Yerimize oturduktan sonra Oğuz Hoca devam etti.
"Arkadaşlar ilk göreviniz dersimize de yakışan bir şey olacak. Yeni bir iş kuracaksınız. Slaytla anlatım olacak. Çıktıları daha sonra alacağım."
Birkaç detay daha ekledikten sonra dersi bitirdi. Çocuklar kendi arasında konuşurken soyutlanmamak için ben de katıldım. Furkan "Bir gün ayarlayalım iş bölümü yapalım. Samet sen bize gelirsin kanka." dedi. Arkasına yaslanmış bir halde cevapladı. "Tamam bana uyar." dediğinde "O zaman whatsapptan yazışalım." dedi. Ali telefonuna baktıktan sonra bana döndü.
"Melike sen yoksun grupta."
Şaşkınlıkla "Ama verdim o gün numaramı." diyebildim. Samet ağzının ucuyla zorla konuştu.
"Ben onu kaybettim ya."
Sesim bu tavrı karşısında sert çıktı.
"Öyle demek. Tamam. Sorun o değil de, grup ödevi için benimle de görüşmeniz gerekmez mi?"
Diğerlerinin donuk bakışlarına karşın Furkan saçını kaşırken "Doğru ya ben unuttum seni." dedi.
Gerçekten üç tane erkeğin bulunduğu bir eve gitmek kadar saçma bir şey olamazdı. Beni düşünmeden bu karara varmak oldukça saçmaydı. Başka bir çözüm bulmalarını beklerken Samet umursamaz bir tavır takındı. Yüzüme bakmadan çocuklara doğru dönerek "Bir kişi için diğerleri mağdur olmamalı değil mi? Hem onunla grup olmak isteyen biz değildik. O saçma kalem yüzünden böyleyiz. " dedi. Sözleri tek tek saplandı kalbime. Midem sinirden ağrırken yüzüne yumruk atmamak için durduruyordum kendimi.
"Bende üç tane erkekle aynı grupta olmaya meraklı değilim. "
Sesim titrek çıktığı için daha fazla konuşmadım. Hoca sınıftan çıkmak üzereyken peşinden koşturarak gittim. Furkan ya da Ali hangisi bilmiyorum ama beni çağırmasını umursamadım. İstediğim tek şey şu ukala tiple aynı grupta olmamaktı. Kapıya kadar geldiğimde Yeliz'in mırıltısı kulağımı tırmaladı.
"İstemediğin ot burnunun dibinde bitermiş. Furkan sizin adınıza üzülüyorum. İsterseniz grubunuza gönüllü eşlik ederim."
Sinirden titreyen ellerimi kıvırcık saçlarına daldırmamak için sıktım. Bir cevap vermem gerekiyordu. Kafamda herhangi bir cümle yoktu. Sadece tek bir şey yapmak istiyordum. Geriye döndüm. Çocukların bulunduğu amfinin başında dikildim. Ali ve Furkan yüzüme bakarken o telefonuyla oynuyordu beni çıldırtmak istercesine. Elindeki telefonu sert bir hamleyle çektim. Bunu yapmayı bende beklemiyordum ama sinirim bozulduğunda kontrolümü kaybediyordum. Samet,
telefonunu elinden çektiğimde "Ne yaptığını sanıyorsun?Ver çabuk." diye bağırmaya başladı.
Ona aldırış etmedim tabi ki.. Arkamı döndüm ve neyse ki ekran kilidi olmadığından telefonunu rahatça açtım. Rehberine numaramı yazıp kaydettim. Gözüm dönmüş gibi ne söylediğini duymuyordum. Ne yaptığını da... Arkamdan elini uzattığı sırada kendime geldim. Elimdeki telefonu iyice kavramışken o da benimle beraber telefonu tuttu. Kolu omzuma dokunurken başımı yana çevirdim. Onun olduğu tarafa. Yüzlerimiz birbirine çok yakındı. Neredeyse yanaklarımız değmek üzereydi. Yutkunamadım. Başımı biraz uzaklaştırıp sesimi alçaltarak "Şimdi ekleyebilirsin." dedim. Bakışlarını gezdirirken yüzümde bir şey söylemedi. Bu yakınlık içinde rahatsız olsam da onu gıcık etmek hoşuma gitti. Telefonunu elimden alması için gevşettim. Sertçe çekti. Diğer çocuklar şaşkınlık içinde bize bakarken üzerimi giyinip çantamı taktım. Furkan'a dönerek "Furkan gruptan yazabilirsin artık. Bu arada verilen görevleri eksiksiz yerine getiririm. Endişeniz olmasın. İyi akşamlar." dedim. Furkan arkamdan bağırdı.
"Melike eklerim şimdi seni. Haberleşiriz."
Aldırış etmeden devam ettim. Samet'in yüz ifadesini hatırladıkça gülümsedim. Sinirli olmam gereken yerde gülümsemek tuhaf değil mi? Telefonumun çalmasıyla dikkatim dağıldı.
"Efendim!"
"Parkta buluşalım. Kakaolu süt ve çikolatalar hazır bekliyorum. "
"Geliyorum, uçarak hem de."
Evimizin arka tarafında akşamları kimsenin olmadığı, etrafı ağaçlarla sarmalanmış bir çocuk parkı vardı. Ne zaman canımız sıkılsa Nur ile limon ağacının altındaki banka oturur, elimizdeki abur cuburları yiyerek sohbet ederdik. Tam bir huzurdu bizim için. Öğrencilik anılarımın en özel mekanıydı...
Parka geldiğimde ceketin altına giydiği bol eşofmanıyla banka oturmuş, yere değmeyen ayaklarını oynatıyordu. Koşarak yanına oturdum ve poşetin içindekileri aldım elime. Sütüme pipeti geçirip bir yudum aldıktan sonra "Anlat neden çağırdın? " dedim.
"Ya evde bunaldım. Ayça mesaj attı. Çocuk benden not istiyormuş. Yarın buluşacaklar da, sen de notları getir o bahaneyle yüzyüze tanışırsınız, dedi."
"Ee.. bu çok iyi! Neden asık suratın?"
Parmaklarıyla oynar bir halde "Bilmem. İçim sıkıldı. Nedenini ben de bilmiyorum." dedi. Anlaşılan o ki stres sarmıştı şimdiden. Biraz sakinleştirmek adına yumuşak bir ses tonuyla "Ya.. Nur kıyamam sana.. Kankam aşık olmuş da stres mi yaparmış. " dedim. Elimdekileri bırakıp sıkıca sarıldık birbirimize. Sadece bakışlarımızla bile duygularımızı görebiliyorduk. Ayna gibi.. Tek fark biz görünmeyeni de görüyorduk birbirimizde. Biraz rahatladıktan sonra "Sen anlat nasıl geçti?" dedi. Kocaman gözleriyle bakarken bana tüm detaylarıyla anlattım.
"Ay Samet çok kaba! Sana niye öyle davranıyor? Narsist!" dedi ve elini yumruk yaparak "Kafasını kıralım onun!" dediğinde "Daha sonra kırarız, Hilal çağırıyor." dedim.
Kahkahalarımız gecenin sessizliğine karışırken soğuktan üşüyen bedenimizi ısıtmak için hızlıca eve gittik.

