İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 18 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 18

18. BÖLÜM - KIRILAN DÖNGÜ

Barajdaki çatışmanın tozu dumanı yatışmış, haydutların cesetleri dışarı taşınmıştı. Tommy’nin ofisinden yükselen kısık sesler, iki kardeşin arasında başlayan o asıl büyük fırtınanın habercisiydi.

İlk hayatında Ellie, kapı arkasından bu konuşmayı gizlice dinlemişti. Joel’ın onu Tommy’ye devretmek istediğini, "Bana değil, ona daha çok güveniyorsun" diyerek kendisinden vazgeçtiğini duyduğunda dünyası başına yıkılmış, bir ata atlayıp ormanın derinliklerindeki o eski çiftlik evine kaçmıştı. Orada birbirlerinin yüzüne en ağır, en yaralayıp kanatan gerçekleri haykırmışlardı.

Ama bu sefer, o travmanın tekrarlanmasına izin vermeyecekti. O çiftlik evine gidilmeyecek, o at fırlatılmayacaktı. Kaçmak, bir çocukça isyandı; oysa Ellie artık geleceğin acısıyla olgunlaşmış bir ruha sahipti.

Tommy ve Joel içeride hararetle konuşuyorlardı.

"Abi, Maria bunu duyarsa beni keser. Jackson’da bir düzenimiz var artık," diyordu Tommy, sesinde çaresiz bir tonla. "Ama o kızı Ateşböcekleri'ne sağ salim ulaştırmak gerekiyorsa... senin için yaparım."

"Ben yapamam, Tommy," dedi Joel, sesi bir cam gibi çatlarken. "Geçmişteki gibi... onu da kaybetmekten korkuyorum. Benimle gelirse, onun başına bir şey gelirse ben bu dünyada bir kez daha ölemem."

Tam o sırada ofisin ağır ahşap kapısı yavaşça aralandı. İçeriye ne öfkeyle bağıran ne de gözü dönmüş bir çocuk girdi.

Giren Ellie’ydi.

Yüzünde derin, amansız bir üzüntü vardı ama duruşu her zamankinden daha dik ve sakindi. Gözlerindeki o yaşlı ve olgun hüzün, odadaki iki adamın da kelimelerini boğazına tıkadı. Joel şaşkınlıkla ayağa kalktı, "Ellie... sen dinliyor muydun?" diye mırıldandı suçlulukla.

Ellie yavaş adımlarla Joel’ın tam karşısına kadar yürüdü. Geçen seferki gibi bağırıp çağırmadı, Joel’ın göğsüne vurmadı ya da Sarah’nın adını masaya fırlatmadı. Sadece gözlerini Joel’ın yorgun gözlerine dikti. Ses tonu o kadar alçak, o kadar sevgi ve acı doluydu ki, odadaki zaman bir anlığına durdu.

"Beni Tommy’ye bırakıp gitmene izin vermeyeceğim, Joel," dedi Ellie, sesi hafifçe titreyerek. "Biliyorum... Korkuyorsun. Başıma bir şey gelmesinden, beni kaybetmekten delicesine korkuyorsun. Ama anlamıyorsun."

Ellie bir adım daha yaklaştı, küçük elleriyle Joel’ın nasırlı, sert elini kavradı.

"Bu hayatta değer verdiğim, sevdiğim kim varsa ya öldü ya da beni terk etti. Herkesi kaybettim ben Joel... Herkes gitti. Ama seni kaybedemem. Eğer beni burada bırakırsan, beni koruduğunu sanacaksın ama aslında beni o hastaneye varmadan önce öldürmüş olacaksın. Çünkü sensiz bir yolun benim için hiçbir anlamı yok."

Joel yutkundu, gözlerinden bir damla yaş kırışık yanaklarından aşağı süzüldü. Ellie’nin bu sarsılmaz sadakati ve olgunluğu kalbindeki o taşlaşmış koruma kalkanını paramparça etmişti.

"Ellie..." dedi Joel, sesi fısıltı gibi çıktı. "Ben... ben senin için doğru adam değilim. Tommy burayı biliyor, askeri geçmişi var, seni daha iyi korur."

"Hayır," dedi Ellie kesin bir dille, başını iki yana sallayarak. "Beni senden daha iyi kimse koruyamaz. Çünkü kimse beni senin kadar önemsemiyor. Bir daha benden vazgeçmekten bahsetme Joel. Bir daha olmaz. Biz bu yola beraber çıktık, beraber bitireceğiz. Ne olursa olsun."

Tommy, abisinin ve bu küçük kızın arasındaki o görünmez, amansız bağı izlerken gözlerini sildi. Araya girerek, "Abi..." dedi yavaşça. "Kız haklı. O seninle güvende. Senden başkasıyla gitmez."

Joel, elini sıkan o küçük parmaklara baktı. Ellie’nin gözlerindeki o 'beni bırakma' yalvarışı, yıllar önce kaybettiği kızı Sarah’nın hayaliyle birleşti. Bu dünyada bir kez daha birini sevmeye ve onun için savaşmaya karar verdiği o an, tam olarak bu andı. İlk hayatında bu kararı çiftlik evindeki o kavgadan sonra vermişti; bu kez ise Ellie’nin olgunluğu sayesinde o büyük yara hiç açılmadan iyileşmişti.

Joel derin bir nefes aldı, Ellie’nin önünde diz çöktü ve onun omuzlarını tuttu.

"Pekala," dedi Joel, gözlerindeki tüm korkuyu ve tereddütü silerek. "Gidiyoruz. Beraber. Hastaneye kadar... ve sonrasına kadar. Söz veriyorum ufaklık, seni kimseye bırakmıyorum."

Ellie, Joel’ın boynuna sıkıca sarıldı. Gözyaşları Joel’ın omzuna damlarken içinden derin bir zafer çığlığı yükseliyordu. Çiftlik evi kabusu yaşanmamıştı. Joel onu terk etmemişti. Döngü bir kez daha kırılmıştı.

Şimdi önlerinde tek bir hedef kalmıştı: Salt Lake City ve o lanetli Ateşböceği hastanesi. Ellie, Joel’ın sırtını sıvazlarken zihninde o doktorların yüzünü canlandırdı. Bu sefer, diye yemin etti içinden, o ameliyat masasına hiç yatmayacağım ve Joel, sen tek bir gün bile suçluluk duymayacaksın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.