İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 18 · 8 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 18

15. Bölüm "MÜKEMMEL YAKALANIŞ"

İki gündür evde olmanın verdiği can sıkıntıyla evimizin köşesindeki markete gitme kararı aldım. Üzerime yapışan kasveti ancak böyle atabilirdim. En sonki olaydan sonra kendime gelmem birkaç günüme mal oldu. Deriksiz uyuduğum koskocaman bir günün ardından kendime anca gelebildim. Beynimdeki insan görüntüleri gerçeğe dönüşürken ilk resim ona aitti. Samet'e.. Nedenini merak etsemde zamana bırakmayı tercih ettim. Bir de uzun zamandır görmediğim rüyayı tekrar görmekte ayrı bir huzursuzluktu benim için. Anlatmayı bir türlü başaramadığım bu rüyayı gönlümün derinlerine gömdüm. Artık normal hayata ayak uydurma zamanım geldi. Başıma öylesine bi şal takıp montumun şapkasını kafama geçirdim. Altımdaki eşofman ve spor ayakkabı montuma uyumlu olmasa da dışarı attım kendimi. Genelde market yakında olsada kızlar eşlik ederdi. Ne yazık ki Hilal, Cemre ile beraber sunum hazırlamakla meşguldü. Nur ise hasta yatağında 'bekle geleyim' derken bir yandan öksürüyordu. Dünkü buluşma onu fazlasıyla strese soktuğundan mıdır bir anda bedeni yenik düştü. Onu yormak istemedim. Kulaklığımı takıp sessiz geceye inat yüksek sesle eşlik etti şarkılar. Uzun zaman olmuştu yalnız dolaşmayalı. Kızların yanına taşındığımdan bu yana neredeyse iki sene olacak birbirimiz olmadan hareket edemiyorduk. Çarşıya, pazara hatta tam karşımızda duran bakkala bile.. Biraz daha abartacak olursam okulda tuvalete bile birlikte gidiyoruz. Düşünüyorumda bu kadar dip dibeyken neden sıkılmadık ya da neden yalnız kalmayı istemedik? Ailelerimizden uzakta yaşadığımız için o sıcaklığı arayışımızdan mı böyleydik ya da sadece birbirini çok seven dostlar olarak mı?

Markette girdiğimde dikkatimi ilk çeken şey sebze bölümünde bulunan limonlar oldu..Nur'a nane limon yapmak için birkaç tane poşete attım. Diğer reyonlara yönelirken ürünleri dikkatle inceliyordum. Hilal ve Cemre'nin ara vermeden hazırlık yaptıkları sunuma odaklanmalarına yardım edecek şeyi buldum. Kahve.. Uykusuz bir gece onları bekliyor olacaktı. Sıra bende.. Abur cuburların olduğu reyona döndüm.. Düşüncelerden arınmanın en iyi yöntemi lezzetli bir şeyler yemekti. Canımın istediği tüm çikolata, bisküvi ne varsa kucakladım. Annem hep "Can boğazdan gelir. Ne olursa olsun önce mideni doyur." derdi. Her aradığında önce yemek yeyip yemediğimi sorgular ve ona eşlik eden babam ise pekmez yememde ısrar ederdi. Bunu demeleri bile ruhumu doyurmaya yeterken bu sözlerden mahrum olan kişiler için hep dua ederdim. Kucağımda sayamadığım çoklukta ürün vardı. Zar zor tutarak kasaya doğru yürüdüm. Farkında olmadan karşıya baktığımda kasanın arkasındaki cips reyonunda onu görür gibi oldum. Saçmaladığımın farkındaydım. Her gördüğüm kişinin yüzünde onu görmek abartı değil miydi? Her insanı ona benzetmekte neyin nesi? Beynim susmalıydı.. Kalbim susmalıydı.. Yerimde dururken gözlerimi sıkıca kapattım. Karanlık içinde boğuşan anılarımı kontrol etmek istedim. Gözlerimi açtım. Görüntünün gerçek sahibini görmeyi bekledim. Olamaz! Samet'di bu! Onca marketin arasından neden burada ve onca saatin arasında neden benim olduğum zamana denk gelir? Tevafukların arasından sıyrılmaya çalışırken kafasını benim olduğum tarafa çevirdi. Hızla arkamı döndüm. Yanımdaki raflara doğru eğildim. Yanımdan geçen müşterilerin şaşkın bakışlarına aldırış etmeden gitmesini bekledim. Kalbim korkudan hızla çarparken omzuma dokunan el ile sarsıldım. Saklambaç oyununda yakalanmak gibi bir şeydi. Yüzümü göstermenin vakti geldi. Sadece kısa cevaplar vererek atlatacaktım onu. Sakin ve umursamaz görünmeliydim. Yalancı gülümsememi ekleyerek umutsuz bir halde başımı çevirdim. Yaşlı teyzenin "Kızım şurada ne yazıyor? Bir okur musun?" demesiyle derin bir "Oh!" çektim. Ucuz atlatmıştım. Şu an yakalanmak için hazır değildim. Teyzenin uzattığı ürünün arka yazısını kısık bir sesle okumaya başladım. Fakat o sesime karşı yüksek konuştu. Sanki yakalanmam için vardı.

"Teşekkür ederim kızım. Gözlerim görmüyor. Ne yaparsın yaşlılık.."

"Önemli değil teyzeciğim." diyerek uğurladım onu. Sıra Samet'e geldi. Rafın arasından gizlice kasaya doğru baktım. Orada yoktu. Gitmiş olmalıydı. Derin bir nefes aldım. İçim rahatlamıştı. Ayağa kalkma vaktim geldi nihayet. Saklandığım yerden doğrulturken vücudumu yeni yürümeye başlayan ufaklığın çarpmasıyla elimdekileri yere düşürdüm. Kahretsin! Ürünlerin hepsi dağınık haldeyken annesi çocuğu kucaklayıp götürürdü. Aceleyle yerdekileri toplamaya başladım. Bu kazalar beni neden çeker anlamasam da en azından Samet'e yakalanmadığım için mutluydum. Yanıma gelen görevli " Hanımefendi sepet alın isterseniz." dedi. Başımı kaldırmadan cevapladım.

"Gerek yok, hallederim."

Bir an önce eve gitmek istiyordum. Limonları poşete koyup diğerleriyle beraber tekrar kucakladım. Ayağa kalmak üzereyken bana doğru uzatılan sepet ile karşılaştım. İstemediğim halde getirmişti. Normal bir zaman olsa bu kadar nazik olmazlardı. "Gerek yok, hallettim. " diyerek ayağa kalktım. Sepeti uzatan kişi eşofmanın üzerine giydiği mavi şişme mont ve bez beresiyle bile dikkati üzerine çeken Samet'ti. Kalbime ılık ılık inen bu duygu bağladı beni kendine. Büyümüş göz bebeklerim ve ne diyeceğini bilmeyen dudaklarım ile birkaç saniye donakaldım. Mükemmel yakalanışım...

"Kolum ağrıdı. Almayacak mısın?"

Yüzümü çevirebildim gözlerinden. "A. Pardon. Teşekkürler." diyerek aldım ve elimdekileri sepete boşalttım. O anda düşündüm tek şey beni paspal bir şekilde görmesiydi. Giysilerim tam bir fiyaskoydu! Hele yüzüm ölüden farksız, ruh gibiydi.. Hızlı adımlarla kasaya geldim. Parayı ödedikten sonra ona bakmadan dışarı çıktım. Beklemekle gitmek arasında seçim yapmam gerekti. Gidersem ondan kaçıyormuş gibi olacaktım. Kalırsam ona meraklı gibi olacaktım. Of! Kararsızlığım burada da beni buldu. Zaman daralıyordu. Gelmek üzereydi. Gitmeliydim. Adımı atmamla kapı açıldı. Geç kalmıştım. Elimde sıkıca tuttuğum poşet ile ne söyleceğimi bilemedim. Yanıma geldi.

"Buralarda mı oturuyosun?"

Parmağımla işaret ederek "Evet. Şurada ki kahverengi binada" dedim.

Gösterdiğim tarafa doğru bakıp kafasını salladı.

"Hım.. Ben biraz daha geride diye düşündüm."

"

Neden ki?"

Soruyu sormamla aklıma gelen görüntü bir oldu. Perşembe günü otobüste beraber gelirken erken inmiştim. Sırf o bakışlarından utandığım için. Kızaran yüzümü görmemesi için..

Sevimsiz gülüşünü yaparken "Imm... Hatırlatmamı ister misin?" dedi.

"HAYIR! Gerek yok!"

Gözlerini üzerime dikmesi tüylerimi ürpertiyordu. Konuyu kapatmak adına "Sen?" dedim. Eliyle gösterirmiş gibi yapıp daha sonra vazgeçer bir halde "Yan sokakta."dedi. Ağzımdan çıkan "Neden karşılaşmadık daha önce?" sorusuyla ikinci bir şoku yaşadım. Kendimi onun yanında rezil etmekten keyif duyuyordum sanki. Hoşuna gitmiş gibi güldü.

"Çok mu isterdin? Daha önce taşınsaydım keşke. "

Düzeltmek adına kurduğum cümleler pekte kurtarmadı.

"Ya yanlış anladın! Öyle demek istemedim."

Anlamış olacak ki sakin bir ses tonuyla "İki ay oldu. Genelde çarşıdaki otobüsleri kullanıyorum. Gece geç geliyorum." dedikten sonra hafifçe yaklaşarak "Merakını giderdim sanırım." dedi.

Benimle eğleniyor mu, sohbet mi ediyor bellisizdi.

"Anladım."

"Nasıl oldun? O gün.. İyi görünmüyordun."

Aklına şimdi mi geldi? Bunu demeyi çok isterdim. En azından mesaj atabilirdi o gün.. Merak bile etmedi.

"Sadece o an oldu öyle. İyiyim. Bir daha rahatsız etmem seni o şekilde..."

Soğuk ifademi bozmak istermişcesine elindeki poşetten birkaç şey çıkardı.

"Elini ver!"

" Hıh? "

"İstemiyorsun galiba. Neyse boşver. "

Poşete atmak üzereyken ellerimi açarak " Ya tamam.. İstiyorum. " dedim.

Başını yana çevirip gizlice gülümsedi. Bana döndüğünde ise ciddi bir ifade vardı. Elime bırakırken konuştu.

" Köle olmak zor iş. Kendine iyi bakman gerek. Öyle değil mi? Özellikle balık hafızana en iyi gidecek şey bu. "

İşaret parmağıyla gösterdiği şey balık yağı ve yanında vitamin kutusu. Dalga mı geçiyordu? Sinirlerim bozulmuştu, yüzüm asılmış bir halde "Sen ciddi misin? Pardon da salak olduğumu falan mı ima etmeye çalışıyorsun? İhtiyacım yok bunlara. " dedim ve elimdekileri poşetine atarken devam ettim.

"Sadece nasılsın demen yeterliydi. Gerçi onu demen de pek bir şey ifade etmiyor. "

İçimi boşaltmış olmanın rahatlığıyla arkamı döndüm. Vereceği ya da vermeyeceği cevap umrumda değildi. Adım attığım an önüme dikilmesiyle başım montuna değdi. Bana bakan gözlerine karşı bakışlarımı rahat bıraktım. Rüzgarın esintisi etrafımızı sararken onunla göz göze gelmenin heyecanı kalbimi titretti. Kızgın olmam gerekirken nasıl bir büyü yaptı da sakinleştim bilmiyordum. Sadece o bal renkli gözlerini gözlerime değdirmesiyle her şeyi unuttum. Bulunduğum yeri.. Saati..... Hatta kendimi... Büyülü bakışlarını gözlerimden çekerken beresini düzeltir gibi yaptı.

"Şey.. Kırmak için söylemedim. Yani demek istediğim... Neyse.. Tutmayım seni."

"Dur" dedim daha gitmeden. Gözlerimi yere eğdirip sözlerime devam ettim.

"Geri istiyorum. Benim için almışsın ya hani.. Ziyan olmasın."

Rahatlamış ifadesiyle elini şıklattı. Aldığı ilaçları tekrar çıkardıktan sonra poşetinden elime doğru baktı. Elimdeki poşeti ucundan yavaşça kendine çekti. Ellerimiz değmesin diye özenli davranıyordu sanki. İlaçları poşetin içine atarken "Bitinceye kadar kullanmak zorundasın. Çok para verdim." dedi. Gıcıklık yapmazsa olmazdı zaten. Artık aldırış etmemeyi öğrenmeye başladım.

"Tamam. Dibini görene kadar kullanacağım. Teşekkürler."

"O zaman kaçar ben.." dedi, ellerini sallarken devam etti.

"Görüşürüz. Yani aynı mahallede olduğumuza göre karşılarız mutlaka. İyi akşamlar."

"İyi akşamlar."

Yönü bana dönük şekilde yürümeye başladı. "

Vitamin önemli..."

"Vitamin! Haklısın."

Arkasından bağırırken önüne dönüp normal bir şekilde uzaklaşmaya devam etti. Hareketleri olduğundan daha tuhaf geldi. Neydi şimdi bu? Nasıl davranmalıydım ya da kendime nasıl engel olmalıydım? Elimdeki poşete uzun uzun baktım. Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi.

Küçücük bir şeyle nasıl büyük bir mutluluk yaşar insan?

Sıkıcı geçen günün ardından geçen şu birkaç dakika nasıl alır götürür bu kasveti?

İçime dolan kelebeklerle beraber eve döndüm. Poşeti masaya bırakırken içindekileri boşalttım. İlaçları masamın üzerindeki notların yanına koydum. Baktıkça sırıtan suratıma hakim olamadım. Limonları mutfağa götürmek üzere elime alırken Nur yorganın arasından başını dışarı çıkartıp dikkatlice izliyordu.

"Ne oldu sana? Geldiğinden beridir tuhafsın."

Umursamaz bir tavırla "Sana naneli limon yapacağım şimdi, anlatırım." dedim ve odadan dışarı çıktım.

Arkamdan bağırarak "İpucu ver bari!" dedi.

"O vitaminleri Samet verdi. " diye seslendim mutfaktan. Tabi ipucu için fazla detay içeriyordu. Ama ağzımda paslanmasına izin veremezdim. Anlatıp rahatlamalıydım. Aynı şekilde Nur da... Daha fazla dayanamayarak hasta yatağından kalktı ve öksürerek yanıma geldi. Cemre ve Hilal de sesimize doğru yönlerini çevirmiş, bu haberi ilk heyecanıyla dinlemek için eşlik ettiler. Suyu cezveye koyarken titrek çıkan o şapşal ses tonuyla anlattım. Cemre kapının eşiğine yaslanmış elleri bağlı halde başını salladı.

"Tatlım. Gelişme var desene. Bu çok iyi. Sonunda.. Neydi o? Heh! Gıcık! Gıcık çocuk az da olsa düşünceli birine dönüşüyor."

Nur ise dibime kadar geldi ve "Kanka cidden o katı çocuk bir anda nasıl düşünceli biri gibi oldu? Bence bunun tek bir nedeni var. Senden hoşlanıyor. Yakında sevgili de olursunuz." derken tezgahın üzerindeki limonları da doğramayı ihmal etmedi.

"Abartmayın kızlar. Altı üstü iki kutu ilaç verdi. Zaten değişen bir şeyde yoktu. Yine gıcıklığı üzerindeydi. Yani sadece arkadaşız. Hem sevgilisi var onun."

Hilal gözlerimin içine bakarak "Nerden biliyorsun?" diye sordu.

Dudağımı sanki üzgün bir çocuk gibi büzerek "Yanında bir kız varya sürekli öyle düşündüm. Hem yemekhanede söylediğimde de reddetmedi.." dedim.

Nur sinirli bir şekilde "Saf mısın? Arkadaşlardır belki. Seni gıcık etmek hoşuna gidiyor. Bence tepkini merak ettiğinden demiş olabilir." dediğinde "Neyse ne. İster sevgili ister arkadaş olsunlar.. Bizden olmaz. Heveslenmeyin boşuna!" diyerek kesilen limonları suya atıp ocağa koydum. Limon kokusunu çekerken içime kalbimi serin tutmaya çalıştım. Çünkü kendimi iyi tanıyordum. Umutlanırsam eğer her şeyden bir sebep arar hale gelirdim. Attığı adımdan, baktığı yere kadar.. Fakat bu kez o umudu hissetmek istedim. Elimi göğsüme koydum. Sanırım kalbim çoktan ısınmaya başlamıştı. Bir müddet gözlerimi kapatıp o aşkın büyüsünü izlemeye koyuldum.

Aşk bu muydu sahi?

Dilimden çıkmayan şarkıları beynimin mırıldanması mı?

Yönümü belirlediğim halde ona doğru giden ayaklarım mı?

Ve baktığım her yerde onun yüzünü gören gözlerim mi?

Bölüm sonu

6 yorum