İçeriğe geç

HİNDİBA

Bölüm 14 · 4 dk okuma

HİNDİBA

Bölüm 14

12. Bölüm "ACI İNTİKAM"

Yemekhane sırası kapıya kadar uzanırken oturacak yer aradı gözümüz. Yemekte sebze çorbası, tavuklu patates, pilav ve sütlaç vardı. Güzel yemek yiyeceğim için mutluydum. Sıra bize geldiğinde tepsileri alıp cam kenarında yeni boşalan yere oturduk. Camdan okulun manzarası eşliğinde yemek yemek ayrı bir güzeldi. Çorbamı yavaşça içerken telefonumundan mesaj sesleri gelmeye başladı. Ekranı ters çevirip görmezden geldim. Bu kezde aramaya başladı. Kim bilir ne isteyecekti. Cevap vermeyecektim. Nur sesten rahatsız olup telefonumu eline aldı. Ekranda yazan ismi çevirip "Alemsin kanka. Gıcık diye mi kaydettin?" dedi. Kızlar gülerken Nur'dan aldım telefonu ve açtım.

"Efendim!"

"Beklemekten hoşlanmadığımı söylemiştim."

"Yemek yiyordum. Farketmedim. Ne istiyorsun?"

"Demek farketmedin.. O yüzden mi aradığımı görür görmez ekranı çevirdin?"

"Nasıl yani? Anlamadım."

"Köle buraya bak!"

Sesi telefondan daha net geliyordu. Hilal koluma dokundu ve "Melike burada." dedi. Kafamı yan tarafa çevirdiğimde elini sallayarak gülüyordu. Telefonu kapatıp tekrar bağırdı.

"Köle buraya gel!"

Öğrencilerin bakışları ve gülüşmeleri arasında ayağa kalktım. Yanına doğru gittim.

"Yine ne var?"

"Bu kadar sert olma. Yalan söylemeseydin eğer bağırmayacaktım. Bunu sen istedin."

"Tamam. Sakinim. Söyle."

"Bana yemek al. Sırayı bekleyemem."

Paşa çocuğu sanki. Ağzımı açmama izin vermedi. Öğrenci kartını elime tutuşturdu ve orta masalardan birine oturdu. Elimdeki kart ve sıraya şöyle bir bakınca nasıl bir belaya bulaştığımı daha iyi anladım. Sıranın sonunda içimden küfür ederek bekledim. Nihayet yemekleri alıp tepsiyi önüne koydum." Afiyet olsun." dedim ve arkamı döndüm.

"Hop! Nereye? Salata almamışsın. Limon ve yağ eklemeyi de unutma!"

Allah'ın cezası!

Yüzüne bakmadan salatasını hazırladım. İçimde nefret birikirken onu sinirlendirmek istedim. Limon ve yağı koyarken baharatlar gözüme çarptı. Karabiberi alıp bolca döktüm. Salatanın içindeki maşayla anlamaması için karıştırdım. İntikam duygusu yüzüme de yansıdı. Sinsi gülüşümle masasına geldim. Salatayı tepsisine koyarken "Gitme." dedi. Elim salata tabağında yüzüne şaşkın bir ifadeyle baktım.

"Yalnız yemeyi sevmem. Beraber yiyelim. Hıh?"

Bakışları olduğundan daha masumdu. Bunu kalpten istemiş gibiydi. Ona eşlik etmemi istemesi garip gelsede yüzündeki ifadeye bakınca red edemedim. Arkadaşlarımın olduğu masaya gelip çantamı, ceketimi ve tepsimi aldım. Kızlara acı içinde bakarken onlar sadece gülümsedi. Zalimler! Samet'in yanına tekrar geldim, karşısına oturdum. Beni gördüğünde o yan ağızlı gülümsemesini yaptı. Aldırış etmedim. Çorbadan bir yudum aldığımda buz gibiydi. Suratına somurtarak bakarken "Yemeğim buz gibi olmuş senin yüzünden. Bana ne gerek vardı hem. Kız arkadaşınla yeseydin ya." dedim. Ağzımdan çıkanları bazen ben bile tahmin edemiyordum. Kaşığını tabağına sertçe koydu. Ağzını peçeteye sildi ve masaya biraz daha yaklaştı.

"Kız arkadaşımın dersi yok bugün. Merakını giderdiğime göre sessiz ol. Birde ağzını şapırtmadan ye."

Yüzümü tiksinir şekilde buruştururken "Tamam daha çok şapırdatırım." dedim.

Ne tür bir manyak bilmiyordum ama sınıftakilerin bizi böyle görmesi yanlış anlamalarını sağlayacaktı. Kötü olanda kimsenin yüzünü hatırlayamadığım halde bu gıcığın yüzünü uzakta bile olsa tanıyordum. Yemeğimi olabildiğince hızlı yedim. Çabucak kalkmak istiyordum. Sessizlik hakimken masada öksürmeye başlamasıyla başımı kaldırdım. Sanırım salatadan yemişti. Fena bir şekilde öksürüyordu ve gözleri de yaşarmıştı. İntikamın iyisi olmaz. Kendimi kötü hissettiğimden su bardağını uzattım. Bir şey söyleyemiyordu. Sudan yudum yudum içerken sonunda rahatladı. Arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı.

"İyi misin?"

Gözleri kızarmış kendini sıkarak "İyi gibi bir halim mi var? Geberiyordum az daha. Ayrıca bu şekilde oyun oynama benimle. Çocuk gibi." dedi.

Söylediği sözler ağır olsa da haklılık payı vardı. Ellerimle oynarken başım eğik bir halde "Özür dilerim." diyebildim.

Bir şey demeden kalktı masadan. Fena halde sinirliydi bana. Ama haketmişti bunu. Bana yaptığı eziyetti resmen. Gönlümü bu cümlelerle ferahlatmaya çalıştım.

Fakülteye doğru yürüdüm. Hava sonbaharın renklerine bürünmüş yerler sararmış yapraklarla doluydu. Kampüs her mevsim ayrı bir manzaraya bürünüyordu. Her mevsim ayrı bir neşe. Ayrı bir heyecan.. Yaprakların üzerine basa basa fakültenin girişine kadar geldim. Açılan kapıyla beraber Cemre ile karşılaştım. Kıyafetlerini iyi bildiğimden ayırt etmem kolay oldu. Bir de Cemre'nin o zayıf suratıyla yaptığı mimikleri neredeyse ezbere biliyordum. Yanında sevgilisi de vardı. Tolga, Cemre ile neredeyse aynı boyda esmer bir çocuk. Siyah deri montuyla klasik bir tarzı vardı. Onu ayırt edebileceğim en iyi ayrıntı saçının arkasındaki iz. Kibrit kadar bir çizik var. Yüzlerindeki ifadeden tartıştıklarını anladım. Bu durumlarda kaçmak en iyi çözümdür. Beni görmediğini düşünerek başımı çevirdim ve hızlı adımlarla sınıfa doğru yürüdüm. Çok geçmeden farketti beni. Bu daha büyük bir sorundu. Trip kraliçesini kızdırmak bu hayatta yapacağım en son şey olurdu. Felaket derecede konuşurdu. Neredeyse dilimizdeki tüm kelimeleri fethederdi. Gülümseyerek başımı çevirdim. Sinirli yüzü beni gördüğünde normale döndü. Omzundan sarılarak "İyisin değil mi tatlım?" dedi. Yüzümün kızardığını düşünerek elimi yanaklarıma götürdüm. Ateşim falan yoktu.

"İyiyim ben. Niye sordun ki!"

Dudaklarını ısırdı. Zorlukla kaldırdığı parmağıyla panoyu işaret etti. Neler olup bittiğini anlamak için panoya yöneldim. Duyuruların arasında A4 kağıdına kocaman harflerle "KÖLE! ÇIKIŞTA 29 NO DA BEKLE BENİ." yazılıydı. Yanıma gelen bir kaç kişi bana bakarak güldü. Sinirden dişlerimi sıktım. Kağıdı yerinden çıkarıp yırttım. Sınıfa doğru giderken arkamda duyduğum ses hep aynıydı.

"Fakültemizin yeni bir kölesi var."

"Köle kim ya?"

"İşte şu giden gri şallı kız."

Samet seni gebertmek istiyorum. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. Elimdeki kağıt parçalarını çöpe attıktan sonra kızların yanına oturdum. Ders bitimine kadar sessiz kaldım. Üzerime değen bakışlardan rahatsız olsam da direndim. İnsanların bakışlarından rahatsız olmamın nedeni ben onları hiç bir zaman hatırlayamazken onlar beni hep tanıyacaktı. Ben onların arkasından konuşamazken onlar benim dedikodumu yapacaktı. Yaklaşık on bir yıldır bu hastalık ile yaşarken ilk defa ağırlığını bu kadar çok hisseder oldum. Samet hayatıma girdiğinden itibaren bir şeyler düzgün gitmiyordu. Bir bela gibi yerleşti. Sabretmeliydim. Bugün neredeyse bitmek üzere.

Dayan Hindiba!

Bölüm sonu

3 yorum