İçeriğe geç

Hikaye Gezgini

Bölüm 22 · 6 dk okuma

Hikaye Gezgini

Bölüm 22

Kraliçe Maude | Karamsarlık Kraliçesi

Mektubun ardından tam bir hafta geçti. Ve bugün İngiliz kraliyet ailesi geliyordu. İçimdeki heyecan her geçen dakika daha da büyüyordu. Umarım dedektif bir kanıt bulabilirdi. Eli boş etrafta dolaşmak istemiyordum.

Buz mavisi, kabarık elbisem de elimi gezdirdim. Kumaşı harikaydı. Keşke günümüzde de bu kadar kaliteli kumaşlar elde edilse.

Kapım çalındığında bakışlarımı aynadan çekip arkamı döndüm.

"Gir!"

İçeriye Anastasia girdi. Önümde referans yapıp konuştu.

"Majesteleri, misafirleriniz geldi."

Kafamı salladım ve odadan çıktım. Yanımda Anastasia ile ana salona ilerledim. İçeriye girdiğimde kral, kraliçe ve iki prensin soğuk bakışlarıyla karşılaştım. Eris güzel rol yapıyordu.

"Sizleri buraya bu şekilde çağırdığım için üzgünüm. Lakin takdir edersiniz ki annemin katilini bulmak zorundayım. Her konuk gibi sizleri de dedektifim sorgulayacak. Bu olaydan ötürü umarım aramıza bir soğukluk girmez."

Soğukluk girmeyeceğini söylemiştim ama bakışlarından bile belliydi. Çoktan benden nefret ediyorlardı bile. Haklılardı aslında. Koskoca İngiliz prensleri bir kraliçeyi öldürmekle suçlanıyordu. İngiltere'nin itibarı dışında onların evlatları idi. Onları böyle aşağılık bir suçla görülmesinden hoşlanmıyorlardı. Kim olsa hoşlanmazdı.

Dediklerime cevap vermediler. İçeriye dedektif girdiğinde bakışlarımı ona çevirdim.

"Eğer uygunsa Prens Owen ile görüşebiliriz."

Kafamı salladım. Bakışlarımı Owen'a yönelttiğimde bana kinle baktı. Güya bana kör kütük aşıktı. Owen hiçbir şey demeden dedektifin peşinden ilerledi. Eris'e baktığımda çenesini kaldırmış mesafeli bir duruş sergiliyordu. Rol yaptığını bilmeme rağmen gözlerini açıp kapattı. Aynı şekilde ona karşılık verdim.

Dakikalar geçti. Owen ve geri geldiğinde doğrudan ağabeyine yöneldi.

"Dedektif seninle de görüşmek istiyor."

Eris kafasını sallayıp kardeşinin izlediği yolu adımladı. Tahtıma geçip oturdum. Sessizlik oluşurken kendimi rahatsız hissettim. Owen beni umursamıyordu ama kral ve kraliçe bana o kadar soğuk bakıyorlardı ki tüylerimin kalktığını hissettim. Acaba onları da sorgulatmalı mıydım? Bu her şeyi daha mı kötü yapardı?

Dakikaların ardından Eris de tekrar döndü. Arkasında dedektif geldi. Önümde referans yaptı.

"Majesteleri, izniniz olursa kral ve kraliçe ile de bir konuşmak isterim."

Tek kaşım havaya kalktı. İçimden geçeni dedektifin yapması işime gelirdi. Kral ve kraliçeye döndüm. Onlara bakışlarımla ricada bulunurken kraliçe dedektife doğru ilerledi.

"Ne konuşacaksan çabuk sürse iyi olur."

"Elbette majesteleri."

İkisi de gittiğinde bakışlarımı krala çevirdim. Bana demek istediği ama diyemediği o kadar çok şey vardı ki bunu bakışlarından bile anlayabiliyordum. Fakat bunun sırasının olmadığını da biliyordu.

Kraliçe geri döndüğünde kral tek bir kelime etmeden ilerledi. Neler konuştuklarını duyabilmeyi o kadar çok istiyordum ki! Merakımdan yanıp tutuşuyordum.

Bakışlarımı Eris'e çevirdim. Onun da bana baktığını gördüm. Onunla konuşmam gerekiyordu ama nasıl? Ne yapıp edip bir yolunu bulmam gerekiyordu.

Kral geri döndüğünde tahtımdan kalktım. Dedektif içeriye girdi.

"Anlayışınız için teşekkürler majesteleri." Bana döndü.

"Sizinle yalnız konuşabilir miyiz kraliçem?"

"Elbette."

Dedektifin peşinden ilerledim. Belki de şuan saygısızlık yapıyordum ama umurumda değildi. Nasılsa bir hikayenin içindeyiz.

Odaya girdiğimizde dedektif derin bir nefes aldı.

"Galiba Prens Owen'dan şüphelenmekte haklıymışsınız majesteleri."

Kaşlarımı çattım.

"Neden? Neler söyledi?"

"Önemli olan ne söylediği değil nasıl davrandığıdır. Gözlerini kaçırması, elini koyacak yer bulamaması. Şuan içeride durduğu kadar dik duramadı karşımda majesteleri."

Bu yeterli bir kanıt değildi. Ama artık Owen'ın katil olduğundan emindim.

"Diğer aile üyeleri?"

"Onlar masum majesteleri."

"Prens Owen hakkında geçerli bir kanıtın var mı?"

"Henüz yok. Tahmin edeceğiniz üzere duruşu bizim için yeterli bir kanıt değil."

Kafamı salladım. Katili bulmam bile benim için çok iyiydi. Gerisi kolaydı zaten.

"Pekala. Çıkabilirsin. Gitmeden önce Prens Gregor'un gelmesine haber ver."

"Emredersiniz majesteleri."

Önümde referans yapıp odadan çıktı. Eris'i beklemeye başladım. Onunda bilmesi gerekiyordu. Ayrıca onunla yeni bir plan yapmam lazımdı. Bu mektuplaşma işi bizi çok zorlar.

Kapı çalınıp içeriye Eris girdiğinde ona döndüm.

"Bir sorun mu var?"

"Dedektif Owen'ın katil olduğunu düşünüyor."

Direk konuya girmemle bir an bocalasa da daha sonra derin bir nefes verdi.

"Tamam. O zaman şimdi ne yapıyoruz?"

"Bilmiyorum bilmiyorum!"

Odanın içerisinde tur atmaya başladım.

"Owen'dan hep şüphelenmiştim ama elimde hala somut bir kanıt yok. Sarayınıza casus göndermeyi planlıyorum. Ayrıca bana gönderdiğin mektubu okudum. Mektup işi bizi çok zorlar. Birbirimize haber uçurmamız çok zaman alıyor. Bu bir sorun. Birbirimizle daha sık ve güvenli bir şekilde haberleşmemiz gerekiyor ama bu devirde nasıl yapacağız? Hem..."

Eris elimi tutup beni kendine çevirdiğinde lafım yarıda kesildi. Sevecen bir gülümsemeyle yüzüme baktı.

"Sakin ol. Fazla endişelisin."

Ona inanamayarak baktım.

"Tabi ki endişeliyim. Sen değil misin?"

"Senin kadar değil."

"Nasıl? Sonumuzun ne olacağını bilmiyoruz. Belki de hiçliğin ortasında kaybolup gideceğiz. Bu işi bitiremeyeceğiz belki de. Ya da ölüp ölüp duracağız ve en sonunda zamanda sıkışıp kalacağız."

Eris elimi tuttuğu parmağıyla avucumun içinde daireler çizmeye başladı.

"Evet, ne olacağını bilmiyoruz ama endişe de bize yön veremez. Aksine işimizi zorlaştırır. Korkma demiyorum ama bu kadar da panik yapma. Ben cadıyı bulacağımıza inanıyorum."

"Bizden daha önceleri bulamamış Eris. Ya biz de bulamazsak?"

"Onlar bizim kadar iyi değillerdir belki?"

Gülmeden edemedim.

"Neye göre iyiyiz merak ediyorum. Daha hiçbir şey bulamadık."

Omuzlarını silkti.

"Katili bulduk işte. Hem katil benim kardeşim. Kolaylıkla halledebiliriz."

"Peki sonra? Hadi diyelim hallettik sonra ne yapacağız? Hem katili bulmamız bize sonuç vermeyebilir."

Eris gözlerimin için bakarken derin bir nefes verdi. Dudakları yukarı kıvrılırken konuştu.

"Nasıl yapıyorsun bilmiyorum ama her seferinde karşı tarafı karamsarlığa sürüklemeyi başarıyorsun."

"Elimde değil! Ayrıca ben karamsar bir insan değildim. Şuan ki koşullar yüzünden hep. Her ihtimali düşünmek zorundayız. Hiçliğin içinde sonsuza kadar acı çekmek istemiyorum."

"Çekmeyeceğiz. Söz veriyorum çekmeyeceğiz."

Yüzümü ekşittim.

"Tutamayacağın sözler verme."

"Tutamayacağımı nereden biliyorsun?"

"Sen tutacağını nereden biliyorsun?"

Üzerime doğru eğildi. Boylarımız aynı hizaya gelirken gülümsemeye devam etti.

"Çünkü ben senin aksine bu hikayeyi başarıyla bitireceğimize inanıyorum Karamsarlık Kraliçesi."

Kaşlarımı çattım.

"Karamsar değilim."

"Evet öylesin."

"Değilim!"

"Öylesin."

Sinirle omzuna vurdum. Neredeyse kahkaha atarak geri çekildi.

"Gülme."

"Tamam tamam."

Aramızda bir sessizlik oluşacağını anladığımda hızlıca ağzımı açtım.

"Artık gitsek iyi olur. Şüphelenecekler."

"Doğru."

Yüzüne yine o buz gibi ifadesini takındığında sırıttım.

"Eğer gerçek hayatımıza geri dönmeyi başarabilirsek kesinlikle oyuncu olmalısın."

"İltifatınız için teşekkürler Karamsarlık Kraliçesi."

"Seni var ya..!"

Eris cevabımı beklemeden hızlıca odadan çıktı. Ben de yüzüme soğuk ifademi takınıp peşinden ilerledim. Ana salona girdiğimizde bizi beklediklerini gördüm. Kraliçenin beni süzdüğünü hissedebiliyordum. Tahtımın önünde durup gülümsedim.

"Bana yardımcı olduğunuz için sizlere minnettarım. Ama bunun yanında aramıza bir soğukluk girdiğini hissediyorum. Lütfen hem size olan minnettarlığımı göstermek için hem de aramızdaki bu buz kütlelerini bir nebze de olsa eritebilmek için en sadık hizmetkârımı size vermek istiyorum."

Bakışlarımı Anastasia'ya çevirdim. Kendisinden bahsettiğimi anladığında gözleri büyüdü. Tekrar krala döndüğümde kararsız olduğu belliydi.

"Lütfen hediyemi kabul edin."

Eris krala doğru yaklaştı. Kulağına bir şeyler fısıldadığında ne yapmak istediğimi anlamış olduğunu gördüm. Eris geri çekildiğinde kral hala kararsız olsa da istemeye istemeye kafasını salladı.

"Pekala. Yarın sabah sarayda olsun o halde."

Kocaman gülümsedim.

"Teşekkürler."

Aileyi saraydan yolcu ettikten sonra Anastasia'nın yanına gittim. Odasına girdiğimde Anastasia'nın ağladığını gördüm. Beni görmesiyle hızlıca göz yaşlarını silip ayağa kalktı.

"Bir isteğiniz mi var majesteleri?"

Kapıyı kapatıp ona doğru ilerledim.

"Anastasia niye ağlıyorsun?"

Kafasını kaldırıp kızarmış gözlerle bana baktı.

"Kraliçem, size bir yanlışım mı dokundu? Neyi beceremedim?"

Kaşlarım çatıldı.

"Beceremediğin bir şey yok Anastasia. Benim seni oraya göndermemin sebebi o değil."

Anastasia titrek bir nefes alıp başını eğdi.

"Sizin kararlarınızı sorgulamak benim haddime değil majesteleri."

"Kararlarımı sorgulamıyorsun Anastasia. Oraya gitme nedenin senden mutlu olmadığım için değil. Oraya seni casus olarak gönderiyorum."

Şaşkınlıkla kafasını kaldırdı. Yanaklarından yaşlar süzülüyordu ama artık ağlamıyordu.

"N-nasıl yani?"

Derin bir nefes aldım.

"Şüphelendiğim şeyler var Anastasia. Bu sarayda en çok güvendiğim kişi sensin. Oraya gidip toplayabildiğin kadar bilgi topla. Her şeyden haberim olsun."

Kafasını hızlı hızlı salladı.

"Emredersiniz majesteleri."

"Sana söz veriyorum işin bittiğinde tekrar bu saraya döneceksin."

Gülümsediğinde ben de ona gülümsedim. Daha sonra odadan çıktım. Adımlarımı kendi odama yönelttiğimde içimde nedenini bilmediğim bir heyecan vardı. Aklıma Eris'in sözleri geldi. Kendi kendime mırıldandım.

"Bitireceğiz Asra, bitireceğiz."

Ne zaman nasıl yapacaktık bilmiyordum ama başarabilirdik. Bu öz güvenim bir anda gelmişti.

Karamsarlık Kraliçesi

Eris'e karamsar olmadığımı kanıtlasam iyi olur. Nedenini bilmiyorum ama hırs yapmıştım. Ben karamsar değildim. Sadece ihtimalleri düşünmeyi seviyordum.

Aklıma avucumun içine parmağıyla daireler çizdiği geldi. O sırada bunu fark etmemiştim. Ya da pek önemsememiştim. Bakışlarım avucuma kaydı. Sanki hala parmağını hissediyormuşum gibiydi.

İçimi değişik bir his kaplarken elimi indirdim. Bir muhafıza ya da bir hizmetkara bu şekilde yakalanmam biraz garip görünürdü.

┈┈┈••╰☆╮••┈┈┈•

Bölüm sonu

4 yorum

  • Awen gerçekten katil olsa o öfkeli gözlerle bakar mıydı hiç bizimkine? Asıl katil dedektif olmasına rağmen kimliğini gizliyor bence. Ve iki ülke arasını bozmak ve savaş başlatmak istiyor. Bence. Hatta gözleri de vardı onun değil mi? Ela gözler...

  • Ondan fena şüphelendim ama bizim kız süzme saf olduğu için dedektifin tğm sözlerine inanıyor