“Kimseye güvenme”
Sabah uyandığımda koşarak penceremi açıp dışarıya baktım bugün hava güneşliydi sanırsam bugün dışarda bir etkinlik yapılır diye düşünüyorum. Gözlerimi dışarda gezdirerek dışarının güzelleğine odaklandım. Bunca güzelliğin arasında rahatsız edici olan sadece bu hastaneydi. O yüzden insanların olduğu bir yere yapmamışlarya. Kafamın içinde konu değiştirmeye çalışmak kadar zor bir şey yok ya. Çünkü şu an hastane veya konumu umrumda bile değildi.
Oflayarak hızlıca banyoya girdiğimde gözüm aynaya kaydı. Kendime bektığımda Mert'e birazda olsa anımsattığımı düşündüm -bir alakamız yoktu-. Bende aynı onun gibi beyaz bir tenim vardı, kahverengi dalgalı saçlarım vardı, kemerli burnum ve dolgun dudaklarım vardı. Tek farklı olan şey gözlerimizdi onunkiler ela ama daha koyuydu ve bu bence bir ayrıntıydı, benimki ise kahverengiydi. Tabi farklı olan tek şey renkleri değildi anlattıklarıda farklıydı...
Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra banyoya girip güzelce yıkanmıştım. Saçlarımı havluyla kurulayıp biraz nemli bırakmıştım. Üstüme siyah ince askılı ve salaş bir crop altıma da koyu gri bol paça pantolon giyip yanıma da ince bir hırka alıp aşağıya kahvaltı etmeye inicektim ki masanın üstünde not defteri ve kalemi gördüm. Uzun zamandır yazı yazmadığı mı farkedip onları da cebime koyup aşağıya indim.
Kahvaltımı aldıktan sonra yine dün oturduğum masaya oturup defter ve kalemi cebimden çıkartıp masaya koyup yemeğimi yemeye başladım. Bir 5 d sonra gönüllü öğrenciler kahvaltı için gelmişlerdi saçlarımı kulağımın arkasından çıkartıp elimi başımı yaslayıp onlarla göz teması kurmadan yemeğimi yemeye devam ettim...Yemeğimle oynarken elimin hemen altında Duran ilaca gözüm kaydı acaba içersem ne olucaktı merak ediyordum sanırım bugün şansımı deniyecektim -sanki bisiklet sürmeyi deniyorum ya sabır-. Yemeğimi yemeye devam ederken arkamdan:
"Günaydın Hira"diyerek Mert'in gelmesiyle yüzümde gülümseme oluşmuştu bende ona :
"Günaydın Mert"diyerek selamladıktan sonra oturması için elimle işaret ettim . Yerine geçtiği gibi:
"Ee Hira ilk günün nasıl geçti?"
"Gayet güzeldi. Beklediğimden hızlı alıştım buraya. Söylesene dün etkinlik nasıl geçti?"
"Çok sıkıcıydı zaten ben o kadar kişinin arasında pek bir işe yaramadım o yüzden arabada dinlendim."diyip yemeğine başladı. Benim yemeğim bitmişti o yüzden ilacımı alıp içmiştim ve defterle kalemimi elime alıp şunları yazmıştım:
"Ormanda yolumu kaybettiğimde
Senin gözlerin benim pusulamdı"yazıp altına bir şeyler karalamıştım. Mert merak etmiş olucaktı ki:
"Ne yazıyorsun?"diye sormuştu bende omuz silkerek:
"Öyle bir şeyler yazıyorum işte kendimce . Bu konuda iyiyim fakat ailem bunu desteklemiyor. Keşke herkes sanatın bir hastalık değilde içinde hazineler yatan bir ada olarak düşünseler mutlu olabilirdim."
"Bence bu harika bir şey her insan bu kadar güzel bir yeteneğe sahip olamaz "diyip elini omzuma koyarak"Hem ailen olmasam bile burda olduğum sürece seni hep destekleyeceğim"diyip yemeğine devam etti . Mert iyi birisiydi buna emindim cümleleri ona basit bile gelse aile kavramını benim dilimden bilmiyordu ve sözleri beni etkilemişti. İyi mi? Yoksa kötü mü bilmiyordum. Onun yanında iyiydim galiba, huzurluydum en önemlisi güvende hissediyordum.Son cümle fazla edebiyata girdi gibi. Sadece iyi hissetmiştim o kadar.
Mert yemeğini yedikten sonra:
"Bugün hava güzel olduğu için dışarıda ormanı gezeceğiz gruplar halinde her grupta 2 erkek 2 kız olucak ben bizim gruba baktım ama zaten geziden önce odalara ziyarete geleceğiz o sırada söyleyecekler zaten"dedi ve 5dk sonra ben odama oda arkadaşlarının yanına gitmişti. Odamda gelicek kişiyi beklerken kendimi sürekli düşünürken buldum ne olduğunu ben bilmiyorum ama beynim de karışıklık vardı ilacın bir etkisi olduğunu düşünüp umursamadım. Bir 10dk sonra odanın kapısı çaldı ve içeriye sarı saçlı siyah gözlü güzel bi kız girdi kapıyı kapattıktan sonra :
"Merhaba Hira ben Dilara bugün senle birlikte bir kutu oyunu oynayalım dedim ne dersin?"
"Olur benim için farketmez."
"Tamam o zaman ben hazırlıyım."diyip yanıma oturdu.”
"Bu arada senin olduğun grupta:
Burak
Mert
Ben ve sen varsın. Aaa bu arada Mert demişken sanırım siz arkadaşsınız?"
"Evet "
"Mert bizim okuldaydı çok iyi birisi benimde sevdiğim bir arkadaşım. Sahi sen Mert'ten mi hoşlanıyorsun"dediğinde garipsedim yüzümü buruşturdum sonra dudağımı hayır dercesine büküp:
"Hayır tabiki Mert benim bir arkadaşım ama hiç öyle düşünmedim..."
"Düşünme de zaten."dediğinde kaşlarımı çatıp ona bakıyorum" Hatta mümkünse sözde arkadaş dilinde bile yanına oturma. Konuşma."dedi boğuk sesiyle. Alayla suratına bakıp:
"Pardon da sen ne ayaksın. Hayırdır bir zorun mu var benimle? Ayrıca kiminle muhatap olucağıma sen karar veremezsin."diyip sertçe gözlerinin içine bakıyordum.
"Bu son sözlerin mi? Yoksa bir şans daha veriyim mi?"
"Kafa mı buluyorsun kızım sen benimle."dediğimde hırsla ayağa kalkarak odanın kapısını açtı içeriye çağırdığı birkaç arkadaşı alaycı gülüşleri ile içeriye girmiş ve hepsi bir ağızdan olup çocuk gibi:
"Hira Mert'e aşık!"diye bağırmaya başladılar ne olduğunu anlamıyordum bir anda beynim zonglamaya başladı onların o gülüşleri beni sinir etmeye başlamıştı içerisi çok dar değildi ama Mert'in geldiğini görünce daralmıştım birde üstüne o ukala erkekler gelip gülmeye başlayınca bedenim sanki ruhumu terk etmişti benim kontrolümden çıkmıştı ve her şeyin suçlusu olan o kızın kafasından tutup duvara çarpıyordum bir türlü duramıyordum istesem de istemesem de devam ediyordum en sonunda yüzüme kan fışkırdığı zaman kendime gelmiştim kızın saçını bıraktığım da yere düşmüştü herkes onun etrafında durmuş görevliyi çağırıyordu sadece Mert orada değildi gözlerimi ona çevirdiğim de korkmuş bir haldeydi -korkması gereken benken tabi.- Onların etraflarından dolanıp yanıma geldi.
"Hira iyi misin ? Beni duyuyor musun ?"dediğinde gözümden yaşlar akmaya başlamıştı odayı terk edip dışarıya doğru koşmaya başladım arkamdan Mert'in bağarışlarını duyuyordum fakat sonra onlarda gitti . Dışarıya çıktığımda ormanlık alana doğru koşmaya başladım bir süre sonra ormanın ortasında durup yanımdaki ağacın gövdesine yaslanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ve kimsenin duyamayacağı bir ses tonuyla kesik kesik küfürler ediyordum kendime. Hiç bu kadar kötü bir kriz geçirmemiştim en azından böylesine berbat hissetmemiştim. O kıza daha önce duymadığım küfürleri sayarak ellerimle kafama vurdum ve gözlerimi silip saçlarımı bileğimdeki tokayla topladıktan sonra hastaneye yürümeye başladım. Hastane görüş açıma girdiğinde ambulansla kızı götürdüklerini gördüm ve onun arkadaşlarıyla karşılaşmamak için arkadaki acil durum merdivenlerinden terasa gidicektim. Kimseye gözükmeden terasa geldikten sonra köşedeki kahve makinasının arkasındaki masaya oturdum böylece gelen kişi beni göremeyecekti. Masada karşımdaki camdan dışarıyı izlerken cebimde defterim olduğu aklıma geldi ve herhengi bir sayfasını açıp:
"Kimseye Güvenme"yazdım ve uzun süre o yazıyı okudum...
Akşam olduktan sonra artık gönüllü öğrenciler gittikten sonra odama doğru ilerledim. Koridorda beni gören herkes bana bakıp kendi aralarında konuşuyorlardı tabi konuşacaklar dedikodu çıktı ellerine zaten diye içimden onlara kızarken karşıma İlk gün geldiğimde benimle konuşan o doktor -kemal -çıktı. Eliyle işaret ederek bana odasını gösterdi. İçeride karşımdaki koltuğa oturarak doktorun oturmasını bekledim. Oda yerine yerleşmişti
"Bugün olan olayları tekrardan dile getirmeyeceğim zaten her şeyi öğrendim ."
"O zaman izninizle ben gidiyim sonuç olarak suçlunun kimin olduğunu ve kiminle konuşmanız gerektiğini biliyorsunuz diye düşünüyorum."
"Evet Hira suçsuzken kendini suçlu yapan kişiyi biliyorum evet şu an yorgun olduğunu biliyorum o yüzden şimdi gidebilirsin ama şunu unutma Hira ertelemek sana hiç bir şey kazandırmaz."dediğinde hemen kalkıp gidecek iken cümlesine devam ettu"Yarın seni bekliyorum şimdi gidebilirsin"diyip eliyle kapıyı işaret etti. Sertçe kapıyı açıp mümkün olduğunca hızlı bir şekilde odama gittim. Üstümdeki kıyafetleri çıkartıp eşofmanımı giydikten sonra tam yatıcakken masamın üstünde yemek tepsisini ve yanındaki notu gördüm. Nota bakmadan önce ilacı alıp içtikten sonra notu açtım:
"Hira ben Mert seni bekledim fakat gelmedin yemeğini bırakayım dedim ilacını içmeden yatmanı istemem. İyi geceler."yazıyordu. O anlar aklıma gelince sinirlenmiştim Mert'e bile.Notu alıp çekmeceye koyduktan sonra yemeği alıp kapının önüne koydum. Kendimi yatağa atıp duvarı seyretmeye başladım tabi o duvar duvar değildi benim için her gün uyumamı sağlayan bir ninni gibiydi ama bu sefer ninni yoktu. Niye bilmiyorum başımın ağrısı gözlerimi kapatıyordu . Umarım bu ilacın etkisi çabuk geçer umarım bu kabus çabuk biter...
Kalkamıyordum. Gözlerimi açıcak gücüm yoktu sanki, bedenimi hissetmiyordum. Etraf beyaz ışıklarla kaplı olduğunu hissedebiliyorum. Zar zor aralanan gözlerimin ilk gördüğü şey babamdı elindeki kemerle aynı sandalyeye oturmuş beni bekliyordu:
"Gel buraya hadi!"diyişiyle irkilmiştim. Arkamı döndüğümde annem yüzüme nefretle bakarak beni babamın önüne atmıştı. Babam elindeki kemeri havaya kaldırıp bana vuracakken:
"Hayır! Hayır! Hayır! Lütfen bana dokunma"diye hışımla yataktan kalkmıştım. Gözlerimi yavaşça araladım ve hepsinin bir rüya olduğunu anladım. İç çekerek yatağa kendimi bırakıp gözlerimdeki yaşların akmasına izin verdim.
“Uykumda bari rahat verin şerefsizler!”diye bağırdım ve ardından hıçkırarak ağlamaya başladım…
Saat çok geç olmuştu o yüzden yemek yemeden sadece ilacımı alıp mümkün olduğunca hızlı bir şekilde geri odama gelicektim. Gözlerimdeki yaşları silip üstümü değiştirmeden aşağıya inmeye koyuldum. Görevli öğrenciler bana bakıp kendi aralarındaki mahkemede beni yargılıyorlardı. Hiç biri umrumda değildi sonuç olarak ben suçlu değildim. Aşağıda kimse yoktu görevliden ilacımı alıp yine aynı masaya oturup biraz olsun dinlenmek düşünmek istiyordum. Cebimden defterimi alıcakken yanıma almadığımı farkedip ayağa kalktığımda kendimi yerde bulucakken birisinin beni tutuşuyla ayakta durmuştum. Gözlerimi ovuşturarak geri sandalyeye oturup beni tutanın Mert olduğunu anladığımda içim rahatlamıştı. Bir süre hiç bir şey demedi bende demedim ama sonrasında ellerimi yüzümden çekerek:
"Mert ben ne diyeceğimi bilmiyorum."
"Senden bir şey beklemiyorum bana sadece neler olduğunu anlat. Tek istediğim bu."
"O Dilara denen kız geldi odaya işte grupu felan söyledi sonra...Siz Mertle arkadaşsınız sanırım,dedi bende,Evet, dedim sonra işte sen Mert'ten hoşlanıyormusun dedi bende hiç öyle bir şey düşünmedim sadece arkadaşı- her neyse işte sonra beni tehdit etti bende onu tersledim ama o anlamak istediği yerden anlayıp daha ben cümlemi bitirmeden dışarıda bekleyen arkadaşlarını çağırdı ve gereksiz gereksiz bağırdılar işte olan bu."
"Ya evet oda var ama ben onu kastetmedim Hira. Sana noluyor iyi değilsin. Dışardan kendini görsen ölü zannedersin."
"Bilmiyorum Mert ama sanırsam ilacın etkisi zaten o günde kendimde değildim en berbat halimi buldu o gereksizde. Sahi durumu nasıl nolmuş ona?"
"Evde o şimdi sadece sarsıldığı için bayılmış kanama da bir şey yok. Neyse ya boşver sen onu geliyormusun geziye?"
"Maalesef bugün doktor beni çağırdı benimle konuşacakmış. Ben gidiyim artık geç kalmıyım görüşürüz."
"Görüşürüz Hira kendine iyi bak."diyip orda oturmaya devam etmişti. Ben ilk önce odama gidip elimi yüzümü yıkadım. Altıma gri eşofmanımla siyah sweatshirtimü giydikten sonra doktorun odasına yol aldım. Üst kata çıkarken başımın çok fazla döndüğünü farkedip asansöre binmeye karar verdim. Şansıma kimse yoktu gideceğim kata basıp arkamı döndüğümde asansörün aynasında kenimle sanki ilk defa göz göze geliyormuş gibi şaşkındım. Ne olmuştu bana böyle yüzümün rengi solmuş göz altlarım mosmor olmuştu. Mert'in dediği gibi tam bir ölüye benziyordum -sadece birkaç gecede nasıl dönüşmüştüm bu hale, ilaçlar yüzündendi evet onlar yüzünden.-. Aynaya karşı sırtımı çevirdiğimde asansör artık durmuştu hızlıca oradan çıkıp doğruca odaya ilerlemiştim. Odaya vardığımda kapıyı tıklatarak izin istemiştim biraz sessizlikten sonra:
"Gir."sesiyle içeriye girmiş yine karşımdaki koltuğa oturmuştum . Doktor bilgisayardaki işini bitirdikten sonra konuşmaya başlamıştı.
"Hoşgeldin Hira nasılsın?"
"Doğrusunu söylemek gerekirse iyi değilim. Sürekli başım dönüyor ayakta duramıyorum bu sabah kabusla uyandım hatta sabah kalktığımda hareket edemiyorum vücudum felç olmuş gibi... Bunlar ilaçların etkileri mi? Onlarsa da nasıl iki günde bu kadar etkili oldular?"
"Evet Hira daha yeni geldin henüz ilaçlara alışmadın ve bünyenin böyle tepkiler vermesi normal bir haftaya kalmaz bunlar yavaşça gider merak etme... Şimdi burda olmanın sebebini biliyorsun hastalı-"
"Daha ne kadar açıklama yapmam gerekiyor acaba ben hasta değilim diyorum neden anlamıyorsunuz!"
"Çünkü senin yerinde olan kimse başta bunu kabul etmedi."
"Ve sizde herkese aynı yalanı söyleyerek psikolojik olarak onlara hasta olduğunu inandırdınız değilmi?”
"Tamam. Hira bak bu senin hayali arkadaş olarak adlandırdığın şey hastalığın başlangıcı olabilir hatta öyle. Bunu kendine ilk önce inandır. Senin hastalığının tedavisi çok zor bu hastalığın psikolojiside çok zor bunun için sakın ilaçlarını bırakma. Yeni bir ilaç daha ekliyorum onuda kullanmayı unutma. Bu arada psikoluğun olan Ayla Hanım yarın gelicek her hafta bir iki defa seninle konuşmaya gelicek haberin olsun. Benimle konuşmak istediğin veya sormak istediğin bir konu varmı?"
"Size ne söylersem söyleyeyim ne sorarsam sorayım kendinizde asla bir sorun bulmuyorsunuz ki her şeyin kendi bildiğinizden ibaret olduğunu sanıyorsunuz. Yine de iyi günler kendime iyi bakarım."diyip hızlıca odadan çıktım ve kapının yanındaki demire tutundum çünkü bacaklarım titriyordu. Hep böyle oluyordu her birisiyle sözlü bir kavga olsa bile ellerim ayaklarım titrer sinirden. Bir süre orda durdum ve odama geldim. Kendimi yatağa atıp tam uyuyacakken geziye gitmeye ve birazda olsa hava almaya ihtiyacım olduğu aklıma geldi ve dışarıya çıkarak Mert'i aramaya koyuldum.Giriş de tam gitmeden önce Mert'i bulmuştum ve geziye bende katılmıştım. Hatta bu gece orda kalıcaktık hayatımda ilk defa kamp yapıcaktım bu yüzden çok heyecanlıydım. Gitmeden akşam ve belki ertesi gün geç geliriz diye sabahki ilaçlarımıda alıp yola koyulmuştuk. Bizim grupta Mert
Burak ve ben vardım o kız olmadığı için üç kişiydik zaten bu kimsenin umrunda değildi. Hastanenin sağ tarafından yola koyulmuştuk. Başımızdaki rehber her grubun ne tarafa gideceğini gösterdikten hepimiz dağılmıştık. Bu orman gerçekten çok büyüktü kaybolma ihtimalinin fazlaydı ama bence bu çok eğlenceli olurdu... Üçümüzde yan yana yürüyorduk. Sessizliği bozmak için:
"Nereye gidiceğimizi biliyormusunuz?"sorusunu sordum fakat birbirlerine de aynı soruyu sorarmış gibi baktıktan sonra Mert bana bakarak:
"Hastane görüş alanımızdan kaybolana kadar yürürüz sonra ortak bir alan seçeriz değilmi?"diye sorarak Burak'a döndükten sonra yürümeye devam ettik. Bir andan arkama bakarak hastaneyi hala geride bırakıp bırakmadığımızı kontrol ediyordum fakat zaten yaklaşık yarım saattir hastane görüş alanımızdan uzaklaşmıştı. En sonunda boş bir alanda durarak:
"Bence burası gayet güzel burda kalabiliriz"dedim ve onların da etrafa bakmasına izin vererek geri çekildim. İlk Burak araya girerek:
"Burası bence de güzel. Mert hadi gelde şu ortaya çadırları serelim"diyerek işe koyulmuşlardı. Bende bir tane ağacın kenarına oturarak onların işlerinin bitmesini bekledim...
Çadırları serdikten sonra Mert:
"Burak sen burda ateşin yerini hazırla biz Hira'yla dal parçası bulmaya gidelim."
"Tamamdır siz gidin."
"Bu arada Hira gelmek istermisin olmazsa ben tek giderim?"
"Yok yok gidelim ."diyerek ayağa kalktığımda başım dönmüştü ama bunu göstermemiştim. Yanımdaki ağaçlara tutunarak ayakta kalmıştım...
Mert'le biraz dal topladıktan sonra topladıkları mı yere bırakıp karşımdaki ağacın altına oturup biraz dinlendim. Benden sonra Mert'te topladıklarını bırakıp oda yanımdaki ağacın altına oturdu.
"Bence bu kadar yeter."
"Bence de yeter yorulduk zaten."
"Evet biraz dinlenelim geri döneriz..."
"Biliyor musun Mert hayatımda ilk defa kamp yapıcam. O yüzden tatlı bir heyecan var içimde."
"Gerçekten mi? Biz her yaz mutlaka en az bir kere yaparız ailemle ama çoğunlukla arkadaşlarımla. Bak bu seferde seninle birlikte yapıyorum."
"Ne kadar şanslısın Mert ."
"Niye öyle dedin ki şimdi?"
"Benim ailemle bırak kampa gitmeyi evde normal bir diyoloğumuz bile olmadı."
"Seni üzdüysem üzgünüm Hira ."
"Hayır canım üzüldüğum için söylemedim zaten. Hem ben şu an çok mutluyum hadi kalkta götürelim artık akşam oluyar Burak merak etmesin."
diyip elime alabildiğim kadar dal parçasını alıp yola koyulduk...
Kamp yerine geldiğimizde Burak ateşi hemen yakmıştı. Ateşin başında oturup ısınmaya çalışıyorduk. Sonbahar gelmişti artık son güneşli günler geride kalmıştı ve şu an bu soğuk bile hepimizin içini ısıtıyordu... Belki de içimizi ısıtan soğuk değilde huzurdu..
Uzun bir sessizlikten sonra karnımın gürültüsü bunu bozmuştu ve içimden umarım kimse duymamıştır diye geçiriyordum ki Mert:
"Burak hadi yemekleri çıkarda yiyelim."demesiyle başımı dizlerimin üstünde duran kollarımın içine sokup kendimi gülmemek için zor duruyordum. En sonunda derin bir nefes alıp başımı kaldırdığımda yemekler hazır olmuştu. Mert konservelerden birini açıp bana verdi ve hepimiz yemeklerimizi yemeye başladık...
Yemeğimi bitirdikten sonra cebimdeki küçük kutudan ilaçlarımı çıkartarak ilk önce her zaman kullandığımı içmiştim sonrasında doktorun yeni verdiği ilacı içtiğimde yüzüm buruşmuştu tadı çok ekşiydi. Acaba bunun etkisi ne olucaktı?
Ve hep hayal ettiğim marshmallow kısmına gelmiştik sanırım bu bir tek benim hayal ettiğim bir kısım değildi çünkü ikiside bir anda şen şakrak olmuş gülüşüp şakalaşmaya başlamıştı. İkiside çok mutlu gözüküyordu hele hele Burak sanırım biz bir arkadaş grubu olsak bizi güldüren kişi olurdu gerçekten insanın moralini düzeltmeyi ve bütün acılarını unutup sadece onun soğuk esprileri ne gülmesini sağlıyordu. Oda Mert gibi (iyi) birisiydi...
Gecenin sonunda herkes kendi çadırına geçip uykuya dalmıştı . Anlamadığım şekilde kafamı yastığa k
oyduğum gibi uykuya dalmıştım. Sanırım buda ilacın etkisiydu. En azından bir şeyleri kafaya takıp düşünmeden uykuya dalmak huzurluydu…