Steve yanına alan Archer, diğer savaşçı arkadaşını da yanlarına almaya koyuldu. Çok geçmeden köylüleri güvenli alana kapatan diğer savaşçının yanına vardılar. Archer, getirdiği kişinin adını bilmediğini fark etti. Dönüp Steve'e:
Archer: Kendimi tanıtmayı unuttum, ben Savaşçı Archer. Senin adın ne?
Steve: Benim adım Steve, "Maceracı Steve". Tanıştığıma memnun oldum.
Steve heyecanlıydı ve yanına gelecek olan savaşçı canavar avcıları olacağından daha cesur hissediyordu. Bir yandan da maceracı unvanını kullanmayı düşündü. Acaba başka havalı bir unvan bulabilir miydi? Sonuçta Archer kendini savaşçı olarak tanıtmıştı. Steve geri kalamazdı. Bir maceraya çıkıyordu, belki de seneler boyu sürekli anlatılacak büyük bir macera olacaktı. Bu, onun için çok önemliydi.
Savaşçı Swordslash, Archer'a dönerek:
Swordslash: Archer, köyün etrafını duvarla mı çevirsek? Sence işe yarar mı?
Archer: Köydekilere saklanmak için zaman kazandırabilir ama savunmaya yarayacağını sanmıyorum. Bize yardım edebileceğini düşündüğüm birini getirdim. Adı Steve, uzaklardan geliyormuş, dayanıklı ve cesur biri.
Steve çok gururlu hissediyordu. Archer, onu dayanıklı ve cesur olarak anlatmıştı. İyice heyecanlandı. Karşısında güçlü ve atik bir savaşçı vardı. Onunla hemen tanışmak istedi.
Steve: Ben Steve, "Maceracı Steve". Size yardım etmeye hazırım.
Swordslash: Merhaba yabancı, neden bize yardım etmek için bu kadar isteklisin? Ne istiyorsun?
Steve savaşçının kendisini süzdüğünü fark etti. Hiç böyle bir cevap beklemiyordu. Bir süre sessizlik oldu. Ardından Archer Steve'e baktı ve arkadaşına dönerek:
Archer: Yardıma ihtiyacımız illaki olacak, sen de olanları biliyorsun.
Swordslash: İyi tamam, öyle olsun. Al bu kazmayı, taş topla şu tepeden. Ben Swordslash, bir şey görürsen ilk bana söyleyeceksin.
Steve belirsiz duygular içinde taş toplamanın yolunu tuttu. Kabul edildiği için mutluydu, ancak karşılaştığı tepkiden dolayı kafası karışmıştı. Taş toplamaya başladı. Gece olmaya başlamıştı. Kendi kendine, "Canım sıkıldı, bütün gün taş topladım. Bu kadar taşla ne yapacağım şimdi?" diye söylenerek aynı zamanda tepeden aşağı iniyordu.
Swordslash: Archer, Steve bakalım anlattığın kadar dayanıklı mı? 2 gün de anlarız şimdi neymiş, ne değilmiş.
Archer: Peki, sen bilirsin. Sana bir şey diyemeyeceğim ama abartma lütfen.
Steve yanlarına geldi ve gayet görevini başarmış şekilde durdu. Topladığı 300 blok kırık taşla gözüne gireceğini düşünerek Swordslash'a doğru döndü.
Steve: Taş toplamayı tamamladım. Topladığım taşlar bunlar. Tam olarak 300 kırık taş bloğu var.
Swordslash: Bu çok az, hem de hepsi kırık taş olmamalıydı. Normal taş olmalıydı.
Steve morali bozuk ve yorgun bir şekilde kalakaldı. Bu işin kolay olmayacağını anladı. Yarın ne yapabilirim, nasıl sadece yardım etmek istediğimi anlatabilirim diye düşünürken birden Swordslash dönüp:
Swordslash: Yarın daha fazla topla ve hepsini normal taş yap. Hadi şimdi yatabilirsin.
Steve birden Swordslash'a bakarak öylece kaldı. İnanamıyordu, nasıl olabilirdi yine bütün gün taş toplayacak hem daha fazla hem de normal taş yapacak. Biraz daha uzun bakınca Swordslash'a yaklaşarak:
Swordslash: Herhalde daha fazlasını bekliyordun. O zaman öbür gün gidersin. Yardım etmek istemiyor musun?
Steve: Tabii ki yardım etmek istiyorum. Giderim. İyi geceler.
Archer, Steve dönüp tam söze başlayacaktı. Steve yoktu. Ne ara gittiğini anlamadı. Swordslash'a dönerek:
Archer: Nereye kayboldu bu? Neyse, sen dediği mi unutma, kendini fazla kaptırma, sonuç iyi olmuyor.
Swordslash biraz sinirlenmişti. Archer'ın neyi ima ettiğini anlamıştı. Birbirlerine baktılar, sonra Swordslash arkasını dönmesiyle bakışma bitti. Swordslash sert bir sesle:
Swordslash: Anladık. İyi geceler.
Sabah oldu. Steve taş toplamaya devam etmekteydi. Swordslash ve Archer çevreyi kolaçan ediyor, canavarları engelliyorlardı. Köy içinde "Herobrine" olarak bahsedilen bu esrarengiz yaratığı nasıl durduracaklarını tartışıyorlardı. Steve sinir oluyor ama taş toplamaya devam ediyordu. Böylece bir gün daha geçti. Ertesi gün Steve tepede taş toplarken kendi kendine konuşuyordu.
Steve: Swordslash'tan uzak dur, sakın yanına gitme. Tamam mı Steve? Archer ile takıl, ne güzel anlaşırsınız. Ne diye gidiyorsun ki, zaten Swordslash yanında, iş az mı geldi?
Steve biliyordu ki gördüğü her şeyi Swordslash'a söylemezse başı daha büyük sorunlara girecekti. Zaten evini kaybetmişti. Burada yalnız kalırsa kedisi için hiç iyi olmazdı. Bunu bilerek ilerliyordu, ta ki bir çukura düşene kadar.
Steve: Mağara burası. Burada baya demir var gibi. Hemen Swordslash'a haber vermem gerek.
Koşarak Swordslash'ın yanına geldi. Swordslash, Steve hızla koşarken görünce panikledi ve kılıcını eline aldı. Koşacakken Steve konuşmaya başladı.
Steve: Bir mağara buldum, yakacak kömür ve demir var. Baya demir var gibi, toplamaya gidelim mi?
Swordslash, bayağı sinirle Steve'e bakarak:
Swordslash: Sen bunun için mi koşuyorsun üstüme doğru? Bu zamanda bir mağara için bu kadar koşulur mu? Göster bana şu mağarayı! Hemen!
Steve: Ta-ma-mam. (Sesi titriyordu.)
Birlikte mağaranın girişine doğru gittiler. Swordslash sinirle yürüyor, Steve ise hadi nerde diye bakıyordu. Steve korkmuştu. Bu abartıyor, ne var bağıracak diye düşünürken, düşman geliyor izlenimi verdiği için hak veriyordu Swordslash'a. Yürürken geldiler, çukur gibi olan bu bağırmaların sebebi olan mağranın önüne dikildi. Swordslash, içinde bir şey olup olmadığını kontrol ediyordu. Uzunca
baktı, sonra Steve'e dönerek:
Swordslash: Bu mu mağara? Seni taş toplamak için gönderdik, etrafta mağara mı arıyorsun?
Swordslash, Steve'i biraz yana itekledi, sonra ne yaparsan yap der gibi uzaklaştı. Steve oracıkta öylece kaldı. Karşıdan onları gören Archer yaklaştı ve seslendi:
Archer: Sen taş toplamaya devam et. Ben halledeceğim.
Bunu duyan Steve, yaşadıklarının şokuyla bir şey düşünmeden kendini taş toplamaya verdi. Archer'ın söyledikleri az olasına da olsa onu rahatlatmıştı.
Archer, koşarak hızla giden Swordslash'ı yakaladı. Ona sakinleşmesi gerektiğini söyler gibi baktı.
Archer: Seni uyarmıştım, çok zorlama diye. Niye dinlemiyorsun?
Swordslash: Sen de uzattın. Yeter artık, bir daha böyle dersen darılırım sana. Steve artık bundan sonra yanıma gelirse...
Archer: Gelirse, yani, bitecek, kabul edeceksin, yani öyle mi?
Swordslash sessiz kaldı. Gece olasına kadar çevrede gezindiler. Swordslash'ın siniri azalmıştı. Archer olacakları merak ediyordu. Hiç bu kadar sinirli görmemişti arkadaşını. Onun için korkuyor, endişe duyuyor ve yapabileceği bir şey olup olmadığını düşünüyordu. Gece olmaya başlamıştı. Swordslash, Steve'in gelecek olup olmadığını düşünüyordu.
Steve içinse bu akşam başka bir akşamdı. Daha hızlı gelmişti sanki gün batımı, sanki taş toplamak çok daha güzeldi, sanki etraf canavar dolsa hepsini yenecekti. Ona, en zor gelen şey köye geri dönmekti. Karşılaşacağı manzaradan bir haber olmanın endişesi vardı içinde. Gece ona daha tahmin edilebilir geliyordu artık. Steve düşüncelere daldı. Kendine sormaya başladı, ne değişti de ben böyle hisseder oldum? Ben cesur Maceracı Steve. O an anladı ki macerası yeni bir boyut kazanmıştı. Maceraya duygular da dahil olmuştu. Korku, endişe, ısrar, bıkkınlık, öfke ve kararlılık gibi duygular içini kuşatmıştı. Maceranın yeni boyutunu keşfettiği anda Steve içindeki duygular yerini cesarete vermeye başladı. Biliyordu ve hep söylerdi. Yine söyleyecekti.
Steve: Macera nereye, ben oraya.
Bu sözlerden sonra aldığı cesaretle köye yöneldi ve Swordslash'ı bulup yanına gitti. Konuşmaya hazırdı.
Steve: Topladığım 1758 kırık taş vardı, bunların 1022 tanesini normal taş yaptım.
Swordslash: Tamamdır, oldu bu iş, sende bizimle gelebilirsin. Artık sana güveniyorum. Sana çok fazla bağırmama rağmen yine de yardım etmekte ısrar ettin. Fazla tepki vermiş olabilirim.
Steve: Sorun değil. Teşekkür ederim.
Steve'nin heyecanı ve mutluluğu yaptığı hareketlerden anlaşılıyordu. Artık Steve kabul edilmişti.
