İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 30 · 7 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 30

Bataklık Canavarı

Karanlık Orman'ı arkamızda bıraktığımızı yerdeki çamurlardan anlamıştım. Her yer çamurdu ve adım attıkça vıcık vıcık sesler çıkıyordu. Dev'in verdiği sarı taş etrafı aydınlatıyordu. Aslında taş olmadan da göz gözü görüyordu ama ne kadar aydınlık o kadar iyiydi.

Bakışlarımı ayakkabılarıma çevirdim. Her yeri çamur olmuştu. Başlarda bu kadar vıcık değildi ama yol aldıkça çamur daha da sıvı bir hal alıyordu. Ayakkabılarımız gittikçe yere daha çok gömülüyordu.

"Ne kadar yolumuz kaldı?"

Eris haritaya tekrar baktı.

"Daha var."

"Sence bu canavar nasıl bir... şey?"

Ne diyeceğimi bilememiştim. Eris kafasını iki yana salladı.

"Bilmiyorum. Ama hayalimdeki kocaman, cüsseli ve her yerinden çamur akan bir yaratık."

"Umarım hayalin gerçekleşmez."

Sırıttı.

"İlk defa bir hayalimin gerçekleşmesini istemiyorum."

Güldüm.

"Bataklık Canavarı, Dev gibi bize bilmece sorup serbest bırakır mı sence? Yoksa illa şiddete başvurup onu öldürmemiz mi gerekir?"

"Bilmece sorsa bile muhtemelen sonu aynı olacak. İkimiz de bilmeceler konusunda iyi değiliz."

"Son bilmeceyi bilmiştim?"

"Sahi."

Kafasını bana çevirdi.

"Nasıl bildin? Sen cevabı söyledikten sonra bile bir üç dört saniye düşündüm."

Önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

"Eskiden satranç dersi alırdım. Öğretmenimin satrancı anlatırken dedikleri aklıma gelmişti."

"Satranç oynamayı biliyorsun o zaman."

"Evet."

"Dünyamıza döndüğümüz zaman benimle kapışmaya ne dersin?"

"Kaybettiğinde bana yemek ısmarlayacaksan neden olmasın?"

Küçük bir kahkaha attı.

"Kaybedeceğimi nereden biliyorsun?"

"Beni yenmen imkansıza yakın da ondan."

"Göreceğiz."

"Görelim."

Yolun geri kalanı sessiz bir şekilde ilerledi. Artık bileklerimize kadar yere gömülüyorduk ve zor ilerliyorduk. Yol gittikçe daha yorucu olmaya başlamıştı.

"Farkında mısın, hiç acıkmadık?"

Kaşlarım çatıldı.

"Cadının evine gitmeden önce ormanda da karnımız acıkmamıştı. Ama cadının evine gidince tekrardan acıkmaya başlamıştık."

Eris şüpheyle bana baktı.

"Sence cadı bize büyü falan mı yapıyor?"

Kafamı iki yana salladım.

"Sanmıyorum. Dedim ya, onunla tanışmadan önce de acıkmıyorduk."

"Ama biz onunla tanışmıyorduk. O bizi tanıyordu."

Kafamı kaşıdım. Ormanda ilerledikçe kaşıntı başlamıştı. Muhtemelen kirden.

"Bilmiyorum. Eğer yapıyorsa kendisine buradan teşekkür ederim. Bir de yemek arama derdiyle uğraşamazdık."

"Haklısın."

Yolu ilerlemeye devam ettik. Gittikçe çamur yükseliyordu ve artık dizlerimize kadar geliyordu. Yüzümü buruşturup ağzımı açtım.

"Tamam, yolun temiz olmasını beklemiyordum elbette ama bu kadar kirli olacağını da düşünmemiştim."

Etraf berbat kokuyordu. Bir süre sonra alışırım, diyordum ama alışılacak gibi değildi. Her altı adımda bir yoruluyorduk.

"Eris biz yürüyemiyorum bile. Bu canavarla nasıl savaşacağız?"

"Bende şuan onu düşünüyordum."

Yürümeyi bırakmamla o da durdu.

"Şu çantalara bir bakalım. Belki cadı bir bilgi kitabı falan koymuştur."

İkimiz de çantamızı çıkarıp içini kurcaladık. Çanta o kadar dolu ve bir o kadar da karışıktı ki. Yere de koyamıyordum.

"Bende bir şey yok."

Çantanın içini alt üst etmeye devam ettim. En sonunda elime çarpan sert deri ile heyecanlanarak elimi çektim. Ve bir kitap. Yüzümde bir sırıtış belirdi.

"Ama bende var."

Çantayı tekrar omzuma takıp kitabı açtım. Eris yazıları okuyabilmem için taşı kitabın üzerinde tuttu. Sayfaları çevirirken bir sürü yaratık ve onlarla ilgili bilgilere rastladım. Bazılarının görünüşü çok tatlıydı.

Gördüğüm görselle durdum. Kaşlarım çatıldı. Başlığa baktığımda Bataklık Canavarı yazıyordu. Tekrar görsele baktım.

"Hayatımda ilk defa 55 santim olan bir canavar görüyorum."

Eris'in dediği ile kafamı salladım. Kitapta boyu 55 santim olarak yazılmıştı. Yüzüne bakılınca da fazlasıyla sevimliydi. Büyük, ışıldayan gözleri vardı. Küçük ve gülümseyen bir ağzı, Eris'in hayalindekinin aksine zayıf bir yaratıktı.

"Buna niye canavar demişler ki?"

"Muhtemelen bu tatlı yüzünün arkasında bir şeytan var."

Kitabın üstünde yazan yazıları okudum ama hiçbirisi işimize yarayacak bilgiler değildi. Onu nasıl yeneceğimizi hala bilmiyorduk.

"Bu kitabı yazan kişi yazmasa da olurmuş."

Eris'in sitemine karşı kafamı iki yana salladım.

"Bence yazması iyi olmuş. Pek yararlı bilgiler yok ama en azından hayalindeki gibi bir canavarla karşı karşıya olmadığımızı biliyoruz."

Kitabı kapatıp geri çantama koydum. Yolu ilerlemeye devam ettik.

"Ne kadar var?"

"Az kaldı."

Çamur artık baldırlarıma kadar gelmişti. Tam ağzımı açmışken bir çocuk kahkahası etrafı doldurdu. Bakışlarımızı etrafta gezdirirken ikimiz de sesin nereden geldiğini anlamıyorduk.

"Galiba minik canavarımız ile tanışma vaktimiz geldi."

Eris'in fısıldaması ile önümüzde bir yaratık belirdi. Bu kitapta gördüğümüz Bataklık Canavarı idi. Sol ayağını kaldırıp sağa tarafa doğru eğildi. Sol eliyle bize el salladı.

"Merhaba insancıklar!"

Sesi bir çocuğunkine benziyordu.

"Merhaba dostum."

Eris hafifçe öne doğru eğildi.

"Adın ne?"

Sevinçle ellerini iki yana açıp bağırdı.

"Bataklık Canavarı tabi ki!"

Yüzümde bir gülümseme oluştu. Bu yaratık aşırı tatlıydı.

"Memnun oldum Bataklık Canavarı. Sana bir soru sorabilir miyiz?"

"Şuanda sordun zaten insancık."

Deyip iki elini de ağzına götürerek kıkırdadı. Bu hareketi bana Lulu'yu hatırlatmıştı. Cadı onları kendisinin yarattığını ve gerçek olmadıklarını söylemişti. Lulu'nun gerçek olmaması ve onu bir daha göremeyecek olmam beni üzmeye devam ediyordu.

"Haklısın. O zaman ben sana iki tana soru sorayım."

"Kabul."

"Bizim bu bataklığı geçmemiz gerekiyor. İzin verir misin?"

Yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.

"Karşılıksız mı?"

Eris de ben de kaşlarımızı çatarak birbirimize baktık. Eris tekrar canavara döndü.

"Ne gibi bir karşılık?"

"Benimle saklambaç oynayacaksınız."

Tek kaşım kalktı. Dev'in bilmecelerinden sonra bu gayet basitti.

"Eğer siz kazanırsanız bataklığımı geçebilirsiniz. Ama ben kazanırsam sizi yerim."

Sertçe yutkundum. Yerim, derken ciddi miydi?

"Nasıl yani?"

Eris de anlamamış olmalı ki canavara sordu. Canavarın gözlerinde sinsilik parladı.

"Sizi yiyeceğim, derken ne anlıyorsanız o. İnsan etinin tadını hep merak etmişimdir. Büyülü yaratıkların etinden sıkıldım."

Gözlerimin büyüdüğünü hissettim. Sanırım bu küçük yaratığa neden canavar dediklerini anlamaya başlıyordum.

"Başka yolu yok mu?"

Tatlı tatlı gülümseyerek kafasını iki yana salladı.

"Hayır."

Eris derin bir nefes verdi. Kafasını kaldırıp bana baktı. Omuz silktim.

"Fazla seçeneğimiz yok gibi görünüyor ha?"

Eris oflayarak kafasını minik yaratığa çevirdi. Hala tatlı tatlı gülümsüyordu.

"Pekala, kabul ediyoruz. Sen mi saklanacaksın biz mi?"

Yaratık heyecanla iki elini çırptı.

"Öncelikle siz iki kişisiniz ama ben bir. Bu adil değil."

Parmağını şıklattığında ben daha ne olduğunu anlamadan bir anda diz çöktüm. Bütün çamurlar etrafımı sardığında korkuyla yaratığa baktım.

"Sen..!"

"Sakin olun. Benimle sadece sen oynayacaksın. Bu yüzden tek bir şansınız var. Ama bu oyunu sonsuza kadar devam ettiremeyiz, bir süreye ihtiyacımız var. Kız yere gömülene kadar beni bulmaya çalışacaksın. Eğer bulamazsan ikinizi de yerim."

"Sen aptal mısın!? Onu batırdığın zaman ölecek!"

Kıkırdadı.

"Eğer kazanırsan hayır insancık."

Eris tam ağzını açmıştı ki yaratığın gözleri alev aldı.

"Şimdi say!"

Sesi bir yetişkinin sesi kadar gür çıkmıştı. Anlaşılan bu yaratığı sinirlendirmemek gerekiyordu.

"Kaça kadar sayacağım?"

"Elli."

Eris bana baktı. Gülümseyerek konuştum.

"Başarılar."

Sıkıntılı bir nefes vererek canavara döndü. Canavar ise ellerini çırpıp zıplayarak yürümeye başladığında Eris arkasındaki ağaca kafasını yasladı. Sesli bir şekilde saymaya başladığında yaratığı izledim. Nereye saklandığını bilirsem kopya verebilirdim. Yoksa Eris, canavarı zor bulurdu.

Yaratık zıplaya zıplaya hemen çaprazımdaki ağaca tırmandı. Pekala, şuan ikimizi de görüyordu. Ben Eris'e bu durumda nasıl kopya verecektim?

Kafamı Eris'e çevirdim. Bu durumda kendisi de hile yapamazdı. Şuan bileğinin hakkıyla kazanması gerekiyordu ama bu canavar dalları arasında kamufle olmuştu. Eris onu buradan göremezdi.

Gerilmeye başlamıştım. Etrafımdaki çamur hareket etmeye başlamıştı. Yere battığımı hissederken ani bir korku bedenimi ele geçirdi. Hareket etmeye çalışıyordum ama olmuyordu. Aksine daha çok batıyordum.

Eris saymayı bitirdiğinde bana baktı. Yüzümde artık nasıl bir ifade varsa o da gerilmişti. Önce etrafımdaki çamura baktı. Sonra etrafına bakıp yürümeye başladı. Tabi yürümek denirse. Çamurdan dolayı yürüyemiyordu.

Eris yürümeye başladığında saydığı ağaçtan çok uzaklaştığını fark ettim. Kahretsin Eris! Canavar aşağıya düştüğünde koşup sobeleyemezsin! Dön çabuk!

Bir anda Eris kafasını çevirip şaşkınca bana baktı. Kaşları çatıldığında kafamı 'Ne?' diye kafamı iki yana salladım. Eris ise saydığı ağaca doğru geri gelmeye başladı.

"Beni duyuyor musun?"

Eris'in sesi beynimde yankılandığında gözlerim büyüdü. Fakat bir şey belli etmemek için yüz ifademi hemen değiştirdim. İçimden sorusunu yanıtladım.

"Evet. Duyuyorum. Bunun nasıl olduğunu sonra konuşuruz. Canavar hemen çaprazımdaki ağacın dallarında saklanıyor."

Eris etrafına bakmaya devam etti. Daha sonra dediğimi yapıp çaprazımdaki ağaca doğru ilerledi. Bilerek henüz dallara bakmıyordu ya da bakıyormuş gibi görünmek istemiyordu. Canavar her an kaçabilir diye.

Ağaca geldiğinde kafasını kaldırdı. Ama hiçbir şey olmamış gibi geri döndü. Sanki etrafa bakıyormuş gibi yapmaya devam etti. Daha sonra koşabildiği kadar hızlı koşarak ağaca gitti.

"Sobe! Ağacın dallarından gördüm seni Bataklık Canavarı!"

Yaratık mızırdanarak aşağıya indi.

"Ya hayır bana ne! Görmemiştin!"

Bana baktı.

"Sen söyledin! Biliyorum işte sen söyledin!"

"Ben konuşmadım bile!"

Canavar yere dizlerinin üzerine çöküp ağlamaya başladı.

"Beni bulmanın imkanı yoktu! Hile yaptın!"

Çamurlar hala etrafımda olduğundan hareket edemiyordum. Ve hala çamurun içine batıyordum.

"Oyunbozanlık yapma canavar. Kızı söz verdiğin gibi serbest bırak."

Canavar bana baktı. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Parmağını şıklattığında etrafımdaki çamurlar kayboldu. Bende çöktüğüm yerden ayağa kalktım.

"Çabuk kaybolun gözümün önünden! İkinizden de nefret ediyorum! Sakın karşıma çıkmayın! Ama şunu da bilin, hile yaptığınızı biliyorum!"

Canavar bir anda bataklığın içine atladı ve ortalıktan kayboldu. Eris ile ikimiz birbirimize baktık. Yanıma gelip kollarını omzuma koydu.

"İyi misin?"

Bir andan da beni inceliyordu.

"İyiyim. Sadece her yerim çamur oldu."

Eris beni kendine çekip sarıldığında dudaklarını kulağımda hissettim.

"İçimden bir ses bu canavarı tekrar göreceğimizi söylüyor."

"İçindeki sesi sustur lütfen."

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.