Merhaba 🩵
1. Bölüm sunar efenim.
Umarım hoşunuza gider.
Lütfen yorum ve düşüncelerinizi belirtiniz. Benim için çok önemli.
Büyük yemek masasının etrafına dizili bir şekilde oturmuş olan insanlar hem konuşuyor hem de yemeklerini yiyordu.
Acar arkasına yaslanmış insanları dinliyordu. Çok konuşmazdı. Aslında kimin yanında olduğuna bağlıydı, Mesela bazen Göktürkün yanında hiç susmaz konuşurdu.
Biraz da moduna bağlıydı. Keyfi yerindeyse mis gibi de konuşurdu.
Ama bugün çok da konuşmak istemiyordu.
“Çok şükür şu sıralar kargoların ulaşımında hiç bir aksaklık yok.” Dedi Seyfi bey. Seyfi bey Acarın ortaklarındandı. Acarın gemileri onun kargolarını yurt dışına ulaştırıyordu.
Çenesini kaşıdı Acar. “Ne zaman aksaklık olduğunu gördünüz Seyfi bey?”
Kahkaha attı Seyfi. İmalı bir kahkahaydı bu. “Unuttunuz sanırım Acar bey. İki ay önce ki kargolarımı iletmemiştiniz.”
Acar gülmedi. Gülüncek bi durum yoktu. “Neden iletmediğimi herkes çok iyi biliyor.”
Önündeki bardaktan bir yudum aldı Seyfi. Oda gülmüyordu artık. “Sizin göreviniz aldığınız kargoları teslimat ülkelerine götürmek. Kargo içeriğini kontrol etmek değil Acar bey.”
Tepkisizdi Acar. Arkasına yaslanmış her zaman ki özgüvenli ifadesiyle oturuyordu. Bu durumda Acara gergin olan Seyfi beydi.
Bir kaç ay önceki kargolarını Acar teslimat ülkelerine götürmemişti. Çünkü işin içinde yasa dışı mallar vardı. Ve Acar yasa dışı iş asla yapmazdı.
Yani şu anlık.
“Benim gemilerim benim kararım Seyfi bey. Yasa dışı mallarınızı başka araçlarla gönderebilirsiniz. Ama ben göndermiyorum, göndertmemde.” Dedi sonrasında Acar.
Masada gerginlik hakimdi. Buradaki insanlar birbirlerini gram sevmez ve haz etmezdi. Ama tabi iş başka arkadaşlık başkaydı.
Seyfi beyin yanında oturan adam atladı bu sefer söze. “Acarcığım ne olmuş yani bi kereliğine kırmasan Seyfi beyi?” Boş bir gülüş vardı suratında. Bu da aptal Leventti. Boş sohbetleri yüzünden masada ki hiç kimse ciddiye almazdı onu.
Acar, Leventin dediklerini duymamıştı bile. Oturduğu yerde dikleşti. “Benim kararlarımı sorgulayacak olan başka biri daha varsa söylesin. Derhal ortaklığı keselim.”
Tabi ki hiçbiri ortaklığını kesmezdi. Ülkenin en güvenli taşımacılığı bu adamdaydı.
Kimseden ses gelmedi. Gelemezdi. Gelsede sıkıntı yoktu, Acar için bir kaç adam kayıp olamazdı.
Oturduğu sandalyeyi geriye itip kalktı Acar. “Bende öyle düşünmüştüm.” Dedi sonrasında.
Ev sahibi Seyfi beyde kalktı hemen ayağa, sonra diğerleri. “Gidiyor musun?”
Kafa salladı hafifçe Acar. “Aynen.” Dedi sonrasında. “İş görüşmeleri dışındaki yemekler bizi açmaz. Kimsenin kimseden haz ettiği yok bu masada.” Dedi sonrasında imalı bir gülüşle.
Seyfi bey diğerlerine baktı bu sözden sonra. Oda biliyordu kimsenin kimseden haz etmediğini.
Hepsi kapıya doğru yürümeye başladığında çalışanlardan biri Acarın ceketini verdi.
Seyfi bey tokalaşmak için elini uzattı Acara. Acar sıkıca kavradı o eli. “Kargolar hala bekliyor Acar. Gemilerini hazır etsen iyi edersin.”
Acar ciddiye almadan diğerleriyle de vedalaşıp kapıdan çıktı.
Bu adam biraz daha bu kargolardan söz etmeye devam ederse bütün ortaklığı bitirecekti. Sözleşmede ki ortaklığın süresi dolmadan iptal etme durumu söz konusu olduğunda iptal eden tarafın karşı tarafa bir miktar ödemesi zorunluydu.
Ve Acar artık bu durumdan çok sıkılmıştı. Kaç paraysa vericek ve bu ortaklığı sonlandıracaktı. Tabi Seyfi iblisinden kurtulmak bu kadar kolay olmayacaktı. Çünkü yurt dışına çıkaracağı mallar ona bundan fazlasını kazandıracaktı.
Şöförlerden biri Acarın arabasını kapının önüne getirip anahtarı vermek için Acara doğru yürümeye başladı.
“Buyrun Acar bey anahtarınız.”
Anahtarını alıp teşekkür etti. Arabasına binip evine doğru yol aldı. Seyfinin evi şehre yarım saat uzaktaydı, ormanın içinde ağaçların ardına gizlenmiş bir evde yaşıyordu.
Seyfi ve diğerleri ise salona geçmiş oturuyorlardı. Seyfi elindeki şaraptan bir yudum aldı.
Onu izleyen Barış bey atladı söze. “Acara kafasına yatmayan bir şeyi yaptırmak imkansız.”
Hızla Barışa baktı Seyfi. “İmkansız ya da değil. O malları yurt dışına göndermem lazım.” Sonrasında yerdeki halılara daldı. Tırnağıyla elindeki kristal bardağa vurdu. “Bu iş olursa hepimiz büyük kazanacağız.”
Kafa sallayarak onayladı Levent. “En çok da Acar kazanacak. O kadar parayı niye reddeder ki bi insan?”
Alaycı bir gülüş attı Seyfi. “Aklı sıra doğru iş yapıyor. Kurallara uygun, yasa dışı olmayan.”
“Acarın o paraya ne kadar ihtiyacı var ki? Adam zaten kazanıyor.” Dedi Barış.
“İşte sorun da burda.” Dedi Seyfi ayaklanarak. Bardağına biraz daha içecek doldurmaya başladı. “Çoğunda gözüm yok, kazandığım bana yeter kafasında.”
“E sizin de çoğunda gözünüz olmasın Seyfi bey.” Dedi Levent her zaman ki salaklığıyla. Bu adamı iki saniye yanında durdurmazdı Seyfi. Ama adamın fabrikalarından su yürütüyordu.
Levente doğru doğru yürüyüp sırtına bir kaç kez gülerek vurdu Seyfi. “Sence biz Acarla aynı düzeyde mi kazanıyoruz Leventçiğim. Tabi çoğunda gözü olmaz. Her ay milyonları indiriyor cebine adam.”
Kafasını kaldırıp başındaki adama baktı Levent. “E bizde milyonlar kazanıyoruz.”
Umutsuzca bakış attı Levente Seyfi. Sonrasında yerine oturdu. “Öyle ya da böyle. Benim bu işi ayarlamam lazım.” Dedi Seyfi kararlılıkla. Kafasında ki şeyler büyüktü. Ya bu işten büyük kazanacaktı, ya da büyük batacaktı.
Kırmızı ışık yandığında frenle yavaşladı Acar. Her zaman ki gibi sağ eliyle direksiyonu tutuyor diğer elinide cama yaslamış çenesiyle oynuyordu.
Hayattan artık zevk almamaya başlamıştı. 38 yaşına gelmiş hala iş ve ev arasında gidip geliyordu. Para kazanıyordu, işini en iyi şekilde yerine getiriyordu. Ama artık sıkılmaya başlamıştı. Hayat bazen çok boş geliyordu.
Tekrardan yeşil yandığında devam etti. Evin önüne geldiğinde güvenlik kapıyı açtı ve içeriye girdi.
Eve girip hızla odasına çıktı. İlk olarak bi duş aldı sonrasında yatağına yattı. Uyumak istiyordu. Ne kadar bunu beceremesede güzel bir uyku çekmek istiyordu.
Bir kaç dakika öyle haraketsiz bir şekilde kaldı. Ama zihni haraketsiz değildi her zaman ki gibi bin türlü şey düşünüyordu.
Bu sırada telefonu çaldı. Arayan tabi ki Göktürktü. Telefonu açıp hoparlöre aldı.
“Brom ne yapıyorsun?” Dedi Göktürk keyifli bir şekilde.
“Rahatsız etmeseydin uyuyacaktım.” Dedi bıkkınlıkla Acar.
“Bu saatte ne uykusu lan, okullu bebe misin sen?” Dediği saat 23:15 idi.
Cevap vermedi Acar.
“Neyse Acarcığım ben şey için rahatsız ettim seni.”
Tekrar cevap gelmedi Acardan. “Şu senin otelin kral dairelerinden birini ayarlasana be kardeşim.”
“Ara ayarla lan ne yapayım ben?”
Göktürkün yanında biri olduğu kesindi ki hem yanındakine laf yetiştiriyor hem de Acara laf anlatıyordu. “Tamam hayatım sen git gel ben bekliyorum.”
Kaşlarını çattı Acar. “Kim var lan senin yanında.”
Kahkaha attı Göktürk. “Yeni yengen dostum.” Sonrasında telaşla konuştu. “Oğlum aradım zaten otelin müdürünü ama hepsi dolu diyo.”
Yataktan kalktı Acar. Göktürk bütün uykusunun içine sıçmıştı. “Doluymuş işte. Ne yapsınlar dışarı mı atsınlar insanları?”
“Rezervasyon sahipleri yarın öğlen gelicekmiş, o saate kadar benim işim biter.”
Kapıya doğru yürüdür Acar. Aşağıya inip bir şeyler içmek istiyordu. “Abiciğim ne yapayım şimdi ben?”
“Hadi lan şu dostuna bi ayarla be şu odayı. Oğlum hayatımın aşkını buldum lütfen ayarla bir şey.” Sesindeki istek Acarın gülümsemesine neden olmuştu.
Bazen boş yapar bazen sinirlendirirdi Acarı Göktürk ama onun bu deli halleri çok güldürüyordu onu. “Tamam ayarlarım.” Dedi mutfağa girdiğinde Acar.
Sevinçle bağırdı Göktürk. “Aslan dost aslan! Lan sana söz yengenin en güzel arkadaşından birini ayarlıcam sana.“
Yüzünü ekşitti Acar. Göktürkün bu ‘Yengenin en güzel arkadaşlarından birini ayarlıyacağım.’ sözünü milyonuncu kez duyuşuydu. Dolaptan fincan alıp kahve yapmaya başladı. Sonrasında aklına takılan bir şeyi dile getirdi. “Şey sorucam ben sana?”
Hemen cevap verdi Göktürk. “Sor kardeşim ne dilersen sor.”
“Bugün restoranta gelen kadın.” Bekledi bir kaç saniye. “Aldın mı işe ne oldu?”
“Hangi kadın lan?” Dedi anında Göktürk. Sonra hatırlamış olacak ki konuştu. “He şu hamile kadın.”
Kafa salladı Acar. Göktürk bunu göremezdi ama istemsizce kafa salladı. Bu kadına neden bu kadar takıldığını anlamamıştı, ama istemsizce merak etmişti.
“Görüştüm kadınla. Üzüldüm biraz ya, işe ihtiyacı var belli. Yani kendisi söyledi ihtiyacı olduğunu. Her işi yaparım dedi yeter ki para kazanayım dedi.”
“Aldın mı işe?” Acardan gene merak içerikli bir soru.
“Bilmiyorum dostum. Zorlanmasını istemem hamile kadının ama ihtiyacıda var belli. Valla ayıp olmasa şu her ay bağışladığımız paralardan verelim dicem kadın yanlış anlar diye korkuyorum.”
Bir kaç saniye sessizlik oldu ikiside konuşmadı. “Öyle yani brom ama ayarlarım küçük bi iş ya çok zorlanmadan kazanır parasını.” Sonrasında Göktürkün yeni aşkı gelmiş olacak ki hemen telefonu kapatmaya yeltendi. “Acarcığım tekrardan teşekkür ediyorum, konuşuruz sonra.”
Tezgahın üzerinde ki telefonun kapatma tuşuna basarak kapattı Acar. Kahvesini alıp salona geçti.
Düşünmeye başladı. Dünya da binbir çeşit hayat vardı. Herkes kendi hikayesinde yaşıyordu.
Şükür etti hayatına. Kendi ayakları üzerinde durabilmesine şükretti.
Son🩵
Acar ve Göktürkün arkadaşlığı hakkındaki düşünceleriniz neler?
Sizinde Göktürk gibi arkadaşlarınız var mı?
Ve Göktürkün yeni hayatının aşkı hakkında ki düşünceleriniz?