Motor konvoyu sahil yolunda ilerlerken gece iyice çökmüştü.
Farların ışıkları asfaltın üzerinde uzun çizgiler bırakıyor, rüzgâr kaskın kenarlarından içeri sızıyordu.
Normalde sürerken kafamın içi boşalırdı.
Ama bu gece olmuyordu.
Çünkü önümde Mert vardı.
Her zamanki gibi grubun en önlerinde sürüyordu.
Düzgün.
Kontrollü.
Sanki her virajı önceden hesaplamış gibi.
Bir süre sonra şehir ışıkları geride kaldı.
Yol daha sakinleşti.
Grup da doğal olarak biraz yayıldı.
Tam o sırada önümdeki motor aniden yavaşladı.
Refleksle frene bastım.
Herkes sırayla hız kesmeye başladı.
Yol kenarında kısa bir mola verileceği anlaşılıyordu.
Motorumu durdurup kaskımı çıkardım.
"Neden durduk?" diye sordum.
Yanımdaki çocuklardan biri omuz silkti.
"Öndekiler karar verdi."
Bir dakika sonra sebep ortaya çıktı.
Arka sıralardaki motorlardan birinin zincirinde sorun çıkmıştı.
Herkes motorun etrafında toplanırken ben biraz geride kaldım.
Deniz burada daha net görünüyordu.
Karanlık su, ay ışığını parça parça yansıtıyordu.
"Üşüyor musun?"
Sesi duyunca irkildim.
Mert.
Ne zaman yanıma geldiğini fark etmemiştim.
"Hayır."
Yalan söyledim.
Rüzgâr gerçekten soğuktu.
Mert birkaç saniye bana baktı.
Sonra bakışlarını denize çevirdi.
"Montunun fermuarı açık."
Aşağı baktım.
Haklıydı.
Fark etmeden biraz açılmıştı.
"Teşekkür ederim."
Fermuarı kapatırken o hiçbir şey söylemedi.
Yine o sessizlik.
Yine onun insanı sinirlendiren sakinliği.
"Bir şey sorabilir miyim?" dedim.
"Zaten soruyorsun."
Gözlerimi devirdim.
"İnsanlarla böyle konuşmayı özellikle mi seçiyorsun?"
Bu kez yüzüme döndü.
"Nasıl?"
"Bilmem."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Soğuk."
Kaşlarından biri hafifçe kalktı.
"Ben mi?"
"Evet, sen."
Birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra beklemediğim bir şey oldu.
Gülümsedi.
Çok kısa.
Ama gerçekten gülümsedi.
"Senin düşündüğün kadar değilim."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü ilk kez savunmaya geçmiş gibiydi.
Tam cevap verecekken uzaktan bir ses yükseldi.
"Hazırız!"
Grup yeniden hareketlenmeye başlamıştı.
Mert kaskını aldı.
"Gitmemiz lazım."
Sonra yürümeye başladı.
İki adım attıktan sonra durdu.
Başını hafifçe bana çevirdi.
"Bu arada."
"Ne?"
"Geç kalmana rağmen sürüşün iyiydi."
Kalbim bir anlığına duraksadı.
Mert bunu söylemişti.
Gerçekten söylemişti.
Ama o çoktan motoruna doğru yürümeye devam ediyordu.
Sanki az önce söylediği şeyin hiçbir önemi yokmuş gibi.
Ben ise olduğum yerde kalmıştım.
Yüzümde istemsiz bir gülümsemeyle.
Çünkü bazen Mert'in en kısa cümleleri bile saatlerce aklımdan çıkmıyordu.
Keyifli okumalarrr>




