İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 26 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 26

26. BÖLÜM - YOL YAKIN

Kışın o amansız, beyaz karanlığı dağların arkasında kalmış; yerini Utah’ın yeşermeye başlayan ovalarına ve eriyen karların doldurduğu gür nehir yataklarına bırakmıştı. Bahar gelmişti. Salt Lake City’nin terk edilmiş gökdelenleri, sislerin arasından birer mezar taşı gibi yükselirken ufukta belirmeye başlamıştı. Saint Mary's Hastanesi artık sadece birkaç günlük yürüyüş mesafesindeydi.

Ancak yol uzadıkça ve hava ısındıkça, Ellie’nin içindeki o huzursuzluk dalgası daha da büyüyordu. İlk hayatında bu şehre girerken zihnini kaplayan o dalgınlık ve sessizlik, bu kez yerini amansız bir stratejik paniğe bırakmıştı.

Yaklaşıyoruz, diye düşünüyordu Ellie, adımlarını zorlukla atarken. O ameliyat masasına, Marlene’in kararına, doktorun elindeki o neştere yaklaşıyoruz.

Bu sefer o masaya yatmayacaktı, bu kesindi. Ama bunu Joel’a bir anda söyleyemezdi. Eğer durup dururken 'Ateşböcekleri aşıyı yapmak için beynimi kesecek, o yüzden oraya gitmeyelim' derse, Joel onun aklını kaçırdığını düşünebilir ya da daha kötüsü, Ateşböcekleri'ne karşı hemen o an silah çekip her şeyi daha hastaneye varmadan mahvedebilirdi. Joel’ı ikna etmeli, onun zihnine bu şüphe tohumlarını yavaş yavaş, parça parça ekmeliydi. Onu korumak için, onun kendi iradesiyle bu kararı vermesini sağlamalıydı.

Bir öğleden sonra, terk edilmiş bir otoyol köprüsünün altında mola verdiklerinde Joel, David’in bahsettiği o gizli su tünellerinin haritasını inceliyordu. Ellie ise köprünün kenarında oturmuş, bacaklarını aşağıya sarkıtmış bir halde uzaklardaki hastane binasının siluetine bakıyordu. Yüzü asıktı, gözlerindeki o eski muziplikten eser kalmamıştı.

Joel, onun bu alışılmadık sessizliğini fark edip haritayı katladı. Yanına yürüyüp köprünün betonuna yaslandı. "Hey," dedi yumuşak bir sesle. "Neyin var ufaklık? Kaç saattir tek bir kelime bile etmedin. David’in adamları yüzünden mi? Geçti gitti, biliyorsun değil mi?"

Ellie başını yavaşça iki yana salladı. Gözlerini hastaneden ayırmadan, sesine melankolik ve felsefi bir çocuk tonu katmaya çalışarak konuştu:

"Onlar yüzünden değil, Joel. Sadece... Düşünüyordum. Boston’dan çıktığımızdan beri o kadar çok şey gördük ki. Fedra’yı, avcıları, Sam ve Henry’yi, David’i... Bu dünyadaki insanlar o kadar çok değişmiş ki Joel. Herkes birbirini öldürüyor, herkes vahşileşmiş."

Joel derin bir iç çekti, bakışlarını otoyoldaki paslı araba enkazlarına çevirdi. "Dünya uzun zamandır böyle, Ellie. Hayatta kalmak insanları canavara dönüştürüyor."

"İşte ben de tam bunu diyorum," dedi Ellie, kalbini açıyormuş gibi yaparak Joel’a dönerek. "Ateşböcekleri... Onlar gerçekten bir aşı bulurlarsa her şeyin düzeleceğine inanıyorlar, değil mi? Ama sence bir aşı, David gibi adamları ya da Pittsburgh’deki o katilleri düzeltebilir mi? Virüs vücutlarından gitse bile, içlerindeki o karanlık gidecek mi?"

Joel duraksadı. Ellie’nin bu yaşının ötesindeki derin sorusu karşısında ne diyeceğini bilemedi. "Bilmiyorum ufaklık," dedi dürüstçe. "Belki de gitmez. Ama en azından insanlık bir nefes alır."

"Peki ya bedeli?" diye sordu Ellie, sesini biraz daha fısıltıya dönüştürerek. Gözlerinde sahte bir korku belirdi. "Ya Ateşböcekleri de düşündüğümüz gibi iyi adamlar değilse? Ya aşıyı sadece kendilerini güçlü kılmak, dünyayı yönetmek için kullanacaklarsa? Marlene bana her zaman 'dünyayı kurtarmaktan' bahsetti ama yollarda gördüğüm Ateşböcekleri'nin hepsi umutsuz ve öfkeliydi. Ya her şey bir yalansa, Joel? Oraya vardığımızda... her şey bittiğinde ya geriye dönecek bir şey kalmazsa?"

Joel, Ellie’nin titreyen ellerine baktı. Kızın içindeki bu ani güvensizlik ve korku, onun içindeki o korumacı babayı derinden sarstı. Ellie’nin haklı olabileceği fikri, zihninin ücra bir köşesinde ilk defa yankı buldu. Ateşböcekleri birer aziz değildi; Joel bunu Boston günlerinden çok iyi biliyordu.

"Ellie," dedi Joel, onun önünde diz çöküp ellerini tutarak. "Eğer oraya gitmek istemiyorsan... Eğer korkuyorsan, şu an geri dönebiliriz. Tommy’nin yanına, Jackson’a gideriz. Kimse bizi bulamaz."

Ellie, Joel’ın gözlerindeki o saf sevgiyi gördüğünde içinden bir ağlama hissi yükseldi ama kendini tuttu. Henüz erkendi. Şimdi geri dönerlerse, Ateşböcekleri onları ömür boyu avlardı. O tünellere girilmeli, o gerçekler yüzlerine vurulmalıydı.

"Hayır," dedi Ellie, yavaşça geri çekilerek. "Oraya kadar gitmeliyiz. Başladığımız işi bitirmeliyiz. Ama Joel... Sadece bana söz ver. Ne olursa olsun, orada benden vazgeçmeyeceksin, değil mi? Onların beni bir laboratuvar faresine dönüştürmesine izin vermeyeceksin?"

Joel, Ellie’nin gözlerindeki o amansız ciddiyeti gördü. Kalbi sanki sıkışmış gibiydi. "Sana söz veriyorum Ellie," dedi sarsılmaz bir yeminle. "Seni kimsenin benden almasına izin vermeyeceğim. Asla."

Ellie arkasını dönüp yürümeye başlarken, içindeki huzursuzluk biraz olsun hafiflemişti. İlk şüphe tohumu Joel'ın zihnine ekilmişti. Joel artık Ateşböcekleri'ne körü körüne güvenmeyecekti. O hastaneye yaklaşıyorlardı, evet; ama bu kez Ellie yalnız değildi. Joel, onun neşter altına yatmasına izin vermemek için şimdiden bilenmeye başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.