Korku her insan için değişkendir. Kimisi bir palyaçonun yüzünden kimisi de gerçeklerden korkar. Peki insan neyden korkmaz? Bir tek kendinden. Keşke kendisinden de korksa...
*** *** ***
Uzun zamandır yaşadığı tıkanıklığı atlatmak için düşünmemeye çalışıyordu. Bu yüzden sevgilisiyle küçük bir tatile çıkmak istedi. Yaz ayının başlarında olmalarına rağmen denize girmek istediklerinden ege tarafına gitmişlerdi. Nida ne kadar düşünmemeye çalışsa da ilham gelmediği için yeni hikayesine başlayamamanın verdiği huzursuzlukla mücadele ediyordu. Son yazdığı hikayenin üstünden 1,5 sene geçmişti. Yayınevi ve okuyucuları yeni bir hikaye yazması için bekliyordu ama Nida’nın ilham perileri ortadan kaybolmuştu sanki.
“Düşünme artık. Kafanı boşalt diye geldik.” Semih, 3 yıldır birlikte olduğu kadını iyi tanıyordu. Gezdikleri yerlerde sürekli gözlem yapmaya çalışıp yeni hikayesine karakter ve malzeme toplamaya çalışırdı.
Nida da sevgilisinin haklı olduğunu düşünüp sadece Ege’nin güzelliklerini ve sevgilisine vakit ayırması gerektiğine hak verdi. Tüm olumsuz düşüncelerini bir kenara bırakıp sevgilisiyle birlikte güzel bir gün geçirmeye çalıştı. Mayısın 5’i olduğu için Hıdırellez için hazırlıklar yapılıyordu sokaklarda. Genç ve aşık çiftte bu geceyi dışarda eğlenerek geçirmeyi planlıyordu. Nida istemese de eğlenirken insanları gözlemleyeceğinin farkındaydı.
Çok sıcak olmasa da hava gezmek için mükemmeldi. Bulundukları otelin yakınlarında gezinmişlerdi. Akşamda ara sokaklarda hazırlanan Hıdırellez şenliklerine katılacaklardı. Semih’in havaalanındaki vardiyalı işi yüzünden çok fazla birbirlerine zaman ayıramamışlardı. Bu tatil hem dinlenmelerini sağlamıştı hem de birbirlerini görmedikleri kadar görmüşlerdi. 7 Mayıs’ta 2 haftalık tatilleri son bulacaktı ama memnun kalmışlardı. Tatillerinin ilk iki gününü yatakta geçirmişler, sonrasında kendilerini dışarı atmışlardı. Yaz kalabalığından uzakta birbirlerine doydukları tatilin en kötü yanı bitecek olmasıydı.
Akşama doğru Ege halkı sokaklara dökülmeye başlamıştı. Müzikler eşliğinde yürüyen insanlar bir yandan da oynuyordu. Kalabalığa Nida ve Semih’te katılmıştı. Akşamın ilerleyen saatlerinde hava biraz serinlese de sürekli hareket halinde olduklarından kendilerini ısıtıyorlardı. İstanbul’a dönmeden önce şenliklere gelmeleri çok iyi olmuştu. Ara sokaktaki eğlenceler daha içten daha samimiydi bu yüzden caddeden ayrılmışlardı. Özellikle de roman çocukları daha küçük olmalarına rağmen en az büyükleri kadar iyi göbek atıyorlardı. Nida onlara el çırparak eşlik ediyordu sadece. Semih çocukların arasına karışsa da onlar kadar iyi oynayamadığını görebiliyordu.
Müzikler devam ederken ateşi de yakmaya başlamışlardı. Mahalle arasında olduklarından çok büyük bir ateş yakamamışlardı. Çok fazla gelenek olduğunu yaşlı bir kadının elinde çömlekle gezip bekar kızlardan takılarını toplandığında anladı. Nida’da küpelerini çıkartıp çömleğe attı. Üstüne su doldurup ağzını kapattıktan sonra bir gece boyunca gül ağacının yanında bekleyeceğini ve dileklerinin yerine gelceğini söyledi. Semih’te sevgilisine takılıyordu evlilik dileği tuttuğunu söyleyip. Seneye evlenmeyi planlıyorlardı zaten.
Ateş yandığında da üstünden atlamak isteyen herkes sıraya girmişti. Semih ve Nida el ele tutuşup ateşin üstünden birlikte atladılar. Ellerine zilli daireler alan kadınlarda maniler söylüyordu. İlk defa böyle otantik bir ortamda bulunuyorlardı ve hoşlarına gitmişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde de eğlenceler devam etti ve yeşillik olan bir alana geçmişlerdi. Ellerinde kağıt ve kalem vardı herkesin. Dileklerini dileyip gül ağacının altına gömeceklerdi. Semih kendi kağıdına bir araba çizmişti. Annesinden kalan bir evi vardı ama arabası yoktu.
Nida ise kağıdına ne çizeceğini bilememişti. En büyük hayali kitabının basılmasıydı oldu, onu seven bir eş dilemişti o da oldu. Şimdi ise istediği tek bir şey vardı. Yazdığı bir hikayesinin gerçeğe dönüşmesini isterdi. Bir dizisi ya da filminin olmasını diledi ama bunu nasıl çizeceğini bilmiyordu. Nida da bir defter ve içinden çıkan küçük insanlar çizdi. Tabi resimde yazarlığı kadar iyi olmadığı için çöpadam çizmişti ama olsun. Kağıtlarını katladıktan sonra dileklerini içlerinden geçirerek gömdüler.