İçeriğe geç

HİÇLİK

Bölüm 1 · 3 dk okuma

HİÇLİK

Bölüm 1

1.BÖLÜM

Zaman, insandan bir şeyler eksilterek geçer; bazen bir umudu, bazen bir gülüşü, bazen de sadece yaşama sevincini alıp götürür. Bazı hayatlar vardır ki, daha ilk sayfasında mürekkebi dağılmış, cümlesi yarım bırakılmıştır. Herkes kendi hikayesinin kahramanı olmaya çalışırken, onlara sadece başkalarının açtığı acılarına figüranlık etmek düşer. Yol bittiğinde ellerinde kalan, yaşanmamış bir ömrün yorgunluğudur sadece.

Kimse o sessiz çığlıkları duymaz. Bazı insanlar için acı, bir durak değil, bir yuvadır; onunla uyur, onunla uyanır ve sonunda onunla dost olurlar. Aslında buna mecbur bırakılmışlardır.

Çocukken dizimiz kanadığında "geçer" derlerdi, oysa insan büyüdüğünde anlıyor ki; her yara kabuk bağlamaz. Bazı yaralar vardır ki, parmak uçlarıyla değil, sadece ruhla hissedilir. Yaralayan el, en çok sevmeniz gereken el olduğunda ise o yara hiçbir zaman iyileşmez; aksine, her geçen gün daha derine, en kuytuya doğru kök salar.

Esfa,tenindeki o dilsiz tanıklara baktı. Yüzünden çok da belli olmuyordu aslıda canının acıyıp acımadığı. Bir çocuk olsaydı, bu morluklar için dünyayı ayağa kaldırırdı belki; ama o, acıyı saklamayı, onu bir sır gibi kucağında taşımayı çoktan öğrenmişti. Ya da buna mecbur bırakılmıştı.

"Kız! Ben sana çamaşırları as demedim mi?"

Annesinin sesi, odadaki o kırılgan sessizliği bir cam gibi tuzla buz etti. Esfa, sanki bir ayıp işliyormuşçasına kollarını aşağı indirdi; kumaşın altına gizlediği sadece morluklar değil, kendi varlığıydı. Öyle yapınca sızı yok olmuyor, ama en azından görünmez oluyordu.

"Astım ana..."

"Niye boş duruyorsun o vakit? Kalk, babana sofra hazırla."

"Tamam... Hemen."

Sofrayı kurarken tabakların siniye değiş sesi, evin duvarlarında yankılanan o görünmez gerilimin birer notası gibiydi. Esfa, sofrayı kurup görevini tamamladığında, evden sessizce süzüldü.

Dışarı çıktığında, havanın o keskin soğuğu doğrudan ruhuna dokundu. Kimsesizliğin hüküm sürdüğü o metruk iskelenin ucuna vardığında, ilk kez omuzlarındaki yükün hafiflediğini hissetti. Ayaklarını boşluğa salladı ve kollarını sıvadı. Rüzgarın, o kimsenin dokunmaya cesaret edemediği yaralarını okşamasına izin verdi. Doğanın merhemi, sessizdi ama samimiydi.

Tam o sırada, rüzgarın fısıltısına yabancı bir tını karıştı. Birkaç adım ötesinde, sislerin arasından bir gölge belirdi. Bir yabancı, elindeki kağıda sessizce, sanki o anı ölümsüzleştirmek istercesine bir şeyler çiziyordu. Esfa hemen kollarını kapattı; görülme korkusu, bir gölge gibi üzerine düştü. Oysa yabancı hiç fark etmemişti Esfa'nın varlığını

Esfa, nefesini tuttu. Kalbi, hırçın bir dalga gibi göğüs kafesine çarparken, bu korkunun yerini yavaş yavaş tuhaf bir merakın istila etmesine izin verdi. Adam fazla dingin ve huzurlu bir şekilde duruyordu. Üzerindeki eski, rüzgarla dans eden hırkası, ellerindeki kurşun kalemin ritmik hareketleri...

Gözlerini yabancının üzerinde gezdirdi. Çizim yaparken başını hafifçe yana eğmesi, kalemi tutuşundaki o narin sertlik... O eller, yıkmak için değil, var etmek için hareket ediyordu. "Ne çiziyor acaba?" diye düşündü, içindeki o uzun zamandır susturulmuş çocuksu merakına yenik düşerek.

Dakikalarca sadece izledi. Yabancının profili, sislerin arasında bir heykel gibi duruyordu. Esfa, ilk kez birinin varlığına rağmen gelen o tuhaf emniyet hissiyle tanıştı. Yabancı dönüp baksa, belki de bu büyü bozulacaktı. Ama o, sadece orada durdu ve Esfa, o sessizliğin içinde, kendi yaralarından başka bir şeyi merak etmenin o ince sızısını hissetti.

Aralarında ne bir kelime ne de bir bakış teati edildi. İki farklı dünyanın, aynı yalnızlıkta buluştuğu o kısa an; kelimelerin bittiği, sadece varlığın yettiği ve Esafa’nın ruhunda yeni bir tomurcuğun filizlendiği bir sessizlikte asılı kaldı.

Merhabalar umarım severek okuduğunuz bir giriş olmuştur. Yazım yanlışı yahut noktalama işareti gibi yanlışlar varsa affola. Lütfen o güzel yorum ve oylarınızı eksik etmeyin. Bir sonraki bölüde neler olacak tahminlerinizi yazın. Görüşmek üzere.

Bölüm sonu

40 yorum