İçeriğe geç

Hilaf Alavere

Bölüm 1 · 21 dk okuma

Hilaf Alavere

Bölüm 1

1.BÖLÜM-GEÇİCİ HALAS I

1.BÖLÜM GEÇİCİ HALAS

Zamanın esiri olan, geleceğe adımları kesilmiş olan.

Babası kızının adını zikretmekten bitap düşmüştü. Olmasın istiyordu, ona zarar gelmesin en büyük maruzatı buydu yıllarca.

“Meyus, Meyus, Meyus.” Annesi deli gibi hasta olan İgor haberdar olduğu birkaç bilgiyle ivecen davranıp annesinin ayaklarına kapanmıştı. Her şeyi yapmaya razıydı lakin ne yapsa kafi olmayacaktı.

“Meyus Meyus Meyus.” Kızının ismini zikretmeye devam etti. Elleri kolları bağlı birinin son çırpınışlarını izliyordu Odra. Bu kadın her anneden farklıydı. Oğlunu bu halde görmek bir annenin içini sızlatırdı ama kadının hissettiği tek sızı kalbinin altından batanlardı, hisler değildi. Dizlerinin üzerine çökmüş zavallı adam yavaşça yerinden kalktı. Son kez torunuyla konuşmak isteyen annesine dönmedi. Ölmekte olan annesinin inleyişleri kulağında yankılandı birkaç kere.

Annesinin ölmesinde değildi kederinin ipleri, annesinin kızıyla ilgili niyetlerindeydi bu ipler. Adamı boğacak kadar sıkılardı. İntihar değil, bir suikast ipleriydi adamın gözünde bu ipler. Kızı Meyus’a yaklaştırmak istemediği bu ipleri annesinin kızına dolamış olma ihtimalinde boğuluyordu.

“Gelmedin, yıllarca suçladın. Bundan sonra âla kurtuluşun.” Odra son kelimelerini boşa harcama niyetinde değildi. Mevta olmasına kalan son saatler içindeydi. Kadının vicdanında da ağır bir yük vardı. Yaptıklarından pişman değildi lakin sonuçlarına katlanmamak için saniyeleri sayıyordu son çabasıyla.

Sonuçları için uyarılmıştı, ama bunun bilinciyle dahi en ufak bir pişmanlık yeşermiyordu dikenli kalpte. Kalbindeki dikenler gülün dikeniydi adeta. Görünümü ve kokusu sizi aldatır, dikenleriyle kanatırdı.

Korumaya çalıştığının korunduğundan emin olan dikenler kadına son acısını çektiriyordu. Kadın ise bu dikenlere koku veren gülün kendisini kurtarabileceğini düşünüyor, nefesini buna harcıyordu. Günahları daha ceza bulmamıştı, istediği yönde. Ve ceza sahibine verilmediğinde kaos olurdu, bu kaostan bahsedenler sadece laftaydı. Eylemleri olmazdı. Torununun bir dokunuşundan yardım umuyordu bu kadın.

"Kızını getir." Oğlu İgor’a yıllar sonra söylediği birkaç kelime bundan ibaretti. Adam keder ile adımladı, nedamet duyarak yürüdü. İçeride her şeyden habersiz yatan kızının kapısını tıklattı. Kapıyı tıklatışı göstermelikti. Ne olursa ne fedası gerekirse gereksin kızını koruyacaktı.

"Acele et." Biliyordu yaşlı kadın zamanının kalmadığını. Gelen ses ile tekrar ölmek üzere olan annesine döndü, eli cebine gitti. Bunu yapması gerektiğini biliyordu iliklerine kadar bunu istiyordu ona, onlara duyduğu nefreti çok fazlaydı. Hala onu son gördüğünde olduğu kadar genç kalan annesine baktı. Onun yaşamını bengi sanıyordu.

Adam cebindeki altın hançeri kavradı. Annesinin gözleri kapalıydı. Gözleri kapalı genç bedeni izledi adam. Annesinin yüzü ilk adımlarını attığı yüz ile aynıydı. Hiç yaşlanmamıştı lakin adam kadının günahlarının izlerini görebiliyordu gergin cildinde. Anne sevgisi nefrete dönmüştü oğlunun içinde. En güçlü nefret sevgiden evrilendi, çünkü en büyük motivasyon sevgiydi.

"Ona dokunmadığını söyle?" Bunu biliyordu lakin emin olmak istiyordu. Her anını gözden geçiriyordu annesinin Meyus ile geçirdiği, ona zarar vermiş olamazdı. Bunu inkar ederek elindeki altın hançeri daha da sıktı.

"Bana onu getir." Kadının oğlunun duygusal dengesizlikleriyle uğraşacak vakti yoktu, tüm ömrünce bununla uğraşmıştı zaten. Böyle hissediyordu, oğlunu yanında tuttuğu on beş yıl ona bir ömür gibi gelmişti. Meyus Odra’nın kanındandı, tek umuduydu.

Oğlunda uğradığı başarısızlık yoluna sapmamıştı bile bu defa. Sadece ihtiyacı olan kızı son bir an daha görmekti. Belki de onu kendine bağlamaktı.

Adam iplerin ona artık nefes aldıracak mesafe bırakmadığını hissetti. Yaşlı kadın son kelimelerini toparlayacak enerjiyi üst katta kendini suya sokmak için acele eden kadından alıyordu. Enerji çağıranlar ona her zaman fazlasıyla yardımda bulunmuşlardı, isteyerek olmasa bile.

Mührü kurumuştu, her şeyden habersiz oğluna bakıyordu gözleri. Hiç gerçekten bakmamıştı oğluna onun bir hayal kırıklığı olduğu yargısına kapıldığından beri.

"Bana onu-" Oğlunun kalbine sapladığı hançer kadının nefesini kesti, son kelimelerini istedi. Hançerin dikenlerden bile büyük açtığı yarık kalbinden vücuduna yayılıyordu. Kanı hissetti kadın içinde, yoğunluğuyla süzülen sıvıyı. Yıllarca elinde etrafa bulaştırdığı sıvıyı hissetti içinde, ağzında, kan kusarken de dudaklarında. Oğlunun düştüğü bu hata kaosa sebebiyet verecekti bu şekilde düşünüyordu kadın, kendi yaptıklarını hata olarak görmediğinden. Oğlu ise artık karşısında son nefeslerini veren annesinden bir şey beklemiyordu, saçları da dökülmüştü zaten artık. Kel bir adamdı, kel bir adamın saçları yeni gürleşen bir çocuk gibi beklentisi olmazdı. O çocuk için olurdu.

"Bilinçsizsin, daha fazlası değil." Oğlunun tek bir şey bilmediğini düşünür, özümserdi Odra, bu onun kanısını ona kanıtlayan son hareketti. Adam hançeri çekmiyordu, annesinin kan toplayan gözlerine bakıyordu. Bir süre sonra kadın son nefesini olması gerektiğinden daha hızlı verecekti. Son nefesinde diyeceklerini tamamlayamadan nefesi tükendi. Arkasında iki renkten oluşan bir karmaşa ve ödenmesi gereken büyük bir bedel bıraktı. Oğlu ise sadece kurtulduğunu düşünüyordu. İçindeki sevgi nefrete evrileli çok olmuştu. Bu yüzdendi belki yaşadığı duygunun sevecen bir duygu olan üzüntü değil, durgun bir duygu olan dumur olması.

Genç adam hançerdeki kanın renginden tiksinti duydu. Hançeri kenardaki bezlerden birinin üzerine bırakıp ağzını bağladı. Bezin kanı emmesini izledi, annesinin bedeninden parkeye damlayan sesin ritmi adamın kulaklarına ölü bir beden ardından okunan dua gibi çınlıyordu. Önünde yine bir ceset vardı, yüzünde yine aynı tepkisizlik. Tıpkı çocukluğundaki gibi, ona hayat verenlerin hayattan gidişlerini izlemişti. Bir süre bekledi cesedin başında yüzünde en ufak bir duygu emaresi dahi olmadan. Büyük kahverengi bir kutuya şifresini girdikten sonra yerleştirdi kana bulanmış bez içindeki hançeri. Kutuyu da döşemenin altına yerleştirdi. Döşemenin güzelce kapandığından emin oldu. Arkasında bırakacağı vicdan izine bile yer yoktu.

Ayaklarıyla döşemenin üzerinde gezindi birkaç kez. Annesinin açıkta kalan gözlerine baktı, kadın kendinden razı bir şekilde yummuştu gözlerini. Ölü bedenden birkaç dakika sonra dökülecek gözyaşı kadının oğluna karşı duyduğu hicvin simgesiydi. Oğlu ise kendi hicvinin simgesini kanlı ellerinde görüyordu.

Annesi artık yoktu, her şey bitmişti kurtarmıştı kanını ve kızını. Adam kızının odasından çıkmasını istemiyordu. Tasa içinde yere damlayan kanları temizlemek için biraz daha bez buldu. Yerdeki kanı bir sürü bez ile emdikten sonra bu bezleri bir torbaya topladı. Yer tertemizdi, kızı tertemizdi adam bu düşünceye yasladı sırtını ve annesinin cesedi önünde dizlerinin üzerinde gözleri kapalı nefeslendi. İğrentisini gizlemeye çalışıyor ona bakamıyordu bile.

Annesi ölmüştü zaten olacağı hızlandırarak yok etmek istemişti. Suda ellerini temizlerken kendi içini rahatlatmaya çalışıyordu ama içindeki rahatsızlık içindeki şüphe kırıntılarından geliyordu. Hayır, inkar etti ve yoluna devam etmeyi hedefledi. Kızı artık güvendeydi, yıllarca üzerinde taşıdığı tüm ağırlık artık bir kefenin taşıyacağı ağırlıktı.

İçeride olanlardan habersiz uyuyan kız uykusunun açıldığını hissediyordu. Evde zifiri karanlık olduğunu fark etmeden kendisine seslenildiğini sanmıştı. Odası havasızdı, camını açmak istediğinde camının kilidi bozulmuş olmalı ki camı açmayı beceremedi. Kapı kulpuna uzandığında ise kapının üzerine kilitlendiğini fark etti.

"Baba, anne?" Ses gelmemişti. Onu paniğe sürüklemişti bu sessizlik. Kapının dışarıdan kilitlenmiş olmasına anlam veremiyordu. Telefonu çalmaya başladığı gibi gelen aramayı yanıtladı.

"Kızım kapın ve camın kilitli kalsın. Biz hastaneye gidiyoruz." Ve telefonu kapatmıştı annesi. Bu onu daha fazla şaşırtmıştı. Annesinin konuşkan olmadığını biliyordu lakin davranışlarında şüphe uyandırmayacak kadar mantıklı biri olduğunu da biliyordu.Bu kısa açıklama kesinlikle bir sürü şüphe tohumu eken türdendi. Hastaneye gitmeleri aklına kötü ihtimalleri getirirken annesini birkaç kez aradı lakin hiçbir araması cevaplanmamıştı. Anne babası genelde evden ani bir şekilde çıkar veya geç saatlere kadar dönmezlerdi kız buna alışkındı. Lakin kapının üzerine kilitlenmiş olması bir şeylerin gerçekten yolunda gitmediğini gösteriyordu.

Ürperti dolu adımlarla telefonunu sıkıca kavrayarak yatağına geri girdi. Evdeki sessizliği dinledikçe ürperdi.

Sessizlikten ses yaratan zihindi ama bunu duyamayan kulağın şahitliği yetersiz sayılırdı.

Yorganını üzerine çekti. Parkelerden birkaçının gıcırdadığını duydu. Anne ve babasını tekrar tekrar arasa da aramaları yanıtsız bırakılmıştı. Başka bir ses duymadığından duyduğunun hayali bir ses olduğuna inandırmaya çalıştı kendini. Kendisini zihninin oyunu olduğuna inandırdığı teninde hissettiği bir tutam saç ile bedeni uykuya hızlı ve yersizce teslim oldu. Bilincinde kaybolmak, vaat edilenlerden taviz her doğrudan gelen aldatmacaydı.

“Ona ve bana gerçekten bir açıklamayı dahi çok mu görüyorsun?” Esillia elindeki toprağı üzerine sildi. Kadının zaten ıslak olan kıyafetleri sayesinde üzeri çamur tutuyordu. Kocasının bu kadarını yapabileceğine asla ihtimal vermezdi. Adam ne tek bir kelime ediyor ne de bir tepki veriyordu. Bir ruhtan farksızdı ama kesinlikle bir ruhsuz değildi. Rahatlık hissi neredeydi, omuzlarındaki yük uçup gitmemiş miydi? Hafiflememiş miydi?

Durum bunun tam tersiydi, adam yükünü parçalamıştı ve uçup gidecek yükü sabretmeden parçalayıp parça parça kucaklamıştı. Sanki şimdi daha ağırdı yükü. Ona benzediğini hissediyordu. Sabır bir erdemsizdi. Sabırsızlık yaparak bir erdemsizi yok edebilmiş miydi? Sanrılar ve yanılsamalar zihninde kol gezerken gerçeklikten kopup duruyordu.

İgor açıklama bekleyen eşine döndü ama iki kelimeyi yan yana getirecek kadar düşünemiyordu. Şehrin dışında sayılırlardı. Adam elindeki toprağı silmeden yeni tıraş olmuş çenesini sıvazladı.

Bu gece annesini görmeyi beklemiyordu, bu gece annesini gömmeyi beklemiyordu. Hayır onu gömmeyi uzun süredir istiyordu ama beklemiyordu. Bazı isteklerin gerçekleşmesini isteklerimizi gerçekleştiğinde ne olacağını düşünmeden isterdik. O denli imkansız görünürdü ki bu istekler sizi beklentiye dahi sokmazdı.

Ellerindeki kürekleri arabanın bagajına yerleştirirken eşinin arkasındaki varlığını hissediyor ve ona duyduğu sevgiden bir açıklama yapma hissi ile yanıp kavruluyordu. Ama dönmüyordu ki dili cennet güzeline, cehennem alevini hissederken teninde. Günahı büyüktü, bunu biliyordu.

İgor’un uzaklaştığı tek erdem sabır değildi. Ellerinden kan akmıştı. Elleri o kanı akıtmıştı. Amacın önemi var mıydı günahın yanında? Sevap için işlenir miydi günah? Cenneti şeytan oluşturmamış mıydı aslında? Zihni karışıyorken gözünden akan bir damlayı eşinin soğuk parmakları sildi. Kadın deli gibi üşüse de bunu kocasına belli etmemeye çalışmıştı. Adam üzerindeki ceketi eşine vermeden ellerini pantolonuna sürterek arındırmıştı topraktan. Esillia sırılsıklamdı, bunu daha erken fark edemediği için kendine kızdı.

Kadın dolu gözlerle kocasına baktı. Kocasının ağlayamadığına değil de kocasının ağlamak isteyişine ağlıyordu kadın. Onu ne kadar sevdiğinin farkındaydı lakin ne kadar daha seveceğini kestiremiyordu. Arabaya bindiklerinde radyonun cızırtılı sesi kadının gerginliğini arttırıyordu. Radyo çekmiyordu ve yollar oldukça ıssızdı. Kasaba dışındaki bir araziye gömmüşlerdi cansız bedeni. Cinayetin kanı ikisinin de anlına yazılıydı artık. Kadın ellerinin titremesine engel olamıyordu. Bu hayatta neler görmüştü, ama gördüğü en acımasız şey sevdiği adamdan gelmişti. İkisi de yeterli kadar soğukkanlı değildi. Ama kadın adamın bunu yapmış olmasından dahi ürkmüştü. Esillia bu adamın saflığına dayamıştı sırtını. Güvenebileceği bir dal olarak görmüştü onu. Bu adam bu kadına ne çektirilmiş ise bilmeden nefret etmişti onlardan. Kadın düşmanını sevmeyene gönlünü kaptırmış ve güvenebilmişti. Ama şu an sakinliğini korumasına rağmen karşısında duran adamın sırtını yasladığı adam olmadığının farkındaydı. Ne de olsa kan tüm lanetleri beraberinde getirirdi.

Adam eşinin sorularına cevap bulamıyordu. Kadına olan güveni ve sevgisi sonsuzdu, böyle söylerdi. Kadının ona güvenini fark ettiğinde fark etmişti kendisinin en büyük dayanağının bu kadın olduğunu. “Odra giderken bile her şeyi altüst etti.” Esillia iç çekerek söylemişti bunu. “Kimse fark etmez mi?” Sesi endişe doluydu, kızını ondan uzak tutmayı en az kocası kadar istiyordu. “Kimsesi yoktu, benim dışımda.” Adam yalan söylemiyordu. Oranın kanı dışında kimsesi yoktu ona karşı bir duygu besleyecek. Tanıdıkları çoktu, tanınırdı ama aranmazdı. Belki intikam için aranırdı ama adam biliyordu ki bu arayış onun kapısını çalmazdı. Issız yolda daha da gerilen kadının dudakları usulca oynuyordu. Adam eşinin tedirgin halini fark etmişti. “Kızımız artık güvende.” Bu bile kadının içini biraz olsun rahatlatmaya yetmeliydi. Tam kocasına başka bir soru yöneltecek iken arabanın önüne atlayan ufak bir ceylan ile yüksek bir çığlık koy vermişti. Adam bunu engellemek için eli ile eşinin ağzını kapasa da yeterince hızlı olamamış, üstelik paniklediği için kaza yapmaktan son anda kurtarmıştı arabayı. Kadın panikle camını araladı ve hala yolun ortasında dikilen ceylana baktı. Arabanın kapısını açtığında hızla arabadan inmiş ve kocasının adını seslenişlerini duyamaz halde ceylana doğru ilerlemeye başlamıştı. Hayvan olduğu yerde kıpırdamadan durduğunda Esillia dizlerinin çöktü. Hayvan ile arlarındaki azıcık mesafeyi kapatıp ufak ceylanın başını okşadığında hayvan kadına dönmüştü. Kadın korkmuyordu hatta huzurluydu bile lakin geleceği onu tedirgin ediyordu. Bu ufak ceylanın bu gece karşısına çıkması onu tedirgin ediyordu. Ceylan ağzını araladığında kadın gerilmişti. Hayvan ufak dilini kadının anlına sürmüştü. Kadının vücudunu ani bir titreme esir alırken kocası yanına diz çöktüğünde ufak ceylan çoktan yoldan çıkıp ormana sekmişti bile. Kadının eli ıslaklıkla anlına yapışmış gül yaprağına gitti. Yaprak sıcaktı, ıslaktı. Kadın artık titremiyordu. Hatırlattı kendine artık o küçük kız değildi, savunmasız değildi. Batacak kadar kısa, batırılacak kadar sivri değildi. Bu gül yapraklarının ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu Esillia, hayra alamet değildi ama hayra giden alametlerdendi. “Buradan gitmeliyiz.” diye fısıldadı kocasına. Zaten hemen yanında olan adam onu bu ürpertici sessizlikte rahatça duymuştu. Kadın gül yaprağını elinde kuruttu. Ayaklandığında bu sefer soru yönelten kocasıydı.

“Esillia iyi misin?” “Bu ülkeden gitmeliyiz, uzaklara.” Kadın nereye gitmeleri gerektiğini biliyordu, oraya dönmek istemiyordu ama bunun gerekli olduğunu biliyordu. Bu yeterliydi, asilik etmeyecekti asil olan. Hatalarından ders çıkartmıştı bu kadın. Elindeki yaprağı dilinin üzerine aldı. “Esillia sen iyi misin?” Adam eşinin hareketlerini yargılayacak konumda değildi belki ama eşinin delirdiğini de düşünmüyor değildi. Kadın hareketlerindeki garipliğin farkına vardı ve hızla kendine çeki düzen vermeye çalıştı. “Doğduğum yere gidelim, uzak olalım tüm bunlardan.” Kadının içi burkuldu yalan ile battı parçaları içine kırıkları geçmişinin. Adam bu teklifin ani olduğunu düşündü, sonrasında eşini aniden içine sürüklediği bu durumu. Ona borçluydu.

“Evine mi dönmek istiyorsun?” Adam bu cümleyi kurarken kadın bu cümledeki kırgınlıkla salladı başını. Diyemedi, ev güvenli bahçendir. Diyemedi evde diken olmaz, güvendiğin bahçeye gül dikilmez. “Pekala, bunu yarın tekrar konuşalım.” Esillia acele ediyordu gitmek için daha doğrusu acele etmesi gerektiğini biliyordu. “Hemen yarın gidelim. Hayatımızın yeni bir defteri olsun yarın, onsuz ilk gün.” “Cesedin bulunacağını sanmasam da uzaklaşmak mantıklı.” Adam eşinin duygusal davrandığını düşünse de o da bir an önce kurusun istiyordu cansız beden hem toprağın altında hem de zihinlerinde. Gecenin bir yarısı eve vardıklarında adam nakliye için birkaç numara çeviriyor uluslararası nakliye için araştırma yapıyordu. Çoğu numara bu saatte aradığı için kendisine lanetler yağdırsa da adam en büyük lanetini toprağa gömdüğünü biliyordu.

Esillia ise geldiği gibi kendini suyun altına bırakmış ve temizlenmek istemişti. Ardından sessizce kızının kilitli kapısının kilidini açtığında yorganına sarılmış uyuyan kızını gördü. Kefene sarılmış bedeni gördü. Daha doğrusu bir kefen bulamayıp beyaz bir çarşafa sarılı bedeni. Zihni ona oyun oynuyordu. Ağır gelmişti bu yaşta belki de. Kırkına girmek üzereydi ne de olsa. Kızın yaşındaykenki hali gözünün önüne geldi, hevesleri ve heyecanları.

Saat gece yarısını geçmişti, kızı Meyus’un doğum günüydü. On sekizine giriyordu, gözde büyütülen, aslında küçülten o yaşa. Kendi on sekiz yaşını hatırladı. Tanıdık koku burnuna doldu ve ağzındaki yaprağı çıkarttı. Kızın masasına geçti. Boş defterlerinden birini bir kalem ile birlikte aldı ve defterin kapağını açıp ilk sayfaya bu yaprağı bıraktı. Kızının kapısını bu sefer kilitlemeden kapattıktan sonra odasından çıktı ve salonda telefon görüşmesi yapan kocasını beklemeden yatağa girdi. O gece adam üzerindeki tüm ağırlıktan kurtulmak için çabalamış, kadın üzerindeki tüm ağırlıkları o deftere aktarmıştı.

Meyus gözlerini araladığında ardına kadar açık kapısını gördü. Odası boştu, boşaltılmıştı. Yatağı hariç hiçbir mobilya ve eşyası burada değildi. Hızla yatağından doğruldu. Önce hala rüya gördüğünü ve bundan kaynaklı savsakladığını düşündü. Salondaydı, tüm eşyalar kolilere yerleşmişti. Büyük mobilyalar ise çoktan nakliye kamyonuna yüklenmişti. Neler olduğuna anlam veremiyordu gerçekçi bir rüya hissi ile kendini çimdikledi. Daha önce taşınmaktan bahsettiklerini hatırlamıyordu, ev sahibilerdi yani bir çıkartma durumu da söz konusu olamazdı. Zihni kaygıyla hızlıca bir sürü ihtimali gözden geçiriyordu.

"Sana açıklayamadık." Mırıldandı annesi. Kafasında o da birçok şeye anlam veremiyordu. Esillia ailesi için endişeleniyordu. Kocasının bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiş lakin asla da şikayet etmemişti. Sabaha karşı eşyaları paketlemeyi bitirmiş ve kamyonlara yüklenmelerini beklemişlerdi. Kadın uykusuzluk açısından kocasından farksızdı. Bir uğraştır alıkoymuştu onları uyumaktan lakin kadın emindi ki hiçbir şey yapmasa da uyutmazdı zihni onu.

"Acele et, tüm eşyaların yola çıktı bile. Karavana geç hadi." Genç kız şaşkınlık içinde annesine bakakaldı. Annesi kızına itiraz etme hakkı sunmadan onu kapıya yönlendirmişti bile. Babasını gördü Meyus, adamın rengi atmıştı, suskundu belki biraz da teessüf içindeydi kendine karşı. Kesinlikle bir şeylerin yanlış gittiğini görebiliyordu ama sorduğunda cevap alamıyordu.

“Ne oluyor?”

“Kızım, gitmemiz gerekiyor.” Annesi de babası da bilimle ilgilenirdi; belki bir terör onları tehdit ediyordu. Hayır sadece fazla film izliyordu. İyi de o zaman ne olabilirdi? Karavana yerleştiğinde nakliyeciler son kolileri de araca doldurmuşlardı. Karavanın ön taraf ile bağlantısı olan demir paravan kapatılmıştı. Ne tepki vereceğini bilemez bir haldeydi. Pek tepki veren biri de sayılmazdı Meyus.

“Hastaneye neden gittiniz?” Sorusunu değiştirerek belki cevap alabilirdi.

“Tansiyonum düşmüş, ben bayılınca baban hastaneye götürdü beni.” Annesi ilk sorusuna sessiz kalsa da bir açıklama yapma gereği duyuyordu. Sadece saklayacak şeyi olanlar çok açıklama yapardı, şüpheye mahal vermemek için.

Meyus araba çalışmadan önce son kez evine bakmak istiyordu. Ne olanlara kalma verebilmiş ne de doğru dürüst bir tepki verebilmişti. Öylece kabulleniyor muydu peki? Nakliye aracı gittiğinde karavanın arka kısmından açılan kapıyı aralayıp dışarı çıktı. Neler olup bittiğini anlamıyordu, artık tamamen bomboş gözüken evine girdi. Meyus kendini bildi bileli pek fazla ev değiştirmemişlerdi. Bu karar beklenmedikti her biri için. Odasına girdi son kez boynundaki büyükannesinin ona verdiği kolyeyi çıkarttı ve küçük odasında parkelerden açık olanını kaldırarak kolyeyi oraya sakladı.

Babasının bu kolyeden kurtulması gerektiğini söylediğini hatırlıyordu. Kolye cam bir ovalın içindeki gül yaprağından oluşuyordu. Babası ve babaannesinin arasına karışmayı sevmezdi. Bu eve bir iz bırakmak istemiş ve babasından daha masum bir yol izlemişti. Parkeyi güzelce kapadıktan sonra salondan geçti, ayağında ufak bir uyuşma hissetti. Ayağını sallarken annesinin sesini duydu.

"Gitme vakti." Annesinin daha fazla konuşmayacağını anlamıştı. Babası ise çoktan sürücü koltuğuna yerleşmişti. Karavanın arkasına bindi annesi ise bundan emin olduktan sonra kendi yerine geçmişti. Uyku sersemi sayılırdı ve olanlara istemsizce ayak uydurmuş ve neler olduğuna pek fazla anlam verememişti. Anne ve babası mükemmeliyetçi insanlardı, her şeyi planlamış öncesinde tonlarca düşünmüş olmalılardı.

Kesinlikle bir uyuşmazlık vardı, tüm bunları kızdan gizli planlamış olabilirlerdi ama bunu neden yapmış olabilirlerdi ki? Meyus karavanın arkasından her zamanki gibi onları duymayı bekliyordu, sandıklarından daha inceydi her yer. Bu karavanın varlığını unutmuş sayılırdı. Onlara hediye edilen bu karavanı sadece yıllar önce bir kez kullanmışlardı, cenaze için olan bir yolculukta. Annesi de babası da çok çalışırdı ve ikisi de tatil nedir bilmez insanlardı. Kız bu yaşına kadar hiçbir otele tatil maksadıyla gitmemişti. Ne annesi ne babası sevmezdi tatil yapmayı, yıl boyunca durmadan çalışırlardı. İkisini de bir robottan farksız görürdü. Annesi arada okyanusta yüzmeye giderdi. Birkaç kez onu da götürmüştü.

"Annem dün mevta olduğunda-" Odra en sevdiği insan değildi ve kızından tamamen uzak duracak olması da Esillia’nın birazcık hoşuna gitmişti. Bu his onda suçluluk yaratamıyordu her acı vicdanı körelttiyse daha acıydı. Oranın ölüm şekli kadının kendi oğlu ellerinden olmuştu, kanları lanetliydi. Esillia bazen kızı Meyus’un da bu kanı taşıdı gerçeğini kendine hatırlatmak zorunda hissediyordu kendini.

Meyus Odra'yı sadece üç defa gördüğünü bilirdi. Babası hep ondan uzak durmanın en iyisi olduğunu öğütlese de kız onu kötü anmıyordu. Onu ne iyi ne de kötü olacak kadar hatırlayabilecek anısı vardı. İlk görüşünde daha bir bebek olduğunu duymuştu, diğer biri ise bir yıl öncesi tam on yedinci yaş doğum günündendi. Bir diğerini tam hatırlayamıyor orta yaşlarında olduğunu tahmin ediyordu.

Büyükannesinin genç görünümü kalmıştı aklında, kendi annesinden bile daha genç görünürdü kadın. Cerrahi servisine ciddi bir servet yatırdığını söylerdi babası hep. Büyükannesi ile hatırlayabildiği tek tük düşünceler bunlardan ibaretti. Büyükannesini pek görmemiş ve şimdi ölüm haberini almıştı, şaşkındı belki biraz da mahzundu. Aslında belki daha bile fazlaydı ama genç kız ölüme anlam veremiyordu. Yatağa uzandı, yorganı kendine çekti. Yorganın onu koruyabileceğini düşünürdü hep. Bunu bir anısıyla bağdaştırmıştı. On yedinci doğum gününde iken bir köpek tarafından ısırılmış bacağına bebeklik yorganı bağlanmıştı, o kanlı yorganı hala saklamış ve ne kadar çabalarsa çabalasın tenindeki o izi geçirememişti.

Araba sarsılarak ilerliyordu, gözyaşlarının akıp kuruttuğu yüzünü yastığın serin yüzüyle buluşturdu kız. Karavan durduğunda çoktan yurt dışına çıkmışlardı. Sınırlarda prosedürler uygulanıyor arada rahatını bozması gerekiyordu. Araba ile gitmeleri oldukça uzun sürecekti tahminince ne kadar nereye gittiklerini bilmiyor olsa da ve kız buna hazırlıklı olduğuna emin değildi.

Mola vermişlerdi, şişmiş yüzüne biraz su vurdu. Zihnini donuklaştırmak istediğinde uyurdu. O kadar uzun uyurdu ki bazen bazıları bunu bir sorun olarak görebilirdi. Karavanın yan camlarından birinin perdesini araladı. Ardından karavanın kapısını açtığında ıslak çehresine vuran sert rüzgar tamamen uykudan arındırmıştı onu. Karnı acıkmıştı. Anne ve babasını arkalarından takip ederken sessizlik sinirlerine dokunuyordu. Oldukça güzel masalara sahip bir tesise oturduklarında kız tabelalardaki yazı dilini bilmediğini fark etmişti. Bu güzel masalardaki poşetlerin üzeri taşlar uçmalarını engellemek için konulmuş olmalıydı, her biri farklı desenlere boyanmıştı.

Annesi siparişi anlamadığı bir dilde vermişti. Sormak istediği çok şey vardı ama hiçbirine cevap alacağını düşünmüyordu. Yolda uyuduğundan başı çatlayacak gibiydi.

Önlerine gelen yemekleri hepsi sessizlik içinde yediler. Tarumar olmuş adam sessizdi, tek kelime dahi etmiyordu. Yemeklerini büyük bir sessizlikle yemeye devam ettiklerinde kız daraldığını hissediyordu ama bir tepki veremiyordu.

"Lavaboya gideceğim." Kız yavaşça doğruldu oturduğu pejmürde sandalyeden kalktı. Annesi kızının avucuna bir çeyreklik bıraktı. Daha doğrusu kıza tanıdık gelmeyen birkaç demir para. Kız bunun nedenini lavabonun önüne gelen kadar anlamamıştı, adeta orada nöbet tutan yaşlı adama uzattı bozukluğu ve içeriye girdi. İçerisi pek temiz sayılmazdı. Karavana gitmek istememiş kendini kalabalığa yakın hissetmek istemişti. Ani değişikliklerin onu yok etmeyeceğinden bu şekilde emin oluyordu. İnsanlara bakıyordu ve herkesin hiçbir şey olmamış gibi davranmasını izliyordu. Musluklardan birini açmayı denediğinde başarılı olamamıştı, denediği üçüncü musluktan akan soğuk su ile saçlarını ıslattı ve sıkıca yeniden topladı. Siyah gür saçlarını kontrol almanın en kolay yolu buydu.

Bu sırada bu izbe yerin kapısı açıldı. Kızıl saçlarıyla oldukça vahşi görünümlü bir kız arkasından geçerek kabinlerden birine girmişti. Kendi saçları aksine kızın saçların ne kadar düz ve parlak olduğuna takılmıştı aklı. Ellerini kurulamak için birkaç kağıt havlu alıp dışarı çıktı. Az önce kalktığı piknik deseniyle bezenmiş masaya döndü ama anne ve babası çoktan gitmişti. Yediklerinin ona ağır geldiğini, ekmeğin arasındaki et neye aitse onun midesini bulandırdığını hissediyordu. Yerken açlıktan ne yediğinin üzerinde fazla durmamıştı. Anne ve babasının karavana gitmiş olduklarını düşündü, arkasını döndüğünde az önce gördüğü kızıl saçlara sahip yeşil gözler ile göz göze geldi. Yeşil gözlerdeki bakışlar pek arkadaş canlısı durmuyordu.

Göz temasını keserek karavana doğru ilerlemeye başladı. Onlara seslense de de ses gelmiyordu, karavanın arkası boştu tıpkı ön kısmı gibi. Karavana girerek telefonunu aldı, çaresizce pencereden bakınırken annesinin numarasını tuşlamayı yeni bitirmişti ki ufukta karavana yanaşan anne ve babasını gördü. Sadece fazla paranoya yapıyordu, kuruntularından sıyrılmak için silkindi.

“Konuşmayacak mısınız?”

İkiside duraksayıp ağızlarında birkaç kelime gevelediğinde cevap alamayacağını anlamıştı Meyus. Daha da ne diyebileceğini bilmiyordu. İçine gömdü. Toprağı ayağının ucuyla eşeledi. Yol devam ederken uyumamak için her şeyi denemiş lakin uykuya bırakmıştı yine kendini.

Sabaha kadar annesi ve babasından haber almamış ve seslerini duymamıştı. Arada durup direksiyon değişmişlerdi. Bu kadar uzun nereye gittiklerini bilemiyordu.

Tekrar bir mola için durduklarında gece gündüz kavramını yitiren Meyus yatağa daha da sokuldu. Esillia kızını yemek yemesi için çağırmaya geldiğinde kızın uyuduğunu görmüş ve rahatsız etmemişti. Paket yaptırdıkları yemek poşetini tezgaha bırakmıştı. Kızına bakarken düşündü, bembeyaz teni, tokasından kurtulan siyah saçları ile hilafın kendisini görüyordu. Saf güzellik dedikleri bu olsa gerek derdi kadın kendi kendine doğurduğu andan beri. Bazen kızını daha iyi hissedebilmek için eline bir gül alır, dikenlerin kendisini kanatmasına izin verirdi. Saflık timsali, derdi. Dilinden saflık temsilcisi dökülemezdi dışarıya karşı. Ama biliyordu, bu saflık büyük bir çağırandı. Ve her dökülmüş yaprak bir sonun başlangıcı iken bir başlangıcında sonuydu. Bu yapraklar bir çiçeğin sonu olmuştu, ama onları birleştirmek bir başlangıç olabilirdi. Kocasının arabayı çalıştıracağını hissettiğinde kızın camını kapadı. Kızının sakinliğine şaşırıyordu ama kendi kafası da sorularını zincire vurmuyor muydu bir noktada? Karavanın kapısı kilitleyip mükedder eşinin peşine takıldı. Fırtına öncesi sessizlikti bu. Ama sallantı onları çoktan ele geçirmişti. *** "Ne söyleyeceğiz ona?" Igor cevap vermedi, zihninin aldatmacasında artık elinde olmayan kanlar yerlere damlıyordu. Her bir damlanın çınlamasını kulakları netlikle duyuyordu. Ne olursa olsun bir cinayetin ağırlığını üzerinde hissediyordu.

"Igor artık bana cevap ver." Kadın istemsizce patladığında adamın bu sefer ona bir cevap vereceğini umuyordu. Kızına bu belirsizliği yaşatmak istemiyordu. Belirsizlik bir insanı delirtirdi üzerine düşündürtürdü. Kızı zaten hiç bilmediği bir yapbozun parçasıydı, en azından o parçayı göremesede yerini bilsin istiyordu kadın. Kızının hangi parça olduğunu söyleyecek cesareti yoktu. Ama kocasına o parçaya yerini söylemesi konusunda kızıyordu. Ya kendine kızamadıklarını yansıtıyor ya da kocasının ellerine bulaşan kanın lanetine olan öfkesini kusuyordu.

Ama belirsizlikte olduğunu bilmek daha sıkıntıydı kadının gözünde. Kara gözükmediğinde okyanusta yüzmek gibiydi, ne tarafa yüzmen gerektiğini bilemezlerdi ve de git gide dibe çekilirdi bunun yaşattığı panikle. Kızının dibe batmasını izlemek istemiyordu. Onu hiç bilmediği bir yere giden gemide her şeyden habersiz büyürken daha rahattı içinde.

"Türkiye." Adam tüm yerleri araştırmıştı yine de buraya geleceklerini bilse de. Belki daha güvenli bir yer bulma umuduyla ama en sonunda eşinin içgüdülerine güvenmeyi seçmişti.

Esillia İgor’a annesiyle ilgili nedenini sormamıştı, kocasının açıklama yapmak istemediğini görebiliyordu gözlerinden. Aniden kocasının yaptığı bu dengesizliğe ayak uydurmuş olması bile canını sıkıyordu. Birlikte başladıkları hayatta ilk eylemleri ve ilk ilkeleri tek düzelik olmuştu. Esillia bazen şaşırıyordu kocasının onun bu halini sevebilmesine, kendi bile nefret ediyordu oysa. Ne eski enerjisi ne de neşesi vardı. Ama zaten kocasının da hayat bulduğu nokta buydu. Esillia’nın kendinden en nefret ettiği tarafına aşıktı İgor. Esillia o tarafı ile yaşamaya mahkum edilmişse de bu ona hayat arkadaşını getirmişti. Kendi benliğini götürmüştü.

"Kızımız artık orada yaşamalı." Adama göre bu ülkenin annesiyle ilgili söylemeye dili varmadığı şeylerin bulunma olasılığı en az olan ülkeydi. Efsaneleri kurtlarla anılan bu ülkeyi seçmişti en güvenli olarak. İronik sayılırdı. İgor annesinin kanındaki lanetten kaçıyordu, uzayan pençelerinden, kana susamış halinden.

"Bunu sana söyleyen zaten bendim." Kadın Igor'un sükunetini bozmayacağını anlamıştı. Belki de yas tutuyordu ve yasın üzerine gidilmemesi gerektiğini biliyordu. Ama İgor’un bunu yapabileceğini hiç düşünmemişti, bu sebepten onu seçmişti.

Kocasının gözlerinde yas yoktu, gözlerdekini göremiyordu Esillia ne kadar da baksa. Saatlerce sürdü ikisi arasındaki uçsuz bucaksız sessizlik. Kuru bir sessizlikte kuraktı içi, elleri kanla yaşlanan adamın. Tam üç gün olmuştu, annesini kanla gömeli. Kızını merak ediyordu, kızının uzunca uyumasından dahi şüphe duruyor sürekli olarak tesislerde duruyordu. Adam yine kızının uyumuş olduğunu düşünerek gördüğü ilk tesiste durma kararı almıştı. Bir köfteciye yöneltmişti direksiyonu ve köftecinin yanındaki karpuz kamyonetine çarpmadan karavanı zar zor park edebildi.

Karpuzlardan birinin karavana yuvarlanışını engellemeye çalışan satıcı karavanın açılan kapısına dikkat etmemişti. Genç adamın yüzüne çarpan kapı gerilemesine sebep olmuştu. Kapıyı dalgınlıkla açan Meyus çarptığı kişiyi fark etmemişti bile. Anne babasının daha çıkmadığını gördü satıcıdan özür dilerken. Genç satıcının yüzüne vurmuştu kapıyla lakin şu an genç adamın şapkasından onu göremiyordu.

"Kusura bakmayın lütfen sizi görmemiştim." Adam kıza cevap vermeden emin olmayı bekledi ve bunun için yüzünü kıza döndü. Sarı saçlı ve oldukça genç olan bu adam kendisine döndüğünde Meyus seyyar satıcının bu kadar genç biri olmasını beklemiyordu. Kapıyı çarpmasına rağmen yüzünü dahi buruşturmayan bu adamın kendisini incelemesi rahatsız etmişti onu. Karavanın kapısını kapadı dikkatlice, yerdeki genç adam kalktığında onun yanından hızla gitmeyi planlıyordu. Adam kızın bileğini yakaladığında ise irkilmişti. Hızla bileğini geri çekti bu esnada babasının kapısı açılmıştı ki genç adam kulağına fısıldadı.

"Bulundun küçük kız tıpkı onun istediği gibi.”

Bölüm sonu

8 yorum

  • Tüm gün sohbet edecek arkadaşlar veya kitaplarınıza daha çok okunma, karşılıklı destek ve oy mu arıyorsunuz? O zaman sizi 4k üyeli "YZR İmperial Legion" Discord serverimize bekleriz. Yazarlara destek, 7/24 sesli & yazılı aktif chat, oyun, toplu müzik temelli serverimize dahil olmak için Google'de "YZR İmperial Legion" aratarak Disboard'dan girmeniz yeterlidir. Bu projemiz aslında yazarlara destek içindir ama bunu reklam gibi görüp rahatsız olursanız haber etmeniz yeterlidir. İyi günler.🌸 ✨**Ek Özellikler** * Sohbet, role play, dizi sohbet, toplu sesli chat & müzik, native'lerle dil pratik * Kitaplarınızı karşılıklı okutma veya oylatma sistemi * Oyunlar (LoL, CS-2, Valorant, Minecraft, Gartic, Among Us, Mafya, Vampir Köylü, Köstebek, Doğruluk-Cesaret, Çekilişler) * Code & yazılımcılara destek sistemi, AI botlar, kitap ve resim botları * Davet linki süresiz, istediğiniz zaman katılabilirsiniz!🔗 https://discord.gg/SJtpHRWMFF - süresiz link🖇️