Koridorlar düşündüğümden daha uzundu. Ve ben üşengeç bir bireyim. Neden dersler dışında güçler kullanmak yasaktı ki? Ve kanatları mı? Kaçıncı devirde merdiven çıkmayı kestiler haberiniz var mı?!
Kayıt salonundan çıktıktan sonra bana verilen küçük metal anahtarı elimde çevirerek yürüyordum. Üzerinde ince bir yazıyla tek bir sayı kazınmıştı:
317
Basit bir sayı. Neden takdıysam? Bugünlerde fazla paranoyak oldum. Kendime göz devirdim.
Koridorda ilerledikçe sesler azaldı. Başlangıçtaki kalabalık yerini daha sakin bir atmosfere bırakıyordu. Duvarlar taştı ama dümdüz değildi. Ve ben simetri hastası bir salağım. Belki nadiren ama simetri görünce simetri kardeşim!
Yer yer içlerinden ince ışık çizgileri geçiyordu. Sanki duvarlar nefes alıyordu.
Adımlarım yankılanıyordu. Yankı sesini sevmiyordum. Garip olan… yankının bana ait olmamasıydı. Çok paranoyak takılıyorum.
Bir an durdum.
Gölgeler. Lanet olsun.
Ayaklarımın altında hafifçe kıpırdadılar. Sanki bu yerde daha rahatlardı. Daha özgür. 'Yaşasın özgürlük!' Diye bağırsalar kötü olur gibi... belki.
“Şimdi değil,” diye fısıldadım. "İfşa olmanın yeri değil."
Hareketleri yavaşladı.
Devam ettim.
317 numaralı kapının önünde durduğumda… içimde tuhaf bir his oluştu.
Bu sadece bir oda değildi.
Bir başlangıçtı. Niye bu başlangıca girdim acaba? Çünkü ben sanki Amerikan filmlerinde oynayan o aptal başrol kızım. Ve o estetik gibi olan burnumu her yere sormalıydım değil mi?
Anahtarı yavaşça kilide soktum ve çevirdim.
Kapı sessizce açıldı. Korku filmlerinde olduğu gibi gıcırdamasını beklemiştim oysa ki. Çünkü ben başrol kızım.
Oda beklediğimden daha büyüktü. Çünkü iki kişilikti. Off... Ve ben gerçekten gölgeleri nasıl saklarım?
İki yatak vardı. Karşılıklı yerleştirilmiş. Ortada küçük bir masa, yanında raflar. Pencereden dışarı baktığımda, aşağıda başka bir ada görünüyordu. Hafif sislerin arasında kaybolmuştu.
Oda boş değildi.
İçeride biri vardı. Yan karakter... ya ben mal gibi bir kitap veya filmde oynadığımı falan mı sanıyorum? Uhh...
Pencerenin önünde duran kız, ben kapıyı açtığım anda arkasını döndü.
Saçları açık kahverengiydi, omuzlarına kadar uzanıyordu. Gözleri… garip bir şekilde canlıydı. Sanki içlerinde küçük bir orman vardı.
Birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonra gülümsedi.
“Demek oda arkadaşım sensin.”
Sesinde tuhaf bir sıcaklık vardı. Yapay değildi. Zorlamıyordu. Doğaldı. Ve yan karakterimiz bir doğa kraliçesi gibi ha?
Ben kapıyı kapattım. Kendimi kısaca tanıttım.
“Lyra.”
Kısa cevaplar vermek her zaman daha güvenliydi.
“Lara,” dedi hemen. “Doğa büyüsü. Yani… ağaçlar, bitkiler, o tarz şeyler.”
Elini hafifçe kaldırdı. Parmaklarının ucunda küçük bir yeşil ışık belirdi. Sonra ince bir sarmaşık gibi kıvrıldı ve kayboldu.
Gösteriş yapmıyordu. Sadece anlatıyordu.
İlginç. Ben gösteri bekliyordum.
Başımı hafifçe salladım.
“Zihin,” dedim.
Yine eksik bir cevap. Her zaman ki ben ve eksiklikler... umarım bu eksiklikler notlarıma işlemez....
Ama bu sefer… bu kız zeki çıktı.
Lara’nın gözleri bir anlığına daraldı.
Sanki bir şey fark etmişti. Sanki değil. Kesinlikle.
Ama üstüne gitmedi. Harika, bilmecelerden nefret ediyorum!
“317 fena değil aslında,” dedi rahatça. “Üst katlara yakın. Gürültü az oluyor. Ve…”
Pencereye döndü.
“Manzara güzel.”
Onun bu kadar rahat olması garipti. Merdiven çıkmayı seviyor sanırım...
Ben eşyalarımı yatağın kenarına bıraktım. Çantam hafifti. Gereksiz şeyler taşımam. Zaten gereksiz bir şeyim yok.
Gölgeler kısa bir anlığına yatağın altına doğru uzandı.
Hızlıca geri çektim. Lanet olsun. Lanet olsun. Lanet olsun!
Lara bunu fark etti mi… emin değildim.
“İlk günler biraz garip geçer,” dedi aniden.
“Ben de geldiğimde herkes bana bakıyor gibi hissediyordum.”
Ona baktım. Bu kız hafızamı falan mı okuyor acaba?
“Bakıyorlar,” dedim.
Gülümsedi. Neden gülümsedi?
“Evet… ama bir süre sonra alışıyorsun.”
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Alışmak istemiyorum. Umursamak, asla.
Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Farklıydı. Belki rahat.
Sanki iki yabancı, aynı hikayenin içine yanlışlıkla düşmüş gibiydik.
Yatağa oturdum. Kanatlarımın yatağa sarmasına izin verdim.
Bu yer… normal değildi. Bunu yeni fark etmedim.
Bu okul… hiç normal değildi. Asla olmadı.
Ve içimde büyüyen o his… haklıydı. Yine.
Buraya sadece öğrenmek için gelmediğimi söylüyordu. Zaten öyle değildi ama neyse.
Pencerenin dışına baktım. Bakışlarımla dışarıyı inceledim.
Uzakta bir şey hareket etti. N-ne?
Bir gölge. Ama nasıl?
Ama bu sefer…
Onu ben kontrol etmiyordum. Asla edememiştim ama neyse.
