İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 1 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 1

1. BÖLÜM - KABUSTAN UYANIŞ

Odanın içi barut, ter ve ölüm kokuyordu. Ellie, beton zemine bastırılmış bedeniyle çaresizce çırpınıyordu. Üzerine çöken adamların ağırlığı altında nefes alamazken, tek bir yöne bakıyordu: Joel’a.

"Joel! Lütfen ölme!" diye feryat etti, sesi boğazında yırtılırken.

Yapılı, kaslı bir kadın, elindeki ağır golf sopasını Joel’ın bedenine indirmeye devam ediyordu. Her darbe, Ellie’nin ruhundan bir parça koparıyordu. Ellie, gözyaşları içinde yalvardı: "Lütfen yapmayın! Durun artık!" Ama durmadılar. İçindeki çaresizlik saniyeler içinde saf bir nefrete dönüştü. Damarlarındaki kanın çekildiğini hissederken, "Hepinizi öldüreceğim! Sizi orospu çocukları, hepinizi geberteceğim!" diye kükredi.

Joel, yüzünü kaplayan kan tabakasının ardından, yorgun ve bitkin gözlerle Ellie’ye baktı. Dudakları hafifçe kıpırdadı, ona bir şeyler söylemeye çalıştı ama artık kelimeler çıkmıyordu; saatlerdir süren o vahşi işkence onu tamamen tüketmişti. Yine de o son bakışta çok şey gizliydi. Bir vedaydı bu. Belki de son günlerde aralarında yaşananlar yüzünden kendini Ellie’ye affettirememiş olmanın verdiği o amansız suçluluk duygusuydu... Ya da kendisinden sonra Ellie’nin de aynı kadere kurban gideceğini bilmenin verdiği amansız bir korku.

Arkadan bir adam Ellie'yi saçlarından kavrayıp kafasını zemine bastırmaya devam etti. Ellie’nin dünyası o an sadece Joel’dan ibaretti. "Lütfen yapma... Joel’ı bırak..." diye hıçkırdı.

O sırada, o güçlü kadın elindeki sopayı son kez, tüm gücüyle havaya kaldırdı ve Joel’ın kafasına indirdi. Korkunç bir ses yankılandı odada.

Ve sonra, her şey sustu.

Joel’ın kanlı bedeni artık tamamen hareketsizdi. Ellie’nin göğsünden bir çığlık koptu: "Joel! Hayır! Lütfen uyan, Joel!" Gözyaşları görüşünü bulandırırken, onun öldüğüne inanmayı reddediyordu. Dünyanın en güçlü adamı, onun koruyucusu böyle gidemezdi. Adamlar kendi aralarında zafer sarhoşluğuyla konuşurken, Ellie tüm dünyasını yitirmiş bir halde haykırdı:

"Joel, lütfen... Baba, uyan!"

O, Ellie’nin bu hayatta kalan tek ailesiydi. Sert kabuğunun altında ona sevmeyi ve hayatta kalmayı öğreten bir baba figürüydü. Ama şimdi... Gitmişti. Ellie’nin zihninden bir saniyede binlerce düşünce geçti. Kalbine oturan o devasa taşın tek bir adı vardı: Pişmanlık. Keşke, diye geçirdi içinden, keşke onu affetmek için bu kadar beklemeseydim.

Tam o sırada adamlardan biri, yerde acı içinde kıvranan Ellie’ye doğru yaklaştı. Postalıyla yüzüne sert bir tekme savurdu.

Görüşü bulandı, kemik sesi kulaklarında çınladı ve dünya tamamen karanlığa gömüldü.

---

Sonra, ani bir nefesle gözlerini açtı.

Ellie ter içinde, kalbi göğsünü yırtarcasına çarparak doğruldu. Boğazında hala o çığlığın acısı vardı ama tuhaf bir şekilde ne kan kokusu geliyordu burnuna ne de zemin beton gibi soğuktu. Kendini sıcak, loş bir odada buldu. Üzerinde yumuşak, sıcak bir battaniye vardı.

Korkuyla ellerine baktı. Parmakları daha küçüktü, teninde ne o derin yaralar vardı ne de nasırlar. Sanki... yıllar öncesine dönmüştü.

Kafasını yavaşça sağa çevirdi. Kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.

Joel oradaydı. Tıpkı eskisi gibi... Sadece daha gençti. Yüzünde o ölümcül yaralardan eser yoktu. Ama bu nasıl olabilirdi? Daha birkaç saniye önce gözlerinin önünde can vermişti.

Ellie, titreyen bakışlarını solundaki aynaya çevirdi. Aynadaki yansıma her şeyi özetliyordu: Ellie, henüz küçük bir çocuk formundaydı ve Joel’ın kucağına kıvrılmıştı. Joel ise gözleri kapalı bir şekilde, huzurla uyuyordu.

Yoksa... Her şey bir kabus muydu? Yoksa kader ona geçmişi değiştirmek için ikinci bir şans mı vermişti?

Ellie’nin gözlerinden yaşlar su gibi boşalmaya başladı. Bu seferki acıdan değil, tarif edilemez bir rahatlamadan ve minnetten doğan gözyaşlarıydı. Hiç düşünmeden, o küçük kollarıyla Joel’ın boynuna sıkıca sarıldı. Kokusunu içine çekti; o tanıdık, güven veren kokuyu.

Başını onun göğsüne yasladı ve hıçkırıklarının arasından fısıldadı:

"Baba..."

Bölüm sonu

5 yorum