İçeriğe geç

Hesperides A...

Bölüm 6 · 13 dk okuma

Hesperides A...

Bölüm 6

Bölüm 6

Kadın karşısında normal olmayan bir duruşla oturan kişiye bakıyordu. Kişi öne omuzlarını çıkartarak eğilmişti. Öndeki sehpanın üzerindeki çocuk oyuncakları ile oynuyordu. Dudakları büzülmüştü, gözlerinde garip bir konsantrasyon parlaklığı vardı. Kadın gergince yerinde kımıldamak istedi ancak onun yerine oturuşunu bozmadan kişiye soru yöneltti.

"Oyuncakta önemli bir şey mi gördünüz?"

" Hayır."

Keskin bir cevap diye not aldı.

"Aemma hanım oyuncak size çocukluğunuzu mu hatırlattı?" Aemma bakışlarını kaldırdı. Koyu kahve ancak kobalt mavisi delici gözleri vardı. Sonra tekrar oyuncağa odaklandı, sanki kadın uyarıyı almış gibiydi.

"Fazla hırçın davranıyorsunuz bu aklıma başka mental problemleri getiriyor."

"Benden rahatsızsın."

Kadının Rusya kadar soğuk sesinden irkildi.

"Hayır rahatsız değilim."

Aemma son bloğu da sarılmış telden sürüp diğer tarafa geçirdi ve bloğu ötekilerinin üzerine bıraktı. Doğrulup kocaman sırıttı kadına.

"Rahatsızsın. Yerinde kımıldamak istiyorsun ancak rahatsız olduğunu bırak göstermeyi kabul etmem dahi artık bir bilim olmayan mesleğinin etiğine aykırı. Daha kendi kafanın içinde çözüp kabullenemiyorken nasıl bana yardım edeceksin?" "Senelerdir ettiğim gibi Aemma. Neden bana geliyorsun, madem mesleğimi kabul etmiyorsun?"

Kahkaha attı Aemma ve omuzlarını öne çıkarılmış oturuşunu bozmadan koltuğun sırtına gömüldü.

"Mesleğini kabul ediyorum ama bilim mi dersen artık cevabı hayır. Çünkü bilimde denekler vardır psikolog, hastalar değil. Ben de bir denek değilim. Çünkü burası Beverly Hills Hastanesi değil. Sana geliyorum çünkü yanımda kalıplarım olmadan kendimi olabiliyorum, diğer dört psikolog ve üç psikiyatrist aksine. Onlar benim beynimi uyuşturmaya çalışmaktan öteye gidemediler ama şimdi cevap vereyim bu oyuncak senden ve senin sıkıcı sorularından daha eğlenceli." Kadın elindeki dosyayı masaya bıraktı onun kadar dik bakmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Aemma da Rusça soğuğu vardı. En sonunda pes edip iç çekti. Eliyle anlatması için işaret etti.

"Bir şey anlatmak istiyorsun ve anladığım kadarıyla sen anlatana kadar da sorularıma cevapsız bırakacaksın."

Aemma başıyla onayladı. Başını yana yatırdı sade döşenmiş ve soluk renkli duvarları olan oda Aemma Petroviç her geldiğinde daha da soğuyordu. Öyle ki Napolyon'un kışı unutup girdiği Rusya'dan ağır bozgunla çıktığı savaşın kokusu vardı saçlarında. Kahverengi saçları arasında bakır ve sarı teller parlıyordu. Bunu onun saçlarının yanıyor gibi durmasına sebep oluyordu. Biçimpi minyon yüzü bir bebek gibi günahsız ancak bir kahin kadar mistik ve keskindi. Aemma saçlarını o kadar fazla örerdi ki saçları sık dalgalar halinde dökülürdü ve o saçlarını boncuklarla süslerdi. Üzerinde duran tüylü ceketini çıkardı. Ağırdı hareketleri, sanki bir saati değil de daha fazla anı vardı geçirecek.

"Hocam Doktor Jordan bir gezegen keşfetmişti ancak NASA araştırmaya izin vermemişti, hatırlıyor musunuz?"

"Hayır, anlatmadın anlatır mısın?"

*****

Doktor Hansen bulduğu gerçek hakkında düşünüyordu. Büyük ve bağımsız bir gezegen sistemlerine hızla girmişti. Bazı teoriler Jubiter'in de bu şekilde olduğunu iddia ederlerdi. Jubiter'in aslında güneşten gelen bir patlama ile oluşmadığını aksine bir öte gezegen olarak bu sisteme dahil olduğunu derlerdi. Jübiter yoğun çekim kuvveti ile bir Güneş yok olmasından en az etkilenecek gezegen olacağını dahası çekim kuvvetini kullanarak bir başka sisteme dahil olabileceğini de derler. Tıpkı kendi içinde enerjiyi muhafaza edebildiği için Güneşsizlikten etkilenmeyeceğini dedikleri gibi. Buradaki tek sorun Jübiter in atmosferi ve zemininin olmamasıydı. Hansen bulduğu bu öte gezegene Atlas deme kararı almıştı ve bu öte gezegeninin bir yeni Jupiter olduğuna inanıyordu. Araştırmaları yaşanabilmesi olası bir gezegendi. Hatta bilinen en yüksek yaşanabilme değerine sahipti. Ancak sorun burada bayılıyordu. Hepsi gibi bu da olasılıktı ve Hansen bu öte gezegen Dünya etrafından geçerken çekim alanına gireceğini hesaplıyordu. .Dünyanın değil evet oturması için bir süre gerekiyordu ,Hansen ise bu sürede biraz daha zaman kaybetmek istemediği için bu öte gezegen çevrelerinden dolaşırken oraya inmeyi doğru buluyordu.

Hansen'in bu fikri büyük bir tepki ile karşılandı. Bilim adamları ayağa kalktı ve bunun saçmalık olduğunu dediler. Kimse gezegen hakkında bilgi sahibi değildi. Hansen ne hakla ve hangi cesaretle bunu isteyebilirdi? Hansen ise fikrinde direndi. Araştırmaları doğruydu. Mars ve ay dışında fikirleri de aynı Atlas'taki iken dahi neden Atlas'a gitmek sakıncalıydı? Bu korkaklıktı ve ona göre bilimde korkaklara yer yoktu. Bir düzine daha araştırma yapmaya karar verdi. Güneş'in çekim alanına girdiğinde hızı yavaşlamıştı. Şansları varsa Dünya'ya yakın bir yerde yörüngeye girebilirdi ancak Hansen dünyadan 2 kat büyük bu gezegenin biraz zorlayacağı görüşünde idi. araştırmalarına devam etti. NASA'da ise hala oraya bir robot gönderilmesi düşünülüyordu. Hansen buna kati surette karşı çıktı. Bir robotun gönderilmesi ile geçen süre çok fazlaydı. Ellerinden fırsat kaçabilirdi. Eğer araştırmalarındaki sonuç doğru ise Atlas dünyaya en fazla benzeyen gezegendi.

Kafası araştırma kağıtlarına gömülüyken yanından gelen sesle irkildi. Yanında duran kız arkadaşı Sparrow'un asistanlarından birisi idi. Aemma. Kız çok zeki, sınırı olmayan ve etik kavramının tartışılmasına sebep olacak ne varsa yapan birisiydi. Hansen kızı sevmişti. Tam da ihtiyacı olan kişiydi. Her şekilde sözlerini, kabul eden ve onu gerçekleştirmek için kanını verecek olan birisi. Kan... Her antlaşmanın gerçek temeli, verilecek e son şey... Toth'un kitapları şahitti ki Hansen birçok defa o kanı vermişti. Kan akıtılmadan başarı gelmez. Kan deryasında boğulmadan gerçeklik görülemez. Gözler kan rengine boyalı ancak neden körler? Kendi kanları değil. Kendi kanınız akmalı. Sadece kendi kanınız. Hansen hep böyle derdi. Bir insanın kendi kanı kurban edilmedikçe ona bir ödül verilmez. Kızın sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı. "Neden Atlas?" Gülümsedi Hansen. Neden Atlas? Belki de sadece cenneti omuzlarında tuttuğuna inandığı içindi.

"Atlas titandır. Batının güçlü titanı Ipetus'un oğludur. Bundan uzun zaman önce Gaia doğduğunda ve Uranüs'ü istediğinde bir düzine çocuğu oldu. Kıvırcık siyah saçlı tanrıça aynı zamanda deliydi de. Kendi kocasından daha fazla hem de. Doğan diğer altı çocuğu cehenneme zincirlendiğinde Gaia çocuklarını topladı. Her birisinin gözlerinin içine baktı. En delisini aradı ve bir tanesinde buldu. Kronos yani diğer adı ile Satürn... Zamanın titanı hem annesinin hem de babasının deliliğini gözlerin de taşıyordu. Karga sakallı Kronos babasını öldürmek adına plan yaptı ve diğer güçlü kuvvetli kardeşlerini yanına aldı. Ipetus elindeki ciriti ile en iyi savaşandı. Babaları Uranüs'ü kıskıvrak yakaladıktan ve parçaladıktan sonra saraylarında kardeşleri ile evlendiler. Ipetus Kronos'un emri ile batıya gitti. Batı tarafında Kronos'u tutma görevi onundu. Batan gündü o. Soğuk beden ve gümüş... Zamanı geldiğinde tıpkı kendisi gibi güçlü kuvvetli ve gümüş gözlü bir oğlu oldu. Siyah kuzguni saçlı bu oğlan ondan daha ciritte mahirdi. Bir kişi nasıl cirit ile dövüşebilir? Atlas bunun örneği idi. Tüm titanlar keskin uçlu silahlar kullanırken o bir sopa ile Kronos tarafından kumandan ilan edildi. Bütün titan birlikleri emrine verildi. Atlas böyle güçlü bir askerdi. Ancak tatlı ve yumuşak da bir kalbi vardı. Okeanos'un kırk güzel kızından birisine vurulduğunda aslında onunla bir yumuşak tarafının ortaya çıktığını biliyordu. Dahası Atlas garip şekilde barış yanlısıydı. Savaşı ve deli bir tanrı ancak barışın eşiği her daim ona açıktı. Korkulan bir tanrıydı ancak sizi yargılamadan yardım edecek de oydu. Zekiydi ancak büyük kalbi kanmaya her daim müsaitti. Zaman ilerledi. Amcasının kendi çocuklarını yediğini görünce buna anlam veremedi. Nedendi? Ve bir gece şenlikte iyice kocamış amcası kendi oğlu tarafından zehirlendiğinde elinden hiçbir şey gelemedi. Tüm titanlar o küçük altı tanrıya karşı birleşme çağrısı veriyordu. Ancak Atlas ilk defa ihaneti tattı. Emri altındaki titanlar gelmeyi reddetti. Güneş, Ay ve Şafak savaşta tanrıların yanında kılıçlarını kuşandı. İnsana hayat üfleyen zeki kardeşi Prometheus ona sırt çevirdi. Halaları bir bir ellerinden kaydı. Kayınbabaı Okeanos kesinlikle savaşın dışında kaldı. Kendi karısını da çekti. Atlas babası ve Kronos'un yaveri olan bir avuç amcası ile kaldığında düşmüştü çoktan. Onun yanında olan kimse yoktu derken kızları çıktı geldi. Hesperidler ve Calypso. Atlas'ın düşündüğü şey kendi kızlarının çoğu titandan daha yürekli olduğuydu. Doğrular vardı. Eğer tanrılar yenerse cezaya çarptırılacaklardı. Ancak buna rağmen yanındalardı. Çoğu titandan daha fazla Atlas'ın yanındalardı. Doğrulardan bir diğeri ise onlar kızlarıydı. Akan kanları Atlas'ın deli cesareti ve sadakati ile doluydu. Ve tabi güzel kalpleri. Her biri yumuşak başlı, gümüş gözlü ve çok güzel kızlardı. Eğer ki savaşa girmeselerdi pekala tanrıça olarak Olimpos'un sokaklarında yaşarlardı. Ancak onlarda daha da önemli olan sadakatti. Babalarına ölümüne sadıktılar. Kimseyi de dinlemediler. Savaş başladığında ve Poseidon yabası ile Atlas'ı mağlup ettiğinde Calypso'yu bir adaya hapsetti. Dahası her bir kahramana umutsuzca aşık olarak ve kaybederek lanetledi. Hayatta o adayı sadece tek defa bulabilirdi kahramanlar ve Calypso bunu metanetle kabul etti. Atlas yeni kralın emri ile Uranüs'ü taşımaya gönderildi daha sonrasında gökte her bir Cennet'ten parça olan yıldız eklendiğinde Atlas artık Cennet'i taşıyordu. Takım yıldızları kahramanların ruhlarıdır. Yani her biri cenneteydi ve Atlas'ın omuzlarında Eden vardı. Hesperidler kraliçe Hera'nın emri ile hediye olan altın elma ağacının gardiyanı ilan edildi. Ancak bu gardiyanlık bir çeşit tutsaklıktı. Ejderha Lodon başlarına verildi. Atlas'ın ayakları dibinde olmalarına karşın Atlas kızlarını koruyamadı. Bir baba için ne ağır bir sınavdır? Kendi kızları hemen yanında acı çekiyor. Ancak o baba elini atıp kurtaramıyor. Altın çağın en iyi askeri, en güçlü kumandanı ezildi. Ancak Atlas'ın ve kızlarının yüreğine su serpen her bir titanın yardım eden ya da hain olarak ayrılmaksızın tanrılarca cezalandırılmasıydı. Helios'un eşi Perseis'in rahmini durdular, dört meşru çocuğunu sürgüne gönderdiler. Prometheus'u zincirleyip kartallara yem ettiler. Themis'in bekaretine göz koydular yetmedi adaleti kırdılar. Thetis'i sattılar. Selene acı içinde gökte sürgünde kaldı. Eos lanetlendi ve odalarda bulunmaya zorunlu kılındı. Okeanos'un sarayı yağmalandı, en derin yerine gönderildi okyanusun ve Poseidon sarayını onun üzerine inşa etti. Yetmedi her bir kızı ile evlendi. Dahası oldu. Çok daha fazlası. Ve Atlas sonsuza dek o göğü tutan büyük savaşçı titan olarak kaldı. Bu adı koydum. Çünkü insanlar doğa ile yani titanlar ile savaştı ve kazandı ama savaştıkları şey benlikleriydi. Savaşı kazanmaları sadece cani ve bencil olduklarının kanıtıydı. Bir Cennet her daim vardır o da Atlas'ın güçlü omuzlarındadır ancak oraya sadece kahramanlar ya da seçilenler gidebilir. Tıpkı efsanedeki gibi ve dahası bu gezegene sadece seçilenler gidecek. Asla tüm insanlık değil. Cennet'i de yok edemeyiz. Bu nedenle Atlas."

Aemma başıyla onayladı. Çok fazla mitoloji sevmezdi. Mitoloji ona kalırsa edebiyat için iyi idi. Bilime mitoloji katmak fazla şişinmekle aynıydı. Eski bir inancı neden yaşatnmaya çalışıyorlardı. Aemma bunun hakkın da konuşmadı. "Birilerini bulacağız." Hansen başını sallayıp kırlar düşmeye başlayan saçını geriye attı. "Bulamayız saçma buluyorlar ve reddediyorlar." Aemma onu süzdü. "Bunu çok mu istiyorsunuz?" Hansen başını sallarken derin bir iç çekti. "Hayatımı buna adadım. Düşündüğünden daha fazla gerçekliğini görmek istiyorum. Başarımı görmek istiyorum Aemma." Aemma başıyla onayladı." Belki bir yolu bulunur." Hansen iç çekti. "Bulunmayacak Aemma. Bana diğer dosyaları getirir misin?" Aemma dosyaları alıp yanına geldi." Bunu başaracağız. Kanımı son damlasına kadar akıtmam gerekse de." Hansen gülümsedi. Ama gülüşü buruktu. "Kan akıtmanı istemezdim". Aemma başını iki yana salladı. "Bilim kan ister. Adak ister. Zaman ister. Ve ben bunu yapacağım. Bunun için doğdum. Herkesin bir amacı vardır ve benim amacım bu doktor Hansen." Hansen gülümsedi ve Aemme ile beraber dosyalara bakmaya devam etti.

****

Kadın tek başına kaldırdı gerilmişti belki Aemma'nın olayları kendisi planlamış gibi anlatmasından yahut belki de Aemma'nın bana tavırları ve sesinden. Elindeki kalemi gerginlikten beyazlaşmış eklemleri ile tuttuğunu fark edince bıraktı karşısındaki kişiye uzun uzadıya baktı. Bir sessizlik çökmüştü.

"Asıl olay bundan sonra oldu değil mi?"

Ayağa kalkıp boş odada turladı. Geri koltuğa oturdu. Kahverengi saçlarını umursamaz bir tavırla geriye savurduktan sonra zevkle tavana bakıp ellerine en tatlı şeyi yemiş gibi iki yana açtı.

"Bu kadar iyisini ben dahi yapamazdım. Bir mesaj aldım. Birkaç saat sonra. Sadece birkaç kelimeydi ancak o kadar lezizdi ki."

Kadına dönüp gözlerini iri iri açarak ayağa kalktı. Ona doğru eğildi. Heyecanı belliydi hem de fazlasıyla bir tiyatro oyununda gibiydi.

"Kan mı vermek istiyorsun fizikçi? Bekliyorum."

Tek kaşına kaldırdı kadın. Derin bir nefes çekip burnunu kemerini sıkıştırdı.

"Gerçekten Aemma bunu bu kadar sevdin ve beğendin mi?"

Aemma başını salladı.

"Evet çünkü ben tek değilim. Tüm hayatım boyunca tek olduğuma inandım. Yalnız ve güçsüz ama değilmişim. Benim gibi varmış. Beni anlayacak birilerini bulabilirmişim. Ne kadar zor biliyor musun? Hayatta seni anlayacak yarımızla birisiyle karşılaşmak. Hepimiz yarım doğarız ve diğer yarımızla farklı hayatlar yaşarız. O kadar başkadır ki hayatlarımız, bizim tamamen aynı olmamıza karşı birbirimizi tanıyamayız. Zor geçen süreçler. Debeleniriz anlamak için. Içinde boğulur gideriz. Bu savaşın akıttığı kan deryasının daha zoru da vardır ya."

Kadın elindeki dosyaya not aldı. "Yalnız."

"Daha mı zoru nedir o?"

"Birbirimizden zıt doğan yarımlar. Bu yarımlar ne kadar debelenirse debelensinler anlayamazlar birbirlerini ancak bir o kadar da iyi anlarlar. Ikiz alevi, adı budur. Ruhlara üflenirken aynı alevi ikiye bölerler ve de üflerler. Ikiz alevleri sadece ot gibi yaşar öteye yanını bulamadıkça. Ancak bu gece ve gündüzdür adeta. Birbirleri olmadan hiçtirler, anlamsızdırlar, yarımdırlar. Hatta aslında yokturlar. Var olmamak veya yok olmak farklıdır. Yok olmak için önce var olmak gerekir. Kendini kaybetmişsindir eğer yoksan. Ama asla var olmazsan bunu dahi düşünemez ve hayal edemezsin. Ikiz alevleri vardır ama kayıptırlar. Birbirlerini bulurlar, alevler harlanır ve onları kül edene kadar yanar. Yanmaya devam eder. Trajik olan nedir biliyor musunuz? Biri her daim önce ölür ki diğeri yok olsun. Ikisi de yok olsun. Gün ve gece gibi. Ekinokslarda gün ve gecenin rolleri değişir. Ancak her an ölmeye mahkumdurlar. Her defasında kaçınılmaz olan gerçekleşir ve ölürler ta ki tekrar doğana kadar. Kimi zaman erken kimi zaman geç. Her daim biri erken ölür ve diğeri geç ve her daim birilerini öldürürler. Aşıklar birbirlerine zehirli şaraplar içirerek canlarına kast ederler ve ellerini kana bularlarlar. Bundandır Eos'a eli kanlı Hanım demeleri. Dahası öteki tekrar dirilene kadar beriki yas tutar. Aslında Güneş'in parlaması sabahın, Ay ve Yıldızların yanan ocakları da gecenin matemi ve çığlıkları ile bir göz yaşlarıdır. İşte bu ikiz alevidir. Bunu bulmak zor. Çok zor. Birbirini anlarsın, birbirini hissedersin ancak asla gösteremezsin ve her daim anlamamakla suçlanırsın. Oysa sen öte yarasındır."

Omuzlarını bu uzun konuşmasına karşı silkti Aemma. Sanki saçma hatta önemsiz bir şey demişti. Oysa gözlerini kaçırması ve elleriyle oturuşunu daha da bozarak oynamaya başlamıştı. Gözleri de birkaç dakika öncesinde olduğu gibi donuk olmaktan çok uzaktı. Kadın not al. "Yalnız hissediyor ve bu konular onu rahatsız ediyor bir şey yokmuş gibi davranıyor." Aemma kaşlarını çattı. Sırıttı. Öne doğru laubali bir tavırla eğildi.

"Ne yazıyorsun psikolog? Deli mi? Ama gerçekten alman gereken notları ben söyleyebilirim. Zira hepiniz beni yanlış tanımlıyorsunuz."

Kadın bir not daha aldı. "Hiçbir otoriteye güvenmiyor. Bu da onu hırçın olma itiyor." Aemma'nın kahkahası odayı doldurdu ve duvarları çınlattı. Dudağını kemiriyordu. Sonra da başını iki yana salladı.

"Deli miyim psikolog?"

Kadın başına iki yana salladı. Ona içten şekilde gülümsedi. "Değilsiniz. Sadece kırılmışsınız asla tanımadığınız birisi tarafından ve dünya tarafından."

" Herkes böyle değil midir?"

Amma ilk defa sesini kontrol edemedi. Buruk çıkmıştı. Yüzlerce bıçak onu kesmişçesine buruk çıkmıştı. Sanki uzun zamandır bir cesetle aynı odadaymış da hayat onu arada çarpmışçasına vurup çıkmıştı. Hastane koridorlarında duyulacak bir burukluktu bu ama daha da aşina olan isim hastane koridorlarında değil en nazik ve yumuşak kalplerin en gizli saklı ve karanlık duvarlarıydı. Onlar ezbere bilirlerdi ya bu burukça sesi. Her daim oradakilerle dinledikleri müzikte aynı sanatçının başka eserleriydi.

Amma Petroviç de şaşırdı kendini kontrol edememesine. Oysa kendisi buna göre eğitilmemiş miydi? Eğitiminde delik mi vardı? Yoksa kayıp mı etmişti aklını? Gerçekten delirmiş olmalıydı ki duygusunu göstermişt.

" Herkes duygusunu gösterir Aemma. Senin gibi sosyopatlar dahi. Bu dünyaya duygularımızla yön veririz. Eğer onlar olmazsa depresyondasındır ve bu büyük bir sıkıntıdır. Bahsettiğin gibi kaybolmuş hissedersin hem de daha fazla." "Ben depresyonda mıyım?"

"Bunu anlamak için daha var."

Aemma birkaç saniye yere baktı. Ardından gözlerini kadına çevirdi. Buz kristalleri tekrar kadının üzerini bir battaniye gibi örtmüştü.

"Herkes böyle değil midir?"

"Böyle olması neyi değiştirecek Aemma?"

"Her şeyi. Buna üzülemem o zaman."

Kadın başını salladı. Ona doğru eğildi.

"Üzülebilirsin. Senin derinin yüzülmesi değil de eline batan diken ağrıtır kalbini başkasının da akan kanı görmek ama sözler her hep aynıdır. Çünkü bazen kelimeler yaşadığımız anı anlatmaya kifayetsiz kalır. Ancak kimsenin aynı his hissetmediğine inanmam. Sen bir makine değil bir canlısın."

Kendi şakağında birkaç defa vurdu kadın.

"Tam burası en farklı ve en gizli alanın. Sen dahi asla bilemeyeceksin."

"Ya ben bilemezken bilen birisi çıkarsa?"

"O zaman Aemma dediğinde haklısın. Sevinmekte de. Sen şanslısın. Ama bu sana ıstırap verecek."

Koltuğun kolunu odaklandı sanki en önemli ve değerli şey oymuş gibi.

" Bu nedenle mi bu kadar rahatsızken bu kadar seviniyorum?" Kadın sadece başını salladı.

Bölüm sonu

5 yorum