Tam karşı adada. Küçük gibi duran ama epeyce uzun olan genç çocuk. Çekik gözleri, tatlı burnu... Kalbimi derinden sarstı aslında. Ona bir resim çizdim ancak veremedim. Korktum.
Ona seslenmeyi denedim. Ancak adını bilemedim. Utana sıkıla karşı adaya geçtim ufak köprüden. Aramızda en fazla on metre var. Bütün gün deli gibi onu izledim. Çaldığı gitarı ve güzel sesi ile bütün gün duygularımı portreledim. Geçtim karşı adaya tam önünde durdum. Kalabalığa ve çarpan kalbime rağmen dimdik ayakta durdum. Ama sonra biri omzuma çarptı ve ben sendeledim. Ah.. o adamı bulduğum yerde nefesim çıkmayana kadar dövmek istiyorum.
Gün batımına doğru bitirdim portremi. Çok güzel oldu bence. Ayrıca zihnimde yankılanan yeni şarkı sözlerini de minik defterime not aldım. İnanıyorum bir gün o çalacak ve ben söyleyeceğim şarkımı.
Sırtında gitarı vardı. Benim bulunduğum adaya geçti küçük köprüden. Bende topladım eşyalarımı. Pazar çoktan toplanmıştı zaten. Kimsecikler yoktu. Cesaret geldi anlık. Yanına adımladım. İnce kemikli elleri gitarının çantasını sıkıca kavramış ve bol kıyafetleri bedenini saklamıştı. Uzun boyu ve beyaz saçları ile onu ilk görüşte sevdim.
"Hey, sen!"
Bağırdım, döndü bana baktı ve güzel gülümsemesinden sundu bana. Beni bekledi.
Biraz konuştuk artık adını biliyorum.
Yang Jeongin.
Şarkı sözü:
"Can we walk?"
Hyunjin-