İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 5 · 5 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 5

5. BÖLÜM - İLK ŞÜPHELER

Pittsburgh’ün o kanlı pususunu geride bıraktıklarında, güneş gökyüzünde en tepe noktasına ulaşmış, yakıcı sıcağıyla yıkılmış caddelerin üzerindeki asfaltı ısıtmaya başlamıştı. Her yer sessizdi; sadece araba enkazlarının arasından büyüyen sarmaşıkların rüzgarda çıkardığı hışırtılar ve uzaklardan gelen birkaç karganın sesi duyuluyordu. Joel, sırtındaki ağır çantaya ve az önce atlattıkları tehlikenin yorgunluğuna rağmen her zamankinden daha hızlı adımlarla yürüyordu. Ancak zihni, arkasından gelen o küçük kıza takılıp kalmıştı.

Ellie ise birkaç adım geriden, Joel’ın botlarının bıraktığı izleri takip ederek sessizce ilerliyordu. Üzerine sıçrayan ve artık kurumaya yüz tutmuş yabancı kan lekesi, tişörtünün kolunda koyu renkli bir leke olarak duruyordu. Normalde o yaştaki bir çocuğun, az önce bir adamın hayatına son vermiş olmanın verdiği şokla titremesi, ağlaması ya da en azından içine kapanması gerekirdi. Fakat Ellie’nin içinde fırtınalar kopsa da, dışarıya yansıyan tek şey derin bir huzurdu. Çünkü Joel yanındaydı. Joel hayattaydı. Gelecekteki o kabus dolu odanın soğukluğu, yerini bu sıcak banliyö caddesinin gerçekliğine bırakmıştı.

"Biraz yavaşla, Joel," dedi Ellie, sesine bilerek biraz çocuksu bir sitem ve yorgunluk katmaya çalışarak. "Bacaklarım senin boyunun yarısı kadar, unuttun mu? Hem bence o avcıların arkadaşları çoktan bizi aramaya çıkmıştır. Bu kadar açıkta yürümek... ne bileyim, biraz fazla cesurca değil mi?"

Joel durdu, arkasını dönüp Ellie’ye baktı. Yüzündeki o sert, yılların getirdiği acıyla katılaşmış çizgiler hala belirgindi ama gözlerinde çözmeye çalıştığı bir bulmaca varmış gibi bakıyordu. Çantasını omuzlarında düzeltti ve bir süre Ellie’yi inceledi.

"Az önce yukarıda yaptığın şey..." dedi Joel, ses tonunu özellikle düz tutmaya çalışarak. "Tüfeği kavrayışın, o mesafeden ıskalamadan tek atışta işi bitirişin... Sadece 'şans' demek için fazla iyiydi, Ellie. Askeri okulda size sadece kitap okutmadıklarını biliyorum ama bu başkaydı. Sanki... adamın tam olarak nereden geleceğini biliyor gibiydin."

Ellie kalbinin teklemesine engel olamadı. Joel çok dikkatli bir adamdı, hayatta kalma içgüdüleri bir hayvandan farksızdı ve onun bu keskin zekasını hafife almamalıydı. Hemen omuzlarını silkti, yüzüne o bildik, alaycı ve hafifçe şaşkın yüz ifadesini yerleştirdi.

"Hadi ama Joel, bana teşekkür etmek yerine beni sorguya mı çekiyorsun?" dedi, sesini biraz yükselterek. "Yukarı tırmandığımda adam zaten oradaydı. Silahı bana doğrulttuğunda tetiği çektim ve şansıma adam öldü. Aşağı baktığımda da diğer herifin sana arkadan yaklaştığını gördüm. Çizgi romanlarda hep olur ya hani, rüzgarın yönünü tahmin edersin falan... Ben de sadece içgüdülerime güvendim. Hem fena mı oldu? Orada öylece durup seni vurmasını mı izleseydim?"

Joel, Ellie’nin bu çocuksu savunması karşısında bir an duraksadı. Söyledikleri mantıklıydı. Bir çocuğun panik anında şans eseri doğru şeyi yapması imkansız değildi ama içindeki bir ses hala huzursuzdu. Yine de üzerinde durmamaya karar verdi. Bu dünyada hayatta kalmak istiyorlarsa, Ellie’nin bu 'şanslı' içgüdülerine ihtiyacı olacaktı.

"Pekala," dedi Joel, sesini yumuşatarak. "Sadece... bir daha benden izinsiz böyle bir şeye kalkışma. Şansın her zaman yaver gitmez. Şimdi önümüze bakalım. İleride eski bir finans bölgesi var. Binalar yüksek, saklanacak çok yer var ama avcıların ana bölgesi de orası olabilir. Sence oradan mı gitmeliyiz, yoksa nehrin kenarından mı?"

Joel’ın bu soruyu ona sorması, Ellie için büyük bir fırsattı. Çünkü Ellie, ilk hayatlarında bu finans bölgesine girdiklerinde başlarına gelen her şeyi, Sam ve Henry ile nasıl tanıştıklarını, lağımlardaki o korkunç enfekte pusu alanını çok net hatırlıyordu. Finans bölgesinden gitmek demek, Sam ve Henry’nin trajik sonuna giden yolu yeniden açmak demekti. Sam enfekte olacak, Henry ise kardeşini vurduktan sonra intihar edecekti. Ellie’nin yüreği bu acıyı bir kez daha kaldramazdı. Üstelik o yolda Joel da büyük tehlikeler atlatmıştı.

"Bence nehir kenarı daha mantıklı," dedi Ellie, sanki o an mantık yürütüyormuş gibi parmağıyla ilerideki su hattını işaret ederek. "Baksana, o yüksek binaların pencerelerinden bizi kilometrelerce öteden görürler. Avcılar şehri avucunun içi gibi biliyordur. Ama nehir kenarındaki o eski köprülerin altından veya su kanallarından gidersek, bizi fark etmeleri daha zor olur. Hem belki orada terk edilmiş bir tekne ya da işimize yarayacak bir şeyler buluruz. Tamamen bir tahmin ama bence orası daha güvenli."

Joel kafasını salladı, Ellie’nin stratejik düşünme yeteneğine bir kez daha şaşırarak. "Nehir kenarı... Uzun yol demektir, Ellie. Ama haklı olabilirsin. Şehir merkezindeki o gökdelenler tam bir ölüm tuzağı."

Birlikte rotayı nehir tarafına doğru çevirdiler. Yolda yürürlerken Ellie gizlice Joel’ın yüzünü izliyordu. Gelecekte, Jackson’daki o kasabada geçirdikleri huzurlu ama mesafeli günleri düşündü. Joel ona gitar çalmayı öğretmişti, ona şarkı söylemişti. O zamanlar Joel’a karşı hissettiği o büyük öfke yüzünden bu anların tadını tam çıkaramamıştı. Şimdi ise, onun her nefes alışını, her adım atışını bir mucize gibi görüyordu.

"Joel," dedi Ellie yavaşça, aralarındaki sessizliği bölerek. "Gitar çalmayı biliyor musun?"

Joel bu beklenmedik soruyla şaşkınlıkla ona döndü. "Gitar mı? Nereden çıktı şimdi bu?"

"Bilmem, sadece... Sektördeki o eski afişleri görünce aklıma geldi. Dünyanın sonu gelmeden önce ne yapıyordun merak ettim. Ses tonun falan... hani böyle eski country şarkıcılarına benziyor ya biraz. Belki bana bir gün çalmayı öğretirsin, ha? Tabii bu yolculuktan sağ çıkarsak."

Joel’ın gözlerinde çok uzaklardan gelen, nostaljik ve hüzünlü bir parıltı belirdi. Geçmişini, Sarah’yı, eski hayatını hatırlamıştı. Ama Ellie’nin ona bu kadar yakınlaşmaya çalışması, kalbindeki o taşlaşmış duvarları hafifçe çatlatıyordu.

"Belki," dedi Joel, hafifçe gülümseyerek. "Eğer uslu bir çocuk olursan ve beni pusularda vurulmaktan kurtarmaya devam edersen... Sana birkaç akor öğretebilirim."

Ellie içten içe gülümsedi. Geleceği değiştirmek sadece silahlarla ve cinayetlerle olmuyordu; aralarındaki o kopan bağı henüz kopmadan önce daha da sıkı bağlayarak oluyordu. Bu sefer o hastaneye vardıklarında, Joel onun hayatını kurtarmak için o doktorları vurduğunda, Ellie ona sırtını dönmeyecekti. Onu anlayacaktı. Onu affetmek için Joel'ın ölümünü beklemeyecekti.

Tam nehir kenarındaki eski rıhtıma ulaştıklarında, Ellie ilerideki bir deponun kapısının hafifçe aralık olduğunu fark etti. Ve içeriden gelen o çok tanıdık, boğuk, hırıltılı sesi duydu.

Bir Tıkırdayan...

Ellie durdu ve Joel’a baktı. "Joel," diye fısıldadı aceleyle. "Sanırım içeride misafirlerimiz var. Ve tahminimce, yalnız değiller."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.