İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 15 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 15

15. BÖLÜM - YOLLARIN AYRILIŞI

Kulenin pencerelerinden sızan sabah güneşi, içerideki toz bulutlarını altın sarısına boyuyordu. Nehrin ötesindeki yeşil tepeler, artık tehlikeli ve kanlı Pittsburgh şehrinin geride kaldığının en büyük kanıtıydı. Ancak bu sabah, zafer sarhoşluğundan çok, buruk bir vedanın kokusu vardı havada.

Sam, kulenin köşesindeki eski yatağın üzerinde oturuyordu. Bacağı sarılıydı, yüzü hala solgundu ama gözlerindeki o ölümcül korku gitmişti. Artık tıkırdamıyor, hırıldamıyordu; o sadece bacağını kaybetmiş ama hayatını geri kazanmış küçük bir çocuktu.

Henry, kardeşinin yanına bir tas sıcak çorba bıraktıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Joel ve Ellie’ye doğru yürüdü. Yüzünde amansız bir yorgunluk vardı ama gözleri ilk defa bu kadar net ve minnet doluydu.

"Yolun bundan sonrasına sizinle devam edemeyiz, Joel," dedi Henry, sesindeki o hüzünlü kesinlikle. Gözleri Sam’in kesik bacağına kaydı. "Sam tek başına yürüyemez. Onu bu halde yollara düşürmek, enfektelerin ya da avcıların önüne yem olarak atmak demek. Bu kule... Burası şimdilik güvenli. Erzağımız var, tahkimatımız iyi. Sam biraz toparlanana, yarası tamamen iyileşene kadar burada kalacağız. Sonra... Sonra kendimize daha sakin, güvenli bir yer buluruz."

Joel başını ağır hislerle salladı. Henry’nin kararındaki o korumacı baba/abi içgüdüsünü çok iyi anlıyordu. "En mantıklısı bu, Henry," dedi Joel, elini Henry’nin omzuna koyarak. "Şehir arkamızda kaldı ama yollar hala tekinsiz. Sam’e iyi bak. O güçlü bir çocuk, bunu da atlatacak."

Ellie ise sessizce Sam’in yanına adımladı. Dizlerinin üzerine çöktü ve sırt çantasını açtı. İçinden Savage Starlight çizgi romanının o elindeki son sayısını çıkardı. Sam’in kucağına, plastik robotun hemen yanına bıraktı.

"Bu sende kalsın," dedi Ellie. Sesi bu kez ne bir çocuk yalanı barındırıyordu ne de bir maske taşıyordu. Tamamen samimiydi. "Bütün seriyi bitirdiğinde bana anlatırsın, tamam mı? Bir yerlerde mutlaka yeniden karşılaşacağız."

Sam çizgi romana baktı, ardından Ellie’ye doğru uzanıp onun o küçük boynuna sıkıca sarıldı. "Teşekkür ederim Ellie," diye fısıldadı. "Bana inandığın için... ve beni kurtardığın için."

Ellie, Sam’in küçük kolları arasında gözlerini kapattı. İlk hayatında bu odada Sam’in cansız, canavara dönüşmüş bedeni üzerinde ağladığı anı hatırladı. Şimdi ise o kollar sıcacıktı ve can doluydu. Ellie geri çekildiğinde yüzünde gururlu bir tebessüm vardı. Kaderi bir kez daha bükmüştü.

Henry, Joel’a dönerek cebinden çıkardığı küçük bir harita parçasını ona uzattı. "Bu, batıya giden güvenli ticaret yollarının haritası. Avcıların olmadığı, eski askeri barikatların arkasından dolaşan bir patika var. Wyoming’e, kardeşinin yanına giderken işine yarar."

Joel haritayı aldı, dikkatle inceledi ve cebine koydu. "Sağ ol, Henry. Kendinize dikkat edin."

"Siz de," dedi Henry. Ellie’ye bakarak hafifçe gülümsedi. "Özellikle de sen, küçük doktor. Dünyayı değiştirecek bir ışık var sende."

Ellie içinden, Dünyayı zaten değiştiriyorum, diye geçirdi.

Kulenin ağır demir kapısından dışarı adım attıklarında, temiz orman havası yüzlerine çarptı. Arkalarından kapının kapanma sesini duydular. Henry ve Sam, kendi güvenli sığınaklarında, yeni bir hayata adım atmak üzere geride kalmışlardı. Tıpkı Ellie’nin planladığı gibi; ikisi de hayattaydı, ikisi de güvendeydi.

Joel ve Ellie, patika boyunca batıya doğru yürümeye başladılar. Yolun iki yanındaki devasa çam ağaçları, rüzgarda hafifçe uğulduyordu.

"Pekala, ufaklık," dedi Joel, yürürken göz ucuyla Ellie’ye bakarak. "Haritaya göre önümüzde uzun bir yol var. Tommy’nin olduğu hidroelektrik santraline varmamız haftalarımızı alacak. Hazır mısın?"

Ellie, çantasının askılarını sıktı. Adımlarını Joel’ın adımlarına uydurdu. Geleceğin o karanlık, intikam dolu sayfaları birer birer yırtılıp atılıyordu. Tommy’ye gideceklerdi, Jackson’ı görecekti. Ve bu kez, Joel ile geçireceği her saniyenin, her kavganın ve her gülüşün kıymetini bilerek yürüyecekti.

"Her zaman hazırım, Joel," dedi Ellie, neşeyle öne doğru bir adım atarak. "Hem... yolda bana gitar çalmayı öğreteceğine dair söz vermiştin, unuttum sanma."

Joel hafifçe gülümsedi, yüzündeki o sert çizgiler sabah güneşinin altında tamamen yumuşamıştı. "Unutmadım, Ellie. Unutmadım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.