“Etha, güçlü bir adamdı. Altın seviyenin zirvesindeydi. Şu anda akademinin müdüru de altın seviyesinde fakat biri zirvesindeyken diğeri başında. Büyücü kulesinin zirvesinde duran ise ancak üçüncü seviye bir büyücü. Bu söylediklerimden, onun gücünü tahmin edebiliyorsundur?”
“Evet, peki akademi müdüründen başka bir altın seviye savaşçı yok mu?”
“İşte işler bu noktada karmaşıklaşmaya başlıyor ve evet, kesinlikle akademi müdüründen daha güçlü hiç kimse yok!”
“Bu neden böyle?” dedi William, şaşırmış bir şekilde.
“O soruna cevap vermeden önce, sana Etha’nın ilk kitabındaki yanılsamalardan bahsedeyim.” Birasından bir yudum aldı.
“Etha’nın kitabında bahsettiği, olduğundan şüphelendiği impratorluklar, maalesef bizim kıtamızda değil.”
“Ne demek bizim kıtamızda değil?”
“Evet, şok olabileceğini biliyorum fakat aslında bir adada yaşıyoruz!”
“A…Ada mı?” Willim şimdi işlerin çığırından çıktığını hissediyordu. Dört krallığı barındırabilen bu bölge, sadece bir ada mıydı?
“Evet, ada. Buraya Argos ismini veren kim biliyor musun?” Baldur, William’ın cevap vermesini beklemeden konuşmaya devam etti.
“Etha, buraya Argos ismini veren Etha. Çünkü Etha aslında bizim adamızın yerlisi değil. Teorik olarak biz de değiliz fakat o tamamen yabancı sayılır.”
“Neden?”
“Etha’nın söylediklerine göre buraya bir ışınlanma çemberi ile gelmiş. Kendisi, asıl doğduğu yerde de gezginmiş. Bir gün, eski bir imparatorluğun kalıntılarını keşfederken buraya yanlışlıkla gelmiş.”
Birasından bir yudum daha aldı. Sakince devam etti.
“Işınlandığında, platin seviye bir yaratık onu fark etmiş. Yaratıktan ciddi bir yara ile ancak kaçabilmiş fakat ışınlanma çemberi tamamen yok edilmiş. Gücü düşmemesine rağmen, aldığı ciddi yaralar onun ömrünü kısaltmaya yetmiş. Bu sürede bulunduğumuz adayı gezmiş. Bize bu eserleri bırakmış.”
“Nasıl yani? Şimdi bu adadan ayrılmanın bir yolu yok mu?”
Baldur gülümsedi. “Her şeyde olduğu gibi bundan da bir çıkış yolu var.”
“Nedir?”
“Güçlü olmak! Eğer platin seviyeye ulaşabilirsen kesinlikle bu adadan çıkabilirsin!”
William’ın morali bozuldu. Baldur’a garip bir şekilde baktı. ‘Lanet olsun! Güçlü olmanın gerektiğini biliyorum tabi!’ diye içinden küfretti.
Sonra şaşırmış bir şekilde sordu. “Fakat, bir kaç yüzyılda ancak altın seviye olabilmiş bir akademi müdürümüz var. Platin seviyeye ulaşabilecek birisi olabilir mi?”
“Tabii ki de olamaz! En azından bu şartlarda zor! Ben bu araştırmayı ne için yapıyorum sanıyorsun?”
“Her neyse, daha anlatacaklarım bitmedi. Etha’nın bir sonraki kitabı aslında bizim için özellikle yazdığını söyleyebilirim. O bizden umutluydu. Bir gün güçlenip kesinlikle adadan ayrılabileceğimizi düşünüyordu fakat yüzyıllardır onun umuduna karşılık veremedik.”
Hafif bir iç çektikten sonra birasından biraz daha yudumladı.
“Argos’un, Etha’nın memleketinde ne olarak anıldığını biliyor musun?”
“Nereden bilebilirim? Sanki kitabı okudum?” William, Baldur’a bir kaç bardak biranın fazla geldiğini düşünmeye başladı.
Baldur devam etti.
“Argos, onların dilinde ‘sürgün, hapishane’ anlamına gelir. Tabi büyü dili evrenseldir. İkisini karıştırma. Etha’nın dediğine göre burası bir hapishane ve kara ormandaki yaratıklar ise bekçi. Kara orman, Argos’un dört bir yanını sarar, nereye gidersen git kaçış yoktur. Yani, belki de bin yıllar önce buraya gönderilen atalarımız, bir suç işlediği için buradayız. Hepimiz günahkar olan, onların torunlarıyız.”
“Anlıyorum o zaman senin çalışmana daha fazla önem vermeliyiz.” Dedi William.
“Evet, fakat kimse benden umutlu değil. Ulaştığım bu başarı bile onların gözünde sadece ufak bir güç artışı. Niteliksel bir evrim için yeterli değil.”
“Neden onları umursuyorsun ki?”
“Umursadığımdan değil ama…Neyse. Sana buranın dışı hakkında biraz daha bahsedeyim.” Baldur lafı geçiştirdi.
“Dış ünya hakkında Etha’nın söylediği en önemli ve benim bu çalışmaya kendimi kaptırmama en büyük etken, bazı büyük ve güçlü ailelerin bazı yaratık soylarının gücüne sahip olması. Örneğin, platin seviye bir yaratığın kanı kadar saflıkta bir kan elde edebilirsem, o yaratığın soyunun vücudumda uyanma ihtimali var. Üstelik bu sadece benim yeteneğimi arttırmakla kalmaz, bana inanılmaz bir güç ve dayanıklılık verebilir. Tabi bu konuda kanın hangi yaratığa ait olduğu önemlidir. Yeryüzü solucanından örnek vermek gerekirse, onlar gibi uzun ömürlü ve dayanıklı olabilirim. Bilmem anlatabildim mi?”
“Evet, tabii, anladım.” William’ın bundan sonraki konu hakkında pek bir ilgisi kalmamıştı. Aynı soy gücünden bahsedip duruyordu. Bir anka kuşuna dönüşmek güzel bir yetenek ve güç verebilirdi fakat bu adada anka kuşu olmadığından emindi.
Biraz gerçekçi düşünmesi gerekiyordu. Büyük ihtimalle adada bulabileceği en yüksek seviye yaratıklar platin seviyeydi ve platin seviye bir yetenek onun için önemli değildi.
Baldur devam etti.
“Altın seviye yetenek, Argos’ta şimdiye kadar karşılaşılan en yüksek yetenektir. Belki de insanların soyu bununla sınırlıdır. Yeterince kas gücümüz ya da kanımız yok. Aslında zekamızdan başka hiç bir şeyimiz yok. Üstelik zeka meridyenini açan her yaratık bir insan kadar zekidir.”
“Bu açığı kapatmak için yine yaratıklara güvenmek gerçekten acı fakat başka bir çaremiz de yok. Sonuçta insan vücudu, yetersiz. Bu yüzden bu yolda bana yardım etmeni istiyorum. Akademi müdürü, bir ton kaynak sayesinde altın seviyeye ulaşabildi. Fakat faydası ne oldu? Şu anda Argos’ta en güçlü insan olabilir ama o bile buradan kaçamıyor.”
Birasının kalanını tek seferde bitirdi.
“Bana yardım et William. Bunu başarabiliriz.” Dedi. Ayağa kalktı ve elini uzattı.
William da ayağa kalktı. O nun yükseklerdeki başına baktı.
“Sana yardım etmek isterim. Fakat ben sadece sıradan bir baronun oğluyum. Ne param, ne de sırtımda zengin bir ailem. Bu yüzden, emeğimin karşılığını vermelisin.” Dedi.
Baldur, William’ın dürüstlüğüne şaşırdı. “Hangi ailedensin?” diye sordu.
“Aureus.” William ksıaca yanıtladı.
Baldur bu ismi duyunca gülümsedi. “Heh, sıradan bir baronmuş, kıçım!”
William, sanki Baldur’un ailesini hakkında biraz bilgisi olduğunu hissetti fakat sorgulamadı.
Gülümseyerek onun elini sıktı. “Bu benim fakir olduğum gerçeğini değiştirmiyor.” Dedi.
“Sorun değil. Sence ben parayı sorun edecek birisine mi benziyorum? Hem unutma, bu araştırma akademi ve bizzat müdür tarafından finanse ediliyor.” Dedi ve kurnaz bir tilki gibi sırıttı.
“Heheh! İşte şimdi benim dilimden konuşuyorsun.”
William onu tilki sırıtışına aynı yüzle karşılık verdi.
İkisi bir kaç bira daha içip, uzunca sohbet ettiler. William bir kaç gün dinlenmesi gerektiğini öne sürdü ve bir hafta sonra buluşmaya karar verdiler.
William ödülünü de almıştı. Baldur, ilerideki işbirliklerinin nişanesi olarak, ona üç yıldızlı görevin ödülünü verdi. Yani şu anda William’ın cebindeki madalyonda elli katkı puanı vardı.
İsterse bunu ruh taşı olarak da alabilirdi fakat o teknikleri konusunda eksik olduğunu bildiğinden katkı puanını seçti. Bu KAdar katkı puanı ile bir ya da iki işe yarar teknik alabileceğinden emindi.
Henüz güneş batmamıştı. Bu yüzden teknik binasına gitmekte bir sakınca yoktu. Tüm akademideki önemli binalar, güneş ile açılır güneş ile kapanırdı.
Teknik binasına geldiğinde, içerisinin boş olduğunu gördü. Demek ki henüz bir tekniğe yetecek kadar katkı puanı veren görevler yapamamıştı yeni katılan öğrenciler. Bir kaç tane demir seviye olduklarını tahmin ettiği gençler vardı. Çoğunluk gelişimini tamamlamış yirmi yaş üstü görünüyordu.
Diğer binalardan farklı olarak bu binada koruma vardı. Her katın girişinde iki tane, katın seviyesine göre koruma vardı. Hatta katkı puanını alarak içeri girmenize izin veren görevli bile gümüş seviye bir öğretmendi!
William, sessizce meditasyon yapan, siyah saçlı ellilerinde gibi görünen öğretmenin önüne geldi.
“Efendim, bir teknik almak istiyorum.” Dedi. Sesi son derece saygılıydı.
Öğretmen gözlerini açtı ve onu inceledi. Sonra elini uzatarak, “Mühür.” Dedi.
William mührü ona verdi.
Adam bir süre inceledi ve William’a tekrar baktı.
“Tekniklerin fiyatı üzerinde yazıyor.” Dedi.
Ona mührünü ve ufak bir rozeti teslim etti.
“Teşekkür ederim.”
William birinci kattaki tekniklerle ilgilenmiyordu. Doğrudan ikinci kata gitti. Rozeti girişteki korumalara gösterdi ve içeri girdi. İçerde yine gümüş seviye bir öğretmen vardı. Ona sayıgıyla eğildi ve rozeti verdi.
Adam ona acele etmemesini ve dikkatli seçmesini söyledi.William hızla ateş elementine ait bölüme gitti.
Şu anda içeride bir kaç kişi daha vardı fakat hiçbirini tanımıyordu.
Ateş tekniklerine ayrılmış bölüme geldiğinde şaşırmadan edemedi. Binlerce ateş elementine ait teknik vardı!
Hepsini incelemek kesinlikle tüm gününü alabilirdi. Fakat bugün bir ya da iki tane seçebilirse en iyisi olurdu.
Şu an kendi zayıflığını biliyordu.
Hız konusunda fena değildi. Hız konusunda uzmanlaşmış bir yaratıkla karşılaşmadığı sürece kaçabilirdi.
Saldırı gücü konusunda çok eksik sayılmazdı fakat yine de yeterli değildi. Kendine hedef olarak demir seviyenin zirvesindeki kurdu seçmişti. Onun savunmasını geçebilecek bir ateş tekniği istiyordu.
Tekniklerin çoğunun havalı göründüğünü fakat isimlerinin ağırlığını gerçek güçlerine yansıtmadığını fark etti.
Örneğin, “Cehennem Yumruğu” diye bir teknik vardı fakat tek yaptığı yumruğunda bir ateş topu oluşturmaya ve yumruk atmaya yarıyordu. Gücü ise bir büyücünün ateş topundan kesinlikle bir kaç kat daha azdı. Bu teknik ancak kendi gücü çok üst düzeyde ise işe yarayabilirdi.
Koskoca ateş tekniği raflarında yarım saat göz gezdirdikten sonra ilgisini çeken sadece bir tane teknik bulabildi. Tekniğin adı, “İnfaz Kılıcı” olarak yazılmıştı. Tekniğin açıklamasında, bu tekniği yaratırken, ışık elementine ait bir büyü olan yargı kılıcından esinlendiği söyleniyordu. İnfaz denmesinin sebebi ise yüksek ateş gücünün bir insan üzerinde kullanırsa onu tamamen küllere yakabileceğinden dolayıydı.
Tekniğin fiyatına baktıktan sonra gerçekten uygun olduğunu düşündü. Hatta beleş olduğunu bile düşündü. Sadece on katkı puanıydı. Açıklama kısmında ise zorluk derecesi olarak, sadece ‘Çok zor!’ yazılmıştı. Şimdiye kadar gördüğü teknikler arasında gerçekten tek uyarı bulunan ve ‘Çok zor!’ yazan teknikti. Tek bir seviyesi vardı.
Kendisine saldırı tekniği olarak “infaz kılıcı” nı seçti. Hala daha kırk puanı olduğu için metal elementi bölümüne gitti.
Ateş elementine ait bir savunma tekniği de istiyordu fakat metal elementinin savunma gücüne kesinlikle yaklaşamazdı. Ateş elementi savunma teknikleri genelde ya ateşe bağışıklık sağlar ya da biraz savunma gücü ile yansıtma gücü sağladı. Yansıtma gücünün çalışma şekli çok basitti. Vücudun etrafı, kullanıcıya zarar vermeyen alevlerle kaplanır, saldıran kişi eğer temas ederse eli ya da temas ettiği yer yanardı.
Savaşçıların dünyası çoğunlukla soğuk silahardan oluşuyordu. Yumruğun bir kılıcın keskinliği önleyemediği sürece tamamen gereksizdi. Bu yüzden William, ateş elementi savunma tekniklerine karşı soğuktu.
Metal elementi bölümünde her zamanki gibi daha az teknik vardı.
Sürekli kullandığı keskinlik artık ona yardımcı olamamaya başlamıştı. Ucuz bir alternatif bulursa kesinlikle fırsatı kaçırmazdı.
Metal elementine ait gerçekten de güzel savunma teknikleri vardı. Hatta bazıları vücudundan dikenler çıkaracak kadar ilgi çekiciydi. William bir kirpiye benzemek istemediğinden hemen ondan vazgeçti. Şu anda en çok istediği demir beden gibi saf savunma sağlayan bir teknikti.
Metal elementine ait bütün teknikleri yarım saatte bitirmişti. Ona keskinlik verecek bir teknik bulamadı.
Savunma konusunda ise tek iyimser olduğu teknik, “Metal Deri” adlı bir teknikti. Fakat bu tekniğin bir zayıf noktası vardı. O da uygularkeni derin gerçek anlamda sertleşecekti. Bu yüzden onun hareket hızına kesinlikle zarar verecekti. Bunu sadece ucuz olduğu için aldı. Yan etkileri olan teknikler özellikle ucuzdu. Bir önceki çok zor olduğu için bu ise dezavantajlı bir durumda bıraktığı için ucuzdu.
İkisinin toplam fiyatı yirmi katkı puanıydı. Henüz otuz katkı puanı daha vardı. Çeşitli teknikler arasında tur atarken, isimsiz bir bölüm gördü. Bu bölüm herhangi bir elemente atfedilmemişti. Merak ettiğinden geri dönüp girişteki öğretmene sordu.
“İsimsiz bölümdeki teknikler nedir? Elementsiz mi?”
Öğretmen bir salağa bakıyormuş gibi baktı. Gözleri devirdi ve konuştu.
“Tabii ki elementsiz. Bu teknikler, genelde element kullanmaz fakat bazıları elementler ile birlikte kullanılırsa ekstra güçlüdür. Bu bölümdeki teknikler genelde kılıç, mızrak, yumruk gibi temel beceriler üzerine odaklıdır. İstersen bir bakabilirsin, diğerlerine kıyasla ucuzdur.” Dedi.
William çok merak ettiğinden isimsiz bölüme geldi. İlk tekniği açıp baktığında gerçekten çok şaşırdı.
Önceki dünyasındaki dövüş sanatlarına benziyordu. Diğer tekniklere kıyasla içerisinde biraz yazı ve qi dolaştırdığın kanallar yoktu. Qi dolaşımına ek olarak, birden farklı pozisyonda çizilmiş kılıç kullanan bir adam vardı.
İlgisini çektiği için açıklamasını biraz okudu. Gerçekten şaşırdı. Kılıç kullanırken bazı küçük ayrıntıların bu kadar fark yaratacağını beklemiyordu. Örneğin elindeki teknik, hız odaklıydı. Kılıcı mümkün olduğunca gereksiz hareketlerden kurtararak, hızlı ve kesin bir şekilde öldürmeyi hedefliyordu. Rüzgar elementine sahip birisi tarafından kullanılırsa kesinlikle daha hızlı ve keskin olurdu. Tekniğin adı “Bahar esintisi tekniği” olarak geçiyordu.
William şimdilik bir kenara koydu. Çünkü daha ince ve hafif bir kılıç gerektiriyordu.
Kendi kılıcına uygun bir teknik aramaya başladı. Mümkünse ağır kılıç için bir teknik mükemmel olurdu.
Onlarca çeşit farklı teknik vardı. Mızraklar, kılıçlar hatta hançerler. William kendine uygun sadece üç teknik bulabildi. Bunlardan birisini ise toprak elementi ile kullanılması tavsiye edildiği için vazgeçmek zorunda kaldı.
Tekniklerden birinin adı, “Alev Tazısı” diğeri ise “Dağ’ın ağırlığı” idi. İkisi de kulağa korkutucu gelen isimlerdi.
Alev tazısı tekniği, kılıcın saplama gücünden faydalanıyor, kullanılan ateş elementinin düşmanın vücuduna sapladıktan sonra içine ‘sızmasına’ izin veriyordu. Sızmadan kasıt, ateş elementi kullanmayan bir yaratığın ya da insanın vücuduna saplanırsa, kılıçta biriken ateş elementini, kılıcın ucundan dışarı atmaya, yani patlatmaya yarıyordu. Gerçekten iyi düşünülmüş güzel bir teknikti. Kendisini infaz kılıcı ile birlikte kullanırken, yaratığın vücuduna kılıcını saplayıp ‘Patla!’ diye bağırdığını hayal etti.
Diğer teknik ise, metal elementi kullananlar için kesinlikle en iyi elementsiz teknikti. Aynı, şu anki kılıcında bulunan güçlendirme olan ağırlık gibi bu teknik te ağırlık konusunda fayda sağlıyordu. Zaten tekniğin adından belliydi. William kesinlikle bu iki tekniğin birlikte çalışacağını ve güzel bir sinerji oluşturacağını hissediyordu. Ağırlık kılıca saplama ve kesme gücünde artış sağlarken patlama ise yıkıcı gücü sağlayacaktı. Yaratık süper bir yenilenme gücüne sahip olmadığı sürece, tedavi edilemez bir yara bırakacağına emindi. Sonrasında tek yapması gereken, metal deriyi kullanıp kan kaybından ölmesini beklemekti.
William hala birden fazla tekniği aynı anda kullanmak konusunda iyi olmadığını düşünüyordu.
Fakat gerçekten bu konuda çok iyimserdi. Kendi seviyesinde, hatta daha üstün insanların bile birden fazla üst üste kullanamadığının farkında değildi.
William’ın aklı, önceki dünyasında bilgisayar programlarında öğrendiği gibi qi yi katman katman kullanıyordu. Örnek vermek gerekirse bir insan vücudunda sadece bir kez qi yi dolaştırıp tekniği uygulayabilirdi sadece ondan sonra bir kere daha qi yi yayıp başka bir teknik kullanabilirdi.
William ise katman katman qi sini yayarak üç tekniği aynı anda kullanabiliyordu.
Bu, onun diğerlerinden daha önde olduğu bir kaç avantajdan sadece birisiydi. Bunun en basit açıklaması düşünme tarzındaki farklılıktı. Bu dünyada insanlar biraz ‘basit’ düşünüyordu.
Bilgi çağında doğmuş William için bu tür düşünce süreçleri çok basitti.
Toplam dört teknik için otuz katkı puanı ödedi. Elinde hala yirmi katkı puanı kalmıştı fakat şimdilik almak istediği başka bir teknik yoktu. Bronz seviyeye ilerlediğinde tekrar uğramayı düşündü fakat orası için katkı puanının yetmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden hızlıca bu tekniklerde ustalaşması ve tekrar görevlere başlaması gerekiyordu. Zaten bir hafta sonrasına sözleşmişlerdi. William o zamana kadar tekniklerde ustalaşacağına emindi. Fakat Baldur’un dikkatini çekmemek için, gerekmedikçe çoğunu kullanmayacaktı.
Baldur güçlü birisi olmasına rağmen genelde hep laboratuvarında kaldığından savaş hakkında çok bilgili değildi. Bu yüzden William’a beraber avlanmayı teklif etmişti. Kendi görevlerini kabul eden neredeyse kimse yoktu. William’a da tek başına zor geleceği kesindi. Bu yüzden elinden gelidğince beraber avlanmak istedi.
Baldur gerçekten de çok iyi kalpli bir insandı. Diğer büyücülere nazaran…