sandalyenin üzerine astım. Çantamdan ayırmadığım not defterini masanın üzerine koydum. Ali ve Furkan'ı hatırlayamadığım için aldığım notu okudum. Sonra telefonumu elime alıp kurcalamaya başladım.
Daldığım esnada "Melike!" sesiyle başımı kaldırdım. "Çok beklettik mi? " diye sordu. Kim olduğunu hatırlamaya çalıştım. Gri renkli, üzerinde yazı olan sweatshirt ve altına siyah pantolon giyinmiş, sarı kıvırcık saçlarından tahmin ettiğim kadarıyla Furkan olmalıydı.
"Yok, yeni geldim sayılır."
Büyük yalan. Tam on beş dakikadır bekliyorum.
Arkasından Samet geldi. Siyah deri ceketinin ceplerine elini koyar vaziyette selam vermeden karşı sandalyeye oturdu. Bende onu görmemezlikten geldim. Diğer kişi yani kumral olan da Ali olmalıydı.
"Merhaba" diyerek gülümsedi. "Merhaba Ali." dediğimde herkes yüzüme şaşırmış bakarken Ali sandığım çocuk güldü.
"Siz galiba pek iyi tanışamamışsınız."
Furkan bana doğru baktı. Ne diyeceğimi bilemedim. Ne söyleyebilirdim ki?
"Daha yeni tanıştık ya hatırlamaması normal. Melike bu bizim sınıftan Yiğit. Burada çalışıyor. Selam vermek için geldi."
Utandığım için yüzüne bakmadan konuştum. Rezil olduğumun farkındaydım.
"Evet bir an unuttum ben. Memnun oldum tanıştığıma." dediğimde "Ben de." deyip çocuklara döndü.
"Gençler ben gelirim birazdan siparişleriniz için."
Furkan "Eyvallah" derken yanıma oturdu.
"Daha önce gelmiş miydin buraya?"
"Yok ilk defa geldim ama güzelmiş." dedim sevimli bir ifadeyle. Bu dediğim Furkan' ı mutlu etmiş gibi
"Tabi ki benden sorulur buralar. Benimle takılıp sıkılan tek bir kişiye rastlayamazsın." dedi. Samet kafasını sallayarak "Tabi.. Öyledir." dediği sırada Ali geldi.
"Evet Furkan kendini övmeye başlamadan biz ödeve başlayalım. Melike, beklettim biraz ama kusura bakma."
"Yok önemli değil."
Hafifçe gülümseyerek devam etti.
"Aklınızda bir şeyler var mı? Geçen haftaki sunumlar iyiydi. Bize bir şey kalmadı ama...'. Samet rahat bir tavırla ceketini çıkarırken "Buluruz yaa. Biraz düşünelim kurgularız bir şeyler. Ne içersiniz?" dedi. Siparişleri vermek üzere görevliyi çağırdı. Furkan "Ben kola içerim. Melike sen de içer misin?" diye sorduğunda sesimi alçaltıp Furkan'a doğru "Asitli şeyler içemiyorum. Ben çay alayım. " dedim ve benimle beraber diğerleri de çay söyledi. Birkaç dakika düşünmeye başladık. Gerçekten neredeyse her şey yapılmıştı. Değişik, yeni bir iş fikri ne olabilirdi? Uzun uzun sessiz bir şekilde düşünürken öncelikle insanların ihtiyacı olan şeyleri ele alalım dedik. Furkan kağıda aldığı nota bakarak "Yemek, kıyafet, araç, eğitim, sağlık.." diye saymaya başladı. Ali, "Başka ne olabilir?" diyerek elini çenesine koyup düşünmeye devam etti. "Huzur, rahatlama, atmosfer bunlar da soyut olarak ihtiyacımız olan şeyler değil mi?' diye atladım. O anda suratlarındaki şaşkın ifadeyle bana baktılar. Ali, "Aynen Melike. Bununla ilgili bir şeyler bulabiliriz." dedi. Çocuklara dönerek ekledi.
"Sizce?"
Furkan kafasını sallarken Samet çayını içiyordu. Ben de aldırış etmedim davranışlarına. Projeyi tasarladıktan sonra sıra iş bölümüne geldi. Slaytı ben hazırlamak istedim. Bu konuda erkeklere güvenemezdim. Genel olarak özensiz oluyorlardı. Ali ve Furkan beraber kaldıkları için onlara projenin esas özelliklerini belirlemelerini istedim. Sıra raporda, onu da Samet halletmeli.
"Samet sen raporu hazırlayabilir misin?"
Telefonundan başını kaldırıp sırıttı.
"Rapor mu? Hoca rapor istemedi ki. Sadece çıktı almamızı söyledi. O da zaten sonraki haftalarda teslim edeceğiz."
"Hayır. İstedi raporu. Öyle hatırlıyorum."
Yerinden doğulur gibi yaptı ve masaya doğru yaklaştı.
"Daha grup arkadaşlarını tanımıyorsun. Sana güvenmemi bekleme."
Beni gıcık etmek istediğini biliyordum. Bundan zevk alıyordu. İnatla direndim. Bende ona doğru yaklaştım.
"Eminim. Raporu istedi hoca. Soralım istersen."
Çocuklar bu tartışmamıza sessiz kalırken Samet, Oğuz Hocaya mesajı yazdı ve göndermeden önce telefonunun ekranı gösterdi.
"Soracağım ama eğer dediğim doğruysa ne yapacaksın?"
Kaşlarını kaldırmış cevabımı bekliyordu. Bu kozu iyi değerlendirmeliydim. Dudaklarımı hafifçe oynatırken konuştum. "Kaybeden kazananın bir gün boyunca her dediğini yapacak." dediğimde, "Köle gibi yani. Tamam sevdim bunu. Gönderiyorum." dedi.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya koydu. Dördümüz birlikte telefonun ekranına bakıyorduk. Sonunda bildirim geldi. Yüzüme sırıtarak bakarken ekran kilidini açtı. İçimden art arda dualar ettim. Ve ekran açıldı.
'Raporu iptal ettim. Sadece sunum hazırlanması yeterli olacak.'
Gözlerim şaşkınlıkla bakarken ekrana tekrar rezil olmak utanç vericiydi. Bir de şu iddia vardı. Yüzüne bakamazken arkama yaslandım. Bu durum Samet'in çokça hoşuna gitmiş ki eliyle saçlarını düzelttikten sonra "Köle olacağın günü haber veririm sana." dedi.
Neden kendime o kadar güvendim anlam veremiyordum. Resmen benimle alay edecekti. Şimdiden içime bir öküz oturdu. Bir şey söylemedim. Furkan acımış gibi bana baktı.
"İddiaya girmeseydin keşke. Samet bu konularda iyidir. Her söyleneni aklında tutar. Ama üzülme köle olayında yardımcı olurum."
Biraz da olsa içim rahatladı. Hafif bir tebessümle "Teşekkürler." dediğimde Ali ayağa kalktı.
"Gidelim mi artık her şey hazır olduğuna göre."
Samet siyah ceketini eline alırken "Umarım bazıları görevini unutmaz." dedi. Bana sürekli laf sokması çok ama çok gıcıktı. Trençkotumu giyindim ve çantamı aldım elime.
"Eksiksiz yapacağım. Sorun olmaz."
"Daha önce de böyle söylemiştin ama çuvalladın daha ilk buluşmada."
Sesim yüksek çıktı. "Ya Samet! Fazla abartmıyor musun?"
Bir adım atarak "Abartmıyorum. Doğru olanı söylüyorum." dedi.
Bende ona doğru bir adım attım. Bir şey söylemek üzereydim ki Furkan Samet'in kolundan tutarak geriye ittirdi.
"Kardo gidelim artık. Herkes bize bakıyor. Ayıp oluyor."
Samet ile içinde bulunduğum durum iki inatçı keçiden farksızdı. İkimiz de sert bakışlarımızı birbirimizden çekmedik. Ta ki telefonu çalana kadar. Konuşarak dışarı çıktı. Ali ve Furkan da ayrılırken masadan ben de yavaşça yürüdüm. Cafeden tam çıkmak üzereydimki not defterimi almadığımı hatırladım. Geriye dönüp oturduğumuz masaya geldim. Siyah kapaklı not defterimi elime alırken başımı pencereye kaldırdığım esnada göründüğüm manzarayla öylece kalakaldım.
Elindeki kırmızı şemsiye ile yağmurun etkisiyle dağılmış sarı saçlarını düzeltirken kız, sevdiği adamın ona doğru gelmesiyle yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Ne havanın soğuğu ne de rüzgarın uğultusu engel olmadı mutlu olmasına. Samet ile birlikte aynı şemsiye altında ıslanarak kayboldular gözümün önünden. Peki ya camın arkadasındaki kişi neden sıcakta olmasına rağmen iliklerine kadar üşüdüğünü hissetti? Neden yağmuru sevdiği halde köşe bucak kaçarak bir an önce eve gitmek istedi?
Beklemek ne kadar bütünleşmiş olsa da benimle şu andan itibaren sadece bekleten kişi olmak istedim. Sonucu ne olursa olsun kendime değer vermek istedim. Özel olmak istedim..



