İçeriğe geç

Hera

Bölüm 8 · 7 dk okuma

Hera

Bölüm 8

8. Bölüm

Seeelaaam okuritolarım napıyorsunuzz ben sınavlardan çıkmanın rahatlığını yaşıyorum şu an

neyse yine çok konuştum hemen sizi bölüme ışınlıyoruuuumm

1…✨

2…✨

3…✨

Dıkşıııınn…✨

Eve geldiğimizde hemen selin odasına kaçtı çünkü benim onu sorguya çekeceğimi biliyordu. Bende kendi odama çıktım ve gardrobumdan siyah bir eşofman altı ve üstümede beyaz dar bir tişört aldım. Banyoya girdim ve hızla üzerimdekilerden kurtuldum. Yüzümdeki makyajdan kurtulmak için bakım malzemelerimi banyoya götürdüm ve yaklaşık yarım saatte banyodaki bütün işlerimi hallettim.

Odamda durmak istemediğim ve acıktığım için aşağıya indim, mutfaktan gelen mis gibi kokular yüzünden karnım guruldamayı bırak senfoni çalmaya başladı. Hemen mutfağa doğru ilerledim, içeri girdiğimde hizmetli ablaların harıl harıl çalıştığını gördüm.“Kolay gelsin.” Dediğimde hepsi beni yeni fark etmiş gibi bana döndüler.“Sağolun Hera hanım.” Dedi içlerindeki en genç olan gülbahar. Ona başımla küçük bir “Rica ederim” işareti yaptım. Diğerlerine gülümseyerek Sultanımın yanına gittim. Sultan hanım benim için gerçek bir anneydi o kadının olduğu zamanlar bile hep bana annelik yapmıştı.

“Sultanım her zamanki gibi çok tatlısınız.”Kıkırdadı ve yılışan beni geri ittirdi.

“Git bakıyım öteye nerdeydin bu zamana kadar yüzünü gören cennetlik vallahi.”

“Yav sultanım başıma neler geldi neler.”

Daha fazla şirinliğime dayanamadı ve beni kendine çekip sarıldı. “Oyy deli kızım benim gel buraya.” O sarılınca içim sıcacık olmuştu, yüzümdeki tebessüm daha da genişlemişti. Benden ayrılıp sarılmayı bırakınca. “Hadi sen sofraya otur yemekler hazır.” Dedi, yanağına küçük bir öpücük bıraktım ve başımla onaylayarak mutfaktan çıktım yemek salonuna ilerlerken merdivenlerden inen selini gördüm beni görünce hemen geri yukarı çıkmaya çalıştı.

“Gel buraya Selin konuşalım daha fazla kaçamazsın.” Diyen sesimle yelkenleri suya indirerek aşağı inmeye başladı, ikimiz birlikte yemek salonuna girdiğimizde sufi çoktan masaya oturmuş telefonuyla meşguldü, içeri bizim girdiğimizi duyunca hemen başını kaldırdı ve bize baktı. “Sonunda odandan çıkmış minik.” Evet, sanırım bizde lakap takma hastalığı var. İkimizde yerlerimize oturduk Selin her an bayılacak gibiydi.

“Anlat bakalım ne oldu o asansörün içinde.”

“Hiç bişey olmadı ki.”

“Selin yorma beni ablacım dökül hadi.”

“Off abla gerçekten bişey olmadı beni sinirlendirdi bende onu boğmaya çalıştım o kadarcık yani.” Anlamadım? Ne!

“Bide masum masum anlatıyor aferin kız sana.” Ben hala şoktayken sufi onunla gurur duyuyordu.

“Ne dedi o piç?”

“Abl-” Bir anda sesimi yükselttim.

“Ne dedi cevap ver!”

“Bana sen sadece ablanın gölgesinde saklanan bir zavallısın dedi tamam mı oldu mu niye abarttın ki bu kadar.” Gözlerine akın eden yaşları görsemde hemen yerimden kalktım, bunu onlara ödetecektim.

Hızla üst kata çıktım ve odama girdim, gardrobumdan lacivert saten gömlek, siyah kumaş pantolon çıkardım. Banyoda hızlıca üzerimi değiştirdikten sonra açık saçlarımı taradım. Makyaj masama doğru yürüyüp en hızlısından makyajımı yaptım, kırmızı rujumu da sürerek makyajımı mühürledim.Parfümümü sıktıktan sonra siyah topuklu ayakkabılarımı giydim, daha fazla odada durmayarak aşağı indim.

“Seyfi arabayı hazırlat hemen.” dedim köşede duran adamıma.

“Tabii efendim hemen.” Kuzgun ailesinin eceli olmaya gidiyordum.

“Hippa noluyor anlat artık.”

“Yürü sufi sorgulama.” Hızla kapıya ilerlerken arkadan gülbahar seslendi.“Hera hanım silahınızı mutfakta unutmuşsunuz.” Ahh tabii ya sultanımın yanına gittiğimde orda bırakmış olmalıydım, ona küçük bir kafa hareketiyle teşekkür ettikten sonra silahı belime taktım. Arabayı getirdiklerinde hızla şoför koltuğuna oturdum, sufi arkamdan farklı bir arabayla geliyordu.Yaklaşık yarım saatte Kuzgun malikanesine ulaşmıştım kapıyı açtım ve indim.

“Oyun başlasın.” Diye fısıldayarak sadistçe güldüm.

——————————————————

Doğu KUZGUN’ dan

Borayla birlikte sofrada oturmuş yemek yiyorduk. Bugün yaptıkları gerçekten çok garipti o kızı neden bu kadar kafaya taktığını anlamamıştım hemde asansörü bozacak kadar. Birinin ona düşman olduklarını hatırlatması gerekiyordu.

Dışardan gelen bir silah sesiyle ikimizinde başı pencereye döndü birileri ard arda ateş ediyordu. Hemen ayağa kalktım ve dışarıya doğru yürümeye başladım. Bora hemen arkamdan geliyordu. Dışarı çıktığımda karşımda Herayı görmeyi beklemiyordum.

Lacivert gömleği siyah pantolonu ve rujlu dudaklarında her zaman ki şeytani sırıtışıyla karşımdaydı. Hemen yanındaysa Sağ kolu Safa Altar vardı bu adam içlerindeki en gizemli kişi olabilirdi Soylu ailesini en ince detayına kadar tanıyordum ama bu adamın geçmişinde hiçbir şey yoktu, tek bildiğim Hera ve Selini herkesten iyi tanıyor olduğuydu.

“Hayırdır Soylu daha sabah mekanıma gelmeyin diyordun ne o beni mi özledin.” Onunla uğraşmak gerçekten insana keyif veriyordu.

“Yok, kuzenini özledim.” Kaşlarım çatıldığında artık gülmüyordum hemen boraya döndüğümde şaşırmış görünüyordu. Tekrar önüme döndüğümde Hera tam dibimdeydi ve bana kafasını kaldırarak bakıyordu.

“Çekil kuzgun o kuzenini gebertmeye geldim.” Aniden gülmeye başlayınca gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. Kırmızı rujlu, dolgun dudakları vardı. Daha fazla dudaklarına bakmak istemediğim için gözlerine baktım, kahverengi gözleri vardı kirpikleri uzundu hemde çok fazla. Onun boyuna inmek için üzerine biraz daha eğildim. “Sebep?”

“Seni alakadar etmez.” Geriye doğru birkaç adım attı ve beni es geçerek Boranın yanına ilerledi, yürürken silahını geri beline taktı. Bora’nın yanına ulaştığında çok sert bir yumruk attı, öyle ki Bora birkaç adım geri sendeledi. Hera boraya daha çok yaklaşıp özel bölgesine bir tekme attı Bora bu sefer iki büklüm olmuştu.Bora saçlarından tutarak çekti ve ona bişeyler fısıldadı ne konuştukları burdan duyulmuyordu ama son söyledikleriyle Boranın suratı kireç gibi olmuştu. Hera onu fırlattığında Bora yere düşmüştü, Hera umursamaz bir tavırla tam yanımdan geçecekti ki kolundan tuttum.“Bırak!” Dedi tıslayarak.

“Bunu sana ödeticeğimi biliyorsun değil mi soylu benim mekanımda benim adamımı dövdün.”

“Bunu bana ödetemezsin Kuzgun çünkü asıl hesap ödeten benim.” Kolunu sertçe çekerek elimden kurtardı. Safaya bir baş işareti yaparak arabasına doğru ilerledi, direksiyona geçtiğinde kısa bir an bakıştık bana nefretle bakan gözler gördüm ve aynı bakışları bende ona attım. Arabası yavaş yavaş Malikanenin bahçesinden çıktı ama ben aynı yerde kaldım.

——————————————————

Hera SOYLU’ dan

Malikaneden çıktıktan sonra arabayı hızla eve sürdüm yine yarım saatte eve gelmiştim, arabayı park etmeleri için orda bıraktım. İçeri girdim ve hiçbir yere uğramadan kardeşimin odasına ilerledim. Kapıyı yavaşça araladım ve karanlıkta uyumaktan korktuğu için gece lambaları yanan odada yatağında mışıl mışıl uyuyan selini gördüm, yanına doğru ilerledim ve yatağın kenarına oturdum.

“Benim güzel kardeşim seni üzmek hiç istemezdim sana bağırmaktansa kendimi öldürmeyi tercih ederdim özür dilerim.” Saçlarına küçük bir öpücük kondurdum ve devam ettim “Ama beni de anla sana zarar gelmesi ihtimali bile beni çıldırtırken nasıl yerimde durabilirdim ki? Beni affetme kardeşim ama bil ki sana asla bağırmak istememiştim.” Tekrar saçlarnı öptüm. “İyi geceler.” Diye fısıldadım kulaklarına son kez.

Ayağa kalktım ve kapıya doğru ilerledim, kapıyı yavaşça açtım ve tam açtığım sırada “Affettim ablam.” Diyen selinin sesini duydum arkamı hiç dönmedim ama gözlerim doldu. Kapıyı kapatarak odadan çıktım.

Kendi odama girdiğimde artık göz yaşlarımı tutamadım ve kapının önüne çökerek ağlamaya başladım. Daha ne kadar kardeşimi üzecektim ki ben kötü bir abla mıydım? Benden utanıyor muydu?

Bilmiyorum ama artık kardeşimle daha çok ilgilenecektim. Yerimden kalktım ve kapıyı kilitledim, gardrobuma doğru ilerleyip sabah ki kıyafetlerimi aldım. Ayağımdaki topuklulara daha fazla dayanamayarak odanın ortasına fırlattım, banyoya girdim ve üzerimi değiştirdikten sonra makyajımıda çıkardım.

Odaya geri döndüğümde gardrobumu yana doğru çektim ve gizli odama girdim. Bu oda beni sakinleştirebilecek tek yerdi. Arkamdan kapıyı kapattım, odanın beyaz duvarları yazılarla kaplıydı, köşede küçük bir koltuk vardı onun yanında ise odayı aydınlatan bir abajur. Diğer tarafta ise kocaman pembe bir ayıcık vardı. Ayıcığın boynunda kırmızı kurdele bağlıydı. Ayıcığın yanında ise bir dolap vardı. Dolaba doğru ilerledim ve ajandalarımı çıkardım.

Buraya geldiğim zaman en sevdiğim şey bu renkli ajandaları doldurmaktı. Aslında Hera renklerden pek hoşlanmaz ama küçük Hera renklere bayılıdı bu yüzden bu oda rengarenkti. Sırayla ajandalarımı doldurdum, bitirdiğimde derin bir oh çektim ve onları dolaba geri koydum. Saate baktığımda gecenin üçü olduğunu gördüm, gerçekten çok uykum gelmişti, kapıyı açtım ve dışarı çıktım.

Yatağıma doğru ilerlediğim sırada yatağımın üzerinde büyük pembe bir kutu vardı kutuyu beyaz bir kurdele ile bağlamışlardı. Bu kutuda neyin nesiydi? Ayrıca kapı kilitliydi nasıl içeri girip bu kutuyu bırakmışlardı. Yavaş adımlarla kutuya ilerledim ve temkinli bir şekilde kurdeleyi açmaya başladım. Kutunun kapağını kaldırdığımda içinden beyaz laleler çıkmıştı.

Bunlar benim en sevdiğim çiçeklerdi ama kim göndermişti bunu. Kutunun içinde bir not olduğunu fark ettiğimde hemen elime aldım, zarfı açtım.

“Kendini bu kadar üzme sen kötü bir abla değilsin.”

D.S.

—————————————————

Eveeet bölüm sonuna hoşgeldiniizz

Nasıldııııı umarım beğenmişsinizdiir 🫶🏻

Arayı bu kadar uzun tutmayacaktım normalde amaa bu bölümü uzun yazmaya uğraşıyordummm

Bu güne kadar yazdığım ennn uzun bölüm buydu tam tamınaa 1274 kelime✨

Yazarınız sizin için çalışıyoorr

Şimdi sıra bölüm sorularındaa✨

ilk soru geliyor

1️⃣ Sizce D.S. Kim??

2️⃣ Hera orda boraya ne dedii ??

3️⃣ Doğu mu? Bora mı? (Uuu çok kiritik)

Eveett sorularımız bu kadarcıktıı yeni bölümü heyecanla bekleyin okuritolarımmm…

Görüşüürüükk…✨

Vavelya: veraaammm

Kitappad: veraaammm

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.