İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 15 · 6 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 15

13. Bölüm "GÖREV TAMAMLANDI"

Ders çıkışı dediğini yaptım ve sınıfın kapısında bekledim onu. Dışarı çıkan öğrenciler yüzüme gülerken Samet deri montunu giyiyordu. Kapının yanında ki duvara yaslandım. Biraz sonra önümde dikilmesiyle bakmadan konuştum.

"Nereye gidiyoruz?"

"Ufaklık.."

Başımı kaldırdım aniden. Bu Yavuz abiydi. Duruşumu düzeltip toparladım kendimi.

"Farketmedim seni."

Elindeki kitaplarla sınıfı işaret ederken konuştu.

"Başka birini mi bekliyorsun?"

"Malesef.."

Bunu üzülerek söylediğim için şaşkınlıkla baktı.

"Ne oldu? Biri rahatsız mı etti seni? "

"Yok ya. Bir şey olduğundan değil. Öyle dalgasına konuştum. Sorun yok yani."

Omzuma dokundu. Gözlerime dikkatle bakarak

"Bana her şeyi anlatabilirsin. Biliyorsun değil mi?" dedi. Bakışları farklıydı sanki. Derin ve duygulu.. Bir şey söylemek istemiştim ki Samet yanımızda belirdi. Yavuz abinin omzuma dokunduğu kolumu tuttu ve "Gidelim!" diyerek sürükledi. Kolumu sıkarken acıdan bir şey diyemedim. Sadece el salladım Yavuz abiye. . Adımlarım ona yetişmek için hızlanırken tökezlemeye başladım. Çıkış kapısına geldiğimiz sırada "Samet. Bırak kolumu." diye bağırdım. Yaptığı hareketin farkında değildi sanki. Bir anda elini çekti ve suratı buz kesti. Kolumu kurtardığımda diğer elimle tuttuğu yeri yavaşça ovaladım. Sert bakışlarımı ona doğru diktim. Eliyle başını tutup kendini sıktı. Tekrar elini serbest bıraktı. Ve bana döndü.

"Ben bir an.. Neyse özür dilerim. Bir daha olmayacak."

Önden giderken arkasından sessizce yürüdüm. Otobüs durağına kadar geldiğimizde artık konuşmam gerekti. Beni nereye götüreceği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Normal şartlarda yeni tanıdığım insanlara öyle kolay ısınamam. Hele birde karşı cins ise şak diye red ederim. Ama bu çocukta bir şeyler vardı beni ona iten. Söyledikleri alay edici ve iğneleyici olsa da bundan huzursuzluk duymuyordum. Gelen otobüse binmek üzereyken sırt çantasını çekiştirdim. Basamağa attığı adımı kaldırıma indirip yüzüme döndü. Dudağını kaldırarak konuştu.

"Ne var?"

"Nereye gidiyoruz?"

"Avm ye. Eğlenceli olacak merak etme."

Arkasını dönüp bindi tekrar ve en arkada bulduğu boş koltuğa oturdu. Ben ise merdivenle kaldırım arasında duruyordum. Karar vermem uzun sürmedi. Arkada öğrencilerin bağrışlarıyla bindim. Samet'in önündeki koltuğun koridora bakan tarafına oturdum. Evdekilere geç geleceğimi söyledim. Gideceğimiz yer merkezden uzakta, şehrin dışına doğruydu. Sıkça gittiğim bir yer değildi. En son ne zaman uğramışımdır hatırlamıyordum bile. Yaklaşık yirmi dakikalık zamanın ardından beni dürtmesiyle geldiğimizi anladım.

İçeri girdiğimizde hafta içi olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Işıklar sesler beynimde yoğun bir ağırlık yaparken önümü görmekte zorlandım. Kalabalık ortamlarda yanımdaki kişiyi kaybetme olasılığım yüksekti. Çok fazla yüz gördüğüm için beynim bir müddet sonra ayırt edebildiğim yüzleri de unutmama sebep oluyordu. Bu yüzden yanımdaki kişinin kolundan ayrılmazdım. Fakat şimdi köşeye sıkıştığımın farkındaydım. Bunu ona söyleyemezdim. Heyecanım artarken avuçlarımın terlediğini hissediyordum. Gözlerim sadece onu izlediğinden adımlarım savunmasızdı. Birilerine çarpa çarpa ilerliyordum. Yorulan bakışlarım başımın ağrımasını geciktirmedi. Ceketimin kenarlarını sıkarken Samet ben yokmuşum gibi yürüyordu. Sonunda bir mağazanın önünde durdu ve bana döndü.

"Sana burda fazlasıyla ihtiyacım olacak. Zor beğenirim. Biraz yorulacaksın ama.. KÖLE olmak kolay değil."

Şu köle lafını bağırarak söylemesindeki amaç ne anlamış değildim. Sinirden kızarırken peşinden mağazaya girdim. İçerisi çok şükür ki sakin ve ferahtı. Havanın sıcağına karşın burada kışlık kıyafetler hakimdi. Samet montların olduğu reyonu incelemeye başladı. Beğendiği birkaç şişme montu bana doğru uzattı. Elime aldım ve neredeyse benim ağırlığımdalardı. Montların asılı olduğu duvarın hemen yanındaki duvara monte edilmiş boy aynasına geçerek deri ceketini çıkardı. Asacak bir yer ararken bana çevirdi yönünü. Kollarımda yer olmadığı açıkça görünüyordu. Aklından ne geçirdiğini çözemedim. Yalnızca beni kışkırtmak için elinden geleni ardına koymayacağını biliyordum. Elindeki ceketin her iki yanındanda tuttu ve karşımda geçti. Önüne düşen saçlarını başını sallayarak düzeltirken, elindeki ceketi başımın arkasından omuzlarıma yerleştirdi. Yüzüme yakın mesafedeyken üst kısımların iyice oturduğundan emin olmak istercesine kendisine çekti. Bunu yaparken üzerimdeki ağırlıkları taşımayan vücudum ona doğru ilerledi. Nefesini yüzümde hissederken başımı eğik tuttum. Ağzımdan dökülmeyen kelimeler beni daha çok utandırıyordu.Yüzümün kızardığına yüzde yüz emindim. Nihayet elimde tuttuğum montlardan birini aldı. Aynanın karşısında giyindi. Ona bakmak istemezken "Sence nasıl?" diye sordu. Başımı kaldırdım. Geniş omuzlarına ve açık tenine mavi şişme mont fena şekilde yakışmış, açık kahve saçlarıyla modelden farkı yoktu. Gözlerim kocaman olurken dilim bağlandı. Kendine gel Melike. Aşık olmak için yanlış seçim. Kendimi topladım. Sesimi düzeltip "Fena olmamış." dedim. Pek inandırıcı gelmedi anlaşılan. O gıcık gülümsemesini yaptı.

"Fena olmamış... Bu sanırım fazla hatta çok çok fazla fazla yakışmış olacaktı."

Kelimeleri yavaş ve vurgulu söyledi. Kaşlarımı kaldırıp takmıyor gibi konuşmaya çalıştım.

"Yanılıyorsun. Kendini beğenme bu kadar. Normal duruyor işte."

"Normal mi?"

Güldü. Montu üzerinden çıkardı ve kenardaki askılığın üzerine doğru attı. Gözlerini çekmeden bana doğru geldi. Yüzümü aşağı indirdim. Bakma sakın! Elimdeki montlara sıkıca sarılırken omzuma astığı ceketine dokundu. Sağ kulağıma doğru eğildi. Gözlerimi sıkıca kapattım. Mümkün olsa kulaklarımı da kapatırdım. Sesinin en iyi tonunu fısıldadı.

"Beni aptal sanma. Etkilendiğini biliyorum. Sert kız profiline bürünmene gerek yok. Buraya kadar geldiğine göre.."

"Konuşma!"

Gözlerim kapalı halde sesim yüksek çıktı. Sonunda söyleceği şeyin ağırlığını taşıyamazdım. Başımı kaldırdım ve nefretle bakan gözlerimi ona çevirdim. Şımarık yüzüne vurmayı hayal ettim. Bağırmak istedim. Ama gözlerim izin vermedi. Elimdekileri bir anda yere bırakıp mağazanın dışına attım kendimi. Süzülen yaşları silerken nefes alıp verdim. Beni zayıf görmemeliydi. Aynaya bakmak istedim. Sırt çantamı önüme doğru getirirken deri ceket yere düştü. Hala üzerimde olduğunu bilmiyordum. Üzerine basmak varken yere doğru uzandım. Benimle beraber biri daha uzattı elini. Ceketi yerden alıp hafifçe vurarak silkeledi. Gözlerim buğulu kim olduğunu görmeye çalıştım. Ağlamaklı sesimin çıkacağından korktuğum için sesim kısık şekilde söyledim.

"Teşekkür ederim."

Yüzüme gülümseyerek bakıp kafasını salladı. Ceketi bana doğru uzatırken Samet benden önce davrandı ve selam verdi.

"Naber?"

Birbirlerini tanıyorlar mıydı?

"İyi ne olsun. Siz beraber misiniz?"

"Sayılır."

Samet'e sert bakış atarken çocuk bana doğru eğdi başını. Yüzüme dikkatle bakıp "Beni tanımadın yine." dedi.

Başıma tokmakla vurulmuşcasına afalladım. Kim olduğunu düşünmeye halim bile yoktu. Olsa da gerçi sonuç aynıydı. Kocaman bir boşluk. Bir hiç..

Beni salak olarak düşünmeleri umrumda olmadı. Kafamı olumsuz şekilde salladım.

"Hatırlayamadım." dediğimde ellerini kot ceketinin cebine koyarak doğruldu. Samet ise şaşkınlıkla bana bakıyordu. Gözünde artık katıksız bir salaktım.

"Neyse en azından bu kez Ali demedin."

"Yiğit? Kafede tanıştık. Değil mi?"

Kaşlarını kaldırarak "Aslında ondan önceydi ama sorun değil. Bunu hatırlamanda güzel." dedi.

"Daha önce karşılaştık mı?"

Cevabımı almak üzereydim ki Samet koluma dokundu.

"Gidelim sonra konuşursunuz. " dedi ve Yiğite döndü.

"Kanka okulda görüşürüz. Dikkat et."

"Görüşürüz."

Avm nin çıkışına doğru ilerken etraf yine curcunaydı. Ondan ayrı yürümek istediğimden yavaş attım adımlarımı. Karşıma çıkan her yüze bakmadan ilerlemeye çalıştım. Sorun yaşamak istemiyordum artık. Sözleri yeterince ağırlığını hissettirirken kalbime, bir de bu hastalığın yükünü kaldıramazdı bedenim. Yüzümü yere eğdim. Işıkların gözümü esir almasını engelledim. Ama hesaba katmadığım o baş ağrısı nüfuz etmeye başladı. Sesler beynime uğultu gibi girerken, yere döşenmiş mermer taşların desenleri birbirine karışmaya devam etti. Biri beni tutup çıkarmalıydı. Gücüm kalmadı. Ellerimi boşluğa bıraktım. Başım dönerken gözlerimi kapattım. Bayılmak üzereydim. Bilincimi kaybetmek üzereyken ismini sayıkladım.

"Samet. Samet... Samet!"

Sesimin yüksekliği ne kadardı bilmiyorum ama bana doğru koşar adımlarla gelmesinden onu durduracak kadar çok çıktığını anladım. Yanıma geldiğinde kollarımı tuttu. Nefes almakta güçlük çekerken sesi boğuk çıktı.

"İyi misin? Melike! "

Başımı kaldırdım. Zorlukla kondurduğum tebessümle "İyiyim." diyebildim.

"Bekle burada su alıp geliyorum."

Gitmek üzereyken ceketin ucundan sıkıca tuttum. Bunu yaptığımda yerinde duraksadı. Endişeyle bakan gözleri masum görünüyordu. "Gitme" Dedim. "Gitmiyorum." Dedi. Yine gülümsedim. Bir süre bu şekilde kaldık. Başımın ağrısı geçerken kolundan destek alarak dışarıya çıktık. Otobüse bindiğimde cam kenarına o, yanına da ben oturdum. Yorgunluktan gözlerimi açamadım. Yavaş yavaş dalmaya başladım.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Kimsenin size böyle davranmasına izin vermeyin. Çok sevseniz bile

  • Al işte kız kriz geçiriyor yani ya daha kötü olsaydı. Sakin ol kötü söz yol sakin