İçeriğe geç

Herobrine Efsanesi

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Herobrine Efsanesi

Bölüm 1

Yolculuğun Başlangıcı +

Steve, Minecraft dünyasına yeni bir yolculuğa çıkmak üzere hazırlıklarını tamamlamıştı. Tahtadan yapılmış basit bir kılıç, bir miktar ekmeği ve yolculuk boyunca ihtiyacı olabilecek birkaç blok odunla donanmıştı. Güneş, gökyüzünü sarıp altın bir ışıkla aydınlatırken, Steve kendini keşfe adadı.

Köyünün sınırlarını aştığında, etrafındaki manzara genişledi. Hafif bir esinti, yemyeşil vadilerin arasında dolaşırken ona eşlik etti. Steve, kendini bu yeni maceraya adamıştı ve adım attığı her yerde bir hikaye bulacağına inanıyordu.

Güneşin doğuşu, Steve'in içindeki cesareti daha da körükledi. Bir kahraman gibi, bilinmeyenin peşinden gitmeye karar verdi. Yolculuğunun ilk adımını attığında, önünde uzanan engin dünya, onun cesur kalbini heyecanla doldurdu.

Bu hisleri yaşarken yüzlerce blok yol ilerlemişti. Artık güneş batmaya yakında Steve'nin gözleri arada bir güneşe bakıyordu. Giderek baştaki o heyacanı azalıyordu. Yanında yemek olmadan bu kadar yol yürüme hatası yaptığını ve yemek bulması gerekiyordu. Güneşin batıyor olması moralini iyice bozuyordu. Eğer saklanacak bir yer bulamazsa sonunun zor bir gece olacağını hissediyordu.

Minecraft dünyası gündüzleri harika yollara güzel anlara ve harika manzaralar sahipti. Geceleri işler değişiyordu. Gece her yandan çıkan canavarlarla dolu bir dünyaya çeviriyordu. Hiç meydanda savaşmamış olmanın korkusuyla etrafta hızlıca geziniyordu Steve.

Etraftaki ışık azalmış, neredeyse tükenmiş gibiydi ve sesler panikle artıyordu. Bu sırada, yüksek bir noktaya çıkarak canavarların gelmesini engelleme fikri aklına geldi. Biraz ilerledikten sonra elindeki odun bloklarından birkaç tanesini tahtaya çevirip yukarı doğru tırmanmaya başlarken, biraz uzakta belirgin bir ışık fark etti. Bu yöne dikkatlice baktığında, bir ev gördü.

Steve, birazda kendine kızgın niye başta yukardan çevreye bakmanın aklına gelmediğini sorguluyor. Bir yandan oradaki eve nasıl gidebileceğini düşünüyordu. Hızlıca koşmaya karar verdi. Zaman daralıyordu üstüne doğru iki örümcek geliyordu. Örümceklere birkez vurup aşağı atladı ve gidebildiği kadar hızla eve doğru koştu. Eve varıp kapıyı kapattı.

Bu ev biraz genişçeydi. Bir köylü vardı. Steve'i hiç umursamadı bile biraz sonra Steve'e biraz baktı ve yatağına geçip öylece yattı. Steve anlam veremedi. Pencereleri kontrol etti. Uzakta yaratıkları görüyor ve seslerini azda olsa duyuyordu.

Pencereden dışarı bakarken aklında kendi köyündeki anları canlanıyor. Gece olunca evine girer ve uyurdu. Sabah küçük tarlasına bir kaç şey eker ve toplardı, ardından tavukları beslerdi. Bütün gece pencerenin önünde kapıya bakarak geçirdi. Olabildiğince buradan hızla uzaklaşmak istiyordu.

Sabah olunca köylü uyandı ve uyandığı gibi evi terketti. Steve dışarı çıkınca gece göremediği köyü gördü. Büyükçe bir köy karşısında duruyordu. Etrafta gezinti yaptı biraz yiyecek aldı. Odun topladı. Nasıl eve geri dönerim diye düşüncesindeydi. At alsa aslında çok iyi olurdu ama hiç at yoktu bu köyde. Biraz aradı bulamadı.

Bir süre sonra, bir haritacı buldu. Haritacıya geldiği yönü göstererek, elinde harita olup olmadığını sordu. Haritacı birkaç tane harita verdi, ancak hiçbirinde kendi evine giden yolu bulamadı. Kendi hisleriyle anlık bir kararla yaptığı yolculuğun sıkıntısını çekiyordu. Kendini kaybedip umutsuzluğa kapılırken, içinde bir ateş uyandı. "Bütün bu zorluklar, maceranın vazgeçilmez bir parçasıdır," diye düşündü. "Bu kadar yol yürüyerek buraya sağ salim geldiysem, daha büyük başarılar elde edebilirim." Zorlukların, maceranın bir gerekliliği olduğuna ve bu zorlukların ardından gelen başarıların gerçek başarılar olduğuna kendini inandırdı. Zaten yapacak başka bir şeyi olmadığını düşündü.

Bir süre dinlenmek için otururken, patates yiyordu. Aniden, uzak köşeden koşarak gelen iki kişiyi fark etti. Ellerindeki kılıçlar, bu kişilerin canavar avcıları olduğunu gösteriyordu. Genellikle cesur ve korkusuz olan bu savaşçıların, şaşırtıcı bir şekilde panik içinde yaklaştığını gözlemledi. Ardından köydekilere uzak madenlere gitmemeleri ve odun toplamak isteyenlerin köyden uzaklaşmamaları konusunda uyarılarda bulundular.

Steve bunları duyunca paniklemeye başladı. Bir maceraya çıkalım dedik. Macera bize geliyor. Hızlıca yanlarına gidip ne olduğunu konuşma isteğiyle hareket etti.

Steve: Neyden saklanıyoruz dedi.

Savaşçılar oralı olmadı. Köylüyü toplamak ve uzağa gitmemeleri için uyarıyor. Uzakta olanları çağırmaya gidiyorlardı. Steve bu telaşın bitmesini bekledi.

Bulduğu ilk fırsatta bir daha sordu.

Steve: Bu kadar acele etmenizin sebebi nedir?

Savaşçı ( Archer ): Karşısındaki yabancıya biraz baktıktan sonra, buralarda yenisin anlaşılan. Çok çabuk toparlanman gerek. Saklanacak bir yer bul. Normalde karşılaşılacak olayları önceden tahmin ederdim. Ona göre önlemler alırdık. Bu sefer işler çok farklı bir hal aldı.

Steve: Çok korunaklı bir yere saklanmamızı gerektiren canavarı merak ettim, dedi.

Savaşçı (Archer): "Ben de gördüğüm kadarıyla geriye kalan köy kalıntıları çok güçlü ve alışılmışın dışında bir şekilde hareket ediyor. Bu arada, sen niçin bu köye gelmiştin?"

Steve: "Maceraya çıkmıştım ve buraya kadar yüzlerce blok yol yürüdüm. Geceleyin sığınmak için bir eve girdim."

Savaşçı (Archer): "Eğer bu kadar yol yürüyüp macera için geldiysen, senin gibi dayanıklı birine ihtiyacımız olabilir. Bizimle gelmek ister misin?"

Steve: "Kendinden emin bir şekilde, tabii ki gelirim," der. "Macera nereye, ben oraya!" diye ekler.

Steve, aslında korkuyordu, ama aynı zamanda heyecanlıydı. Bu cümleleri söylemesinin nedeni, kendini korkak göstermemekti. Sonuçta, macera dediğinizde bizim Steve düşünmeden her zaman hazırdır.

Bölüm sonu

2 yorum