İçeriğe geç

Hiç Doğmayan Gün

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Hiç Doğmayan Gün

Bölüm 1

Karanlığın Esintisi

Şarkımız => Babydoll - Dominic Fiks

🌑🎱🎲

Rüzgâr hafif hafif vuruyor, çığlık sesleri sıranın bana da geleceğini hatırlatırken bileğimdeki yaralar zincirin bir kez daha bileğime değmesiyle artık neredeyse acısını bile hissetmediğim yaralarım yeniden kanatıyordu. Pislikten keçeye dönmüş saçlarım önüme düşüyordu.

Önümdeki diğer çocuklar ortalama yaşları on üç, belki on dörttü. Benim gibi arkada olanlarınsa en büyük yaşı on dokuzdu. Bense on yedi yaşına bu sene girmiştim. Keşke girmeseydim.

Tam doğum günümde ülkemize Niralar tarafından istila edilmişti. O güne kadar adını bile duymadığım insansı, sivri kulaklı canlıları önceleri herkes melek sanmıştı fakat görünüşleri ruhlarının tam tersiydi. Kusursuz ciltleri, parlak gözleri, kıvrımlı, düzgün fizikleri ve ellerinde bulunan kusursuz element güçler, kolayca bizim dünyamızın onların ellerinde olmasını sağlamıştı bile.

Soylu ailelerin zengin çocukları öldürülmüş ya da köle olarak zengin genç Niralara satılmıştı fakat benim ve buradaki diğer çocukların da olduğu orta durumlu ya da fakir ailelerin çocukları ölümden beter, bu pis, rutubetli, günün asla aymadığı, sürekli karanlığın olduğu bu yerdeydik. Mecburduk, köle gibi çalışıyorduk. Ailelerimiz öldürülmüş ya da şimdiye kadar ölmüştü. Bebeklerimiz yok edilmişti. Dört yaşından küçük bütün çocuk ve bebekler öldürülmüştü.Yani bu nevi insan soyunu yok etmeye calisiyorlardı.

Önümdeki son çocuğun koluna ısıtılıp bastıkları mühürden sonra sıra bendeydi. Korkuyordum. Mühürlendikten sonra eğer bir Niraya karşı çıkarsanız mühür tarafından öldürülürdünüz. Önümdeki çocuğun çığlığıyla birlikte derin, titrek bir nefes aldım. Sanırım umutlarım buraya kadardı.

"Bugün bitti, dağılın sizi pislik ucubeler."

Rahatlarken zincirin tiz şıngırtısıyla tekrar elime vurması bir kere daha yaralarımı sızlatmıştı. Arkamı dönüp koğuş dediğimiz, ortalama beş kişiyle kaldığımız rutubetli, pis yere doğru yürüdüm.

"Sen kal. Adın ne?"

Yavaşça tek ayağımın üstünde arkama döndüm.

"Adım Arnie, efendim."

Kafamı yerden kaldırmadım ama onun suratındaki tiksinti ifadesini buradan bile hissedebiliyordum.

"Bugün sıra sende, ucube. Al bunu, götür."

İşte şimdi neden mühür sırası bana geldiğinde bırakıldığımı anlıyordum. Beni ölüme yolluyorlardı.

Niraların - ve tabii bizim de korkulu rüyamız- zar zor yakalanıp buraya hapsedilen, lakabı Karanlık Lord olan mahkûm... Söylenene göre oraya giren insan ya da Nira bir daha dışarı çıkamıyordu.

Elime bir tepsi tutuşturdular. Kalbimin atışı hiç bu kadar hızlı olmamıştı. Söylenene göre beş sene önce yakalanmış ve hâlâ çocuk olduğu için aslında yakalanabilmişti. Şimdi kaç yaşındaydı, amacı neydi, planı neydi bilmiyorduk.

Hapishane dedikleri ve sadece onun bulunduğu, güvenliği üst seviyede olan bir odaydı. Önünde durdum. Askerler geçişime izin verdiler. Titriyordum. Soğuktan olabilir. Giydiğim yırtık kıyafetler yazlık ve inceydi, burasıysa daima soğuktu.

İçeri girdiğimde elleri, bacakları ve boynu zincirlenmişti.Ama sanki vücudu 10 yaşından bile büyük olmayan bı çocuğu andiriyordu. Suratına bakmadım. Bakmamız yasaktı. Kafamı bile kaldırmadım. Zincirlerin şıngırtısı uyanık olduğunun habercisiydi.

🌀🍁🍂

Kurgumuz bı dark fantasttiktir.

Bu sebeple hikâyede geçen şiddet kan vb. Unsurlardan rahatsız olacaklar lütfen devam etmesin teşekkürlerimi sunar Cemo kaçarrr 🙃

Bölüm sonu

5 yorum