Yıl 2020 -> Uçurum kenarı.
"Kabul mu değil mi?"diye bir kez daha sordu Fırat. "Değil kabul falan. Sevgilim bile değilken tanımadığım birinin elini tutmam."diye bilerek 'sevgilim' kelimesini bastırarak söyledim. "Tanımadığın biri öyle mi Dilan?"dediğinde yüzünde benimle alay eden bir ifade vardı. "Evet."diye onayladım. 'Öyle olsun' der gibi baktı bana.
Bir gün sonra.
"Anne benimle dalga geçtiğini söyle kurbanın olayım lütfen ya!!!"diye çileden çıkmış gibi evin içinde bağırıyordum. "Ne diyorsun Dilan kızım Allah aşkına ya?!"diye cevapladı annem mutfaktan bağırarak. "Anne!!!!"diye bağırdım sinirle.
"Ne böğürüyorsun Dilan noldu yine kızı-"dediğinde üzerinde olan beyaz elbisenin eteklerinin yırtıldığını gördüğünde şaşırdı. "Ben ne yapayım şimdi? Naptınız ya bu güzelim elbiseye!?"diye bağırdım bir kez daha. "Tamam beyaz biri daha vardı onu git giy. O daha çok yakışıyor sana." Annem çare bulmaya çalışıyordu. Ağlamama ramak kalmıştı resmen. "Of, Allah'ım of!"diye dolaba yaklaşıp dizden biraz üstte olan elbiseyi çıkartıp ayna karşısında üzerime tuttum.
Diğer elbise gibi olmasa da idare ederdi.
Bir kaç saat sonra.
"İste artık kızı amca yeter kurbanın olayım hadi ya bunaldım yeminle!"diye isyan etti Fırat karşı kanepelerden. Ters bakışlar attı Fırat'ın amcası Fırat'a. "Evet gelelim sebebi ziyaretimize."dediğinde amcası Yahya bey, konuya atlayıp konuşan bu sefer de babamdı. "Buyrun efendim dinliyorum sizi."
"Sebebi ziyaretimiz belli efendim. Allah'ın emri Peygamber efendimizin izniyle kızınız Dilan'ı oğlumuz Fırat'a istiyoruz."dediğinde herkesin bakışı babama döndü. "Evet şimdi, gençler zaten uzun zaman önce bir birilerini görmüş beğenmişler. Eh bizede kabul etmek ve anlayışla karşılamak düşer. Verdim gitti."dediğinde babam yanımda oturan Farah'ın kulağıma fısıldadığını duydum.
"E darısı benim başıma."diye kıkırdayan sesiyle Fırat'ın yanında oturan Pars'a baktı Farah. İşi çoktan pişirmiştiler değil mi? Bence evet. "Allah'ın cezası tamam bir bitse bu iş tamam. Bakarız o işede kafamı şişirdin iki gündür ya."diye isyan ettim Farah'a bakarak. Kafasını hevesle salladığında salona doğru odaklandık.
Fırat ve ben ayağa kalkıp büyüklerin elini öptükten sonra yan yana babama doğru durmuştuk. Benim yüzüğümü Fırat takacaktı ama babam izin vermedi. Yüzüğü eline alıp parmağıma taktığında yüzüme gülümsedi babam. Fırat'ın yüzüğünü de babam kendisi takmıştı. "Bir ömür mutlu olun. Kızımı üzersen seni gebertirim Fırat!"diye yalancı kızgınlıkla konuştu babam. Güldü Fırat ve kafasını salladı.
Babam kan kırmızısı kurdeleni kesip makası Farah'ın elinde tuttuğu tepsiye koyduktan sonra bizde bir birimize sarılmıştık. Tabi babam kıskançlık yapıp bizi ayırmıştı. Adam deliydi deli.
Herkes ayakladığında birden bire uğultulu bir ses duyuldu. Kulaklarımda uğultulu ses yankılanmıştı.
Babamın, Farah'ın, Pars'ın ve en çokta yanımda duran Fırat'ın, "Dilan!"diye bağıran sesini duymuştum en son. Evin camlarının kırılma sebebi sıkılan kurşunlardı. İki el ateş edilmişti. Ama saplanan kurşunların acısı çok daha fazlaydı. Gözlerim karardığında yere düşeceğimi sanerken beni tutan Fırat'ın kollarına düşmüştüm.
İnsan da en mutlu gününde bunu yaşar mıydı?
Yaşamazdı ama ben yaşıyordum ve hatta yaşamıştım...
Yazardan Anlatım.
Dilan sıkılan iki el kurşunla yanında duran Fırat'ın kucağına düşmüştü. Düşmesiyle gözlerinin de kapanması bir olmuştu. Farah koşarak Dilan'ın yanına yaklaşıp yarasına bakmıştı. Çok kan kaybediyordu. Silah sesleri durmamıştı. Bu yüzden dışarı çıkamıyorlardı.
Bunu yapan kişinin kim olduğunu çok iyi biliyordu Fırat ve Fehmi bey. Bilmemek ne mümkün? Ezeli ve ebedi düşmanlarını kim bilmezdi.
Fırat kucağında olan Dilan'ı dikkatlice geniş kanepeye yatırmıştı. Farah mutfaktan eldiven bulmuş ve hızla Dilan'ın yanına yaklaşıp yarasını kontrol etmeye başladı. Çok kan kaybediyordu. Hemen hastaneye ulaşması gerekti.
Dilan'ın üzerinde olan elbise Beyazdan Kırmızıya boyanmıştı. Fırat Dilan'a beyazın ona çok yakıştığını söylemişti fakat böyle tahmin etmemişti. Kırmızı ona yakışmamıştı. Beyazı kirleten kırmızıydı. Fırat endişeyle ve korkuyla teni solmuş Dilan'a baktı.
"Hastaneye gitmemiz gerek. Kan kaybediyor."dediğinde Farah, Pars engel oldu. "Dışarıdakileri bilmiyormuş gibi konuşmasana kızım!"dediğinde Pars, Fırat sinirle ikisinede baktı.
"Anlamıyorsun, biraz daha kalırsa kan kaybından ölecek!"diye bağırdı Farah korkuyla Pars'a bakarak. Pars sesini kesip susmayı seçti.
Fırat Dilan'ı kucağına aldığı gibi dışarı çıktı. Kurşunları hiçe sayarak hemde. "Pars hallet şunları!"diye sinirle soludu.
"İyi olacaksın, sadece dayan güzelim sadece dayan."diye konuştu Fırat arabaya bindiği zamanda. Bembeyaz güzel kızı kırmızıya boyanmıştı. Aslında Fırat kırmızı sana yakışır diye geçirirdi içinden. Ama bunu böyle kastetmiyordu. O, kırmızı elbiseden bahsediyordu kandan bahsetmiyordu.
Beyaz ona en çok yakışan renkti ama artık kırmızı yakışmıyordu ona.
Bundan sonra da yakışacağını da sanmıyordu. Yakışsa bile Dilan bundan sonra giymek istemezdi artık...
____________
İyi okumalar dilerim. :)
Umarım beğenirsiniz bölümü. :))
❤️'e basmayı ve yorum yapmayı da unutmayın. :)))
Yeni kitabıma da göz atmayı unutmayın. :))))
