İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 2 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 2

2. BÖLÜM - GELECEĞİN YÜKÜ

Joel, göğsüne aniden sarılan küçük kolların baskısıyla gözlerini açtı. Alışkın olduğu o tetikte uyanma dürtüsüyle eli gayriihtiyari yatağın kenarındaki silahına gidecek gibi oldu, ama kulağına çalınan hıçkırık sesi onu durdurdu. Bu Ellie’ydi. Ama her zamanki huysuz, laf hazırcevaplığı yapan Ellie değil; sanki içindeki bir şeyler paramparça olmuş gibi ağlayan küçük bir çocuktu.

"Ellie? Ne oluyor, ufaklık?" diye mırıldandı Joel. Sesi uykudan dolayı boğuk ve pürüzlüydü.

Ellie cevap vermedi. Sadece daha da sıkı sarıldı. Küçük elleriyle Joel’ın ceketinin kumaşını öyle bir kavramıştı ki, sanki bıraksa Joel bir kez daha gözlerinin önünde kanlar içinde yok olup gidecekti. Joel, göğsünün Ellie’nin gözyaşlarıyla ıslandığını hissetti. İçindeki o korumacı baba figürü, yıllar önce kaybettiği kızından sonra ilk kez bu kadar derinden sızlamıştı. Büyük, nasırlı elini Ellie’nin sırtına koydu ve onu yavaşça pışpışlamaya başladı.

"Tamam... Tamam, buradayım. Sadece bir rüyaydı, geçti," dedi Joel, sesini olabildiğince yumuşatmaya çalışarak.

Bir rüya mı? diye düşündü Ellie, Joel’ın düzenli kalp atışlarını dinlerken. Hayır, o bir rüya olamayacak kadar gerçekti. O sopanın kemiğe çarpma sesi, o kadının nefreti, kendi içindeki o yakıcı pişmanlık... Hepsi ruhuna kazınmıştı. Ama şu an, Joel’ın sıcaklığı ve güvende olduğu gerçeği, kalbindeki o amansız yangına su serpiyordu.

Ellie başını yavaşça Joel’ın göğsünden kaldırdı. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Joel’ın yüzündeki çizgilere, sağlam duran çenesine, kırlaşmaya yeni başlamış saçlarına baktı. Gelecekte bu yüze ne olacağını biliyordu. Bu adam, sırf kendisi yaşayabilsin diye tüm dünyayı karşısına almıştı ve bunun bedelini bir gün çok ağır ödeyecekti.

"Joel..." dedi Ellie, sesi titreyerek. "Seni... seni kaybettim sandım."

Joel, Ellie’nin gözlerindeki o yaşından büyük, derin ve karanlık ifadeyi fark ettiğinde duraksadı. Bu sıradan bir çocuk kabusu gibi durmuyordu. Ellie’nin bakışlarında, sanki dünyanın sonunu görmüş birinin çaresizliği vardı. Joel, başparmağıyla Ellie’nin yanağındaki yaşları sildi.

"Beni kolay kolay kaybedemezsin, ufaklık," dedi Joel, hafifçe tebessüm etmeye çalışarak. "Sana söz verdim, seni koruyacağım diye. Nerede olursak olalım, seni asla bırakmam."

Asla bırakmam... Bu kelimeler Ellie’nin kalbine bir bıçak gibi saplandı. Çünkü Joel sözünü tutmuştu, onu hiç bırakmamıştı. Ama Ellie, gelecekte onu kendisinden uzaklaştırmış, ona sırtını dönmüştü. Ateşböcekleri hastanesinde yaşanan gerçekleri öğrendiğinde Joel’a aylarca bir yabancı gibi davranmıştı. O vahşi odada can vermeden önceki geceye kadar, ona tek bir kez bile Seni affetmek istiyorum dememişti.

Ellie içinden yemin etti. Bu kez öyle olmayacaktı. Madem bu zamana, bu küçük bedene geri dönmüştü; o zaman ne o kadının Joel’a dokunmasına izin verecekti ne de Joel’ın bir saniye bile sevilmediğini düşünerek yaşamasına.

"Biliyorum," dedi Ellie, bu kez daha kararlı bir sesle. Gözlerindeki yaşları elinin tersiyle sildi. "Ben de seni bırakmayacağım. Ne olursa olsun, Joel... Seni her zaman affedeceğim."

Joel, Ellie’nin bu tuhaf cümlesine anlam veremeyerek kaşlarını çattı. "Affetmek mi? Ne için?"

Ellie küçük bir tebessüm kondurdu yüzüne. Geleceğin tüm o karanlık ve kanlı sırrını, o omuzlanması imkansız yükü şimdilik kendi içinde saklamaya karar verdi. Joel’a bakarken, içinden Beni kurtarmak için yapacağın her şey için... diye geçirdi.

"Hiç," dedi Ellie, başını tekrar Joel’ın omzuna yaslayarak. "Sadece... iyi ki varsın, Joel."

Joel, küçük kızı kolları arasına alıp battaniyeyi üzerlerine çekerken odadaki sessizlik yeniden huzurla doldu. Ellie gözlerini kapatırken, bu kez içindeki nefretle değil, Joel’ı koruma ve geçmişi baştan yazma yeminiyle uykuya daldı. Bu kez kabustan uyanan o olmuştu, ama Joel’ın kabusa yürümesine asla izin vermeyecekti.

Bölüm sonu

1 yorum