İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 25 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 25

25. BÖLÜM - ALEVLERİN ARASINDA HESAPLAŞMA

Restoranın kuru ahşap zemininde yükselen alevler, tavan kirişlerini birer birer yutarken havaya kıvılcımlar saçılıyordu. Dışarıdaki dondurucu kar fırtınası kırık pencerelerden içeri üflüyor, soğuk hava dalgası yangının hiddetini daha da artırıyordu. Gölgeler duvarlarda devasa, vahşi siluetler gibi dans ediyordu.

Ellie, devrilmiş kalın bir ahşap masanın arkasına sinmişti. Nefesini tamamen kontrol altına almış, kalbinin o ritmik atışlarını bile yavaşlatmıştı. İlk hayatında bu restoranda avlanan bir hayvandı; saklanıyor, David’in adımlarını korkuyla dinliyor, her kırık tabak sesinde öleceğini sanıyordu. O zaman hissettiği o çaresiz, boğucu korkunun kokusunu hala hatırlıyordu.

Ama şimdi... İçindeki o otuz yaşındaki Seattle gazisi ona ne yapması gerektiğini fısıldıyordu. Gözleri karanlıkta bir kedi gibi kısıldı. Elindeki av bıçağının kabzasını sıktı.

"Ellie..." dedi David’in sesi. Adımları ağır ve kendinden emindi. Elindeki palayı yanmış bir masanın kenarına sürterek ilerliyordu. Ksssst... Ksssst... "Neden zorlaştırıyorsun? O herif, o Joel denilen vahşi... Seni benim kadar anlayamaz. O seni sadece bir yük olarak görüyor. Ama ben senin içindeki o özel ışığı görebiliyorum."

Ellie içinden, Hala aynı yalanlar, diye geçirdi. Hiç ses çıkarmadı. Yerdeki kırık bir porselen parçasını eliyle hissetti. Onu yavaşça aldı ve David’in tam tersi istikametindeki mutfak kapısına doğru fırlattı.

Şangır!

David anında o yöne döndü. "Oradasın!" diye kükreyerek palasını kaldırdı ve mutfağa doğru fırladı.

İşte tam o an, Ellie gölgelerin arasından bir hayalet gibi sıyrıldı. Adımları kedi kadar sessiz, hamlesi bir kobra kadar süratliydi. David’in arkasından yaklaştı, zıpladı ve sol elini adamın ağzına kenetleyip çığlığını boğarken, sağ elindeki bıçağı David’in böbreğine sapladı.

"Immmph!" diye boğuk bir ses çıkardı David. Acıyla sarsıldı ama on dört yaşındaki bir çocuğun fiziki gücü, yetişkin ve iri bir adamı tek hamlede yere sermeye yetmemişti. David tüm gücüyle kendini geriye doğru attı. Ellie ile birlikte yanan masalardan birinin üzerine devrildiler.

Palasını körlemesine savuran David, Ellie’nin montunun kolunu kesti. Ellie esnek bir hamleyle geriye yuvarlandı, masanın altına girdi. David yarasını tutarak soluyordu, gözleri artık tamamen delilikle parlıyordu. O sinsi, kibar lider gitmiş, yerine köşeye sıkışmış vahşi bir yamyam gelmişti.

"Seni küçük sürtük!" diye bağırdı David, ağzından kan sızarken. "Seni parça parça edeceğim!"

Tam o sırada, restoranın devasa ön ahşap kapısı büyük bir gürültüyle içeri doğru çöktü.

GÜÜÜM!

Alevlerin ve dumanın arasından, elinde namlusundan dumanlar tüten bir pompalı tüfekle o devasa siluet belirdi. Joel. Üzeri tamamen haydutların kanıyla kaplanmıştı, gözlerinde bu dünyayı yakıp yıkabilecek bir gazap vardı. Kulübeden buraya kadar önüne çıkan herkesi ezip geçmişti.

"ELLIE!" diye kükredi Joel, sesi yangının uğultusunu bastırırken.

David, kapıdaki o ölümcül figürü gördüğü an hayatının bittiğini anladı. Son bir çabayla palasını Ellie’nin saklandığı masaya doğru savurmak istedi ama Ellie ondan çok daha hızlıydı. Masanın altından fırladı, David’in dengesini kaybetmiş bedenine doğru atıldı ve bıçağını bu kez adamın boğazına sapladı.

David, elleri boğazındaki yaraya giderek yere yığıldı. Gözleri açık bir şekilde, kanlar içinde son nefesini verirken Ellie onun başında dikilmiş, bıçağından sızan kanlara bakıyordu. Titremiyordu. Ağlamıyordu. Sadece derin bir nefes aldı ve bıçağını sildi. İlk hayatındaki o histerik, durdurulamaz bıçaklama krizine girmemişti. Kendini kaybetmemişti. Görev tamamlanmıştı.

Joel, elindeki tüfeği bırakıp hızla Ellie’ye doğru koştu. Onu omuzlarından tuttu, yüzünü, kollarını kontrol etti. Gözlerinde ilk defa bu kadar büyük bir korku ve panik vardı.

"Ellie... İyi misin? Sana bir şey yaptı mı? Tanrım, buraya vaktinde yetişemedim..." dedi Joel, sesi titreyerek.

Ellie, bıçağını kınına koydu ve başını kaldırıp Joel’ın o endişeli gözlerine baktı. Yüzüne, onu rahatlatacak o eski, sıcak tebessümünü yerleştirdi. Joel’ın kollarına sığındı ve başını göğsüne yasladı.

"İyiyim Joel," dedi Ellie, sesi bir çocuk kadar berraktı. Ama sesi adranelin ve rahatlamayla hafifçe titredi. Joel sapasağlamdı, burdaydı. "Ben iyiyim. Adamı ben hallettim. Bak, sapasağlamım."

Joel, Ellie’yi göğsüne o kadar sıkı bastırdı ki, sanki onu bıraksa dünyadan silinecekmiş gibi hissediyordu. "Geçti ufaklık... Geçti. Buradayım," diye mırıldandı saçlarını öperek.

Restoran arkalarında alev alev yanarken, Joel ve Ellie el ele tutuşarak o cehennemden dışarı, bembeyaz kar fırtınasının içine adım attılar. Kış kabusu bitmişti. David ölmüştü, kasabası diz çökmüştü. Önlerinde artık hiçbir engel kalmamıştı. Bahar yaklaşıyordu ve Salt Lake City onları bekliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.