Sessizlik aniden çöktü.
Yalnızca yağmurun metal yüzeylere düşen sesi ve dört kişinin birbirine doğrulttuğu silahlar arasında süzülen, yoğun bir sessizlik vardı.
Jungkook, Yuna’nın sözleriyle sarsılmıştı.
“Sattı mı?”
Başını hafifçe çevirip Taehyung’a baktı.
“Bu doğru mu?”
Taehyung’un dudakları sıkıca kilitlenmişti.
Gözlerinde belli belirsiz bir titreme vardı ama cevabını verirken sesi dimdikti:
“Yarım gerçekler en tehlikeli yalandır, Yuna.”
Yuna bir adım ileri attı.
“Elimizde ölen insanlar ‘yarım’ değildi, Kim Taehyung.”
Bakışları Jungkook’a döndü.
“Biliyor musun, bu adam bir zamanlar bizim grubumuzdaydı. En iyimizdi. En güvenilirimizdi. Ama bir gece… silahları alıp gitti. Tek başına. Ve biz savunmasız kaldık.”
Taehyung’un nefesi titredi.
“Ben... sizi bırakmadım. Sizi korumak için gittim.”
“Koruyarak mı? Arkanda on iki ceset bırakarak mı?”
Yuna’nın sesi çatlamıştı.
İçinde öfke kadar hayal kırıklığı da taşıyordu.
Jungkook geri çekildi, sanki birden her şey çok daha karmaşık hale gelmişti.
Taehyung’a duyduğu o yeni yeni yeşeren güven, Yuna’nın sözleriyle çatırdamaya başlamıştı.
Taehyung başını öne eğdi.
“Yuna… seni anlamayacağını biliyordum. Ama ben o gece yalnız değildim. Yanımda biri vardı. Onu kurtarmak zorundaydım.”
“Kim?”
Yuna’nın gözleri büyüdü.
Kızgınlığı yerini meraka ve... kıskançlığa bıraktı.
“Kim vardı yanında?”
“Erkek kardeşim,” dedi Taehyung.
“Hayatta kalan tek ailemdi. Ve o gece... onu kaybettim.”
Bu sözler etrafı birden susturdu.
Jungkook, Taehyung’a yaklaşarak sessizce sordu:
“O öldü mü?”
Taehyung hafifçe başını salladı.
“Gözümün önünde... Ravagers’ın elinde.”
Yuna’nın elleri titriyordu artık.
Silahını indirdi.
“Bunu neden söylemedin? Neden geri dönmedin?”
“Çünkü dönecek yüzüm yoktu,” diye fısıldadı Taehyung.
“Sadece onları değil... seni de kaybettim o gece. Ve kendimi affedemedim.”
Yuna gözlerini kaçırdı.
Taehyung’un yaralı sesiyle geçmişin gölgesi bir kez daha içini delip geçmişti.
“Bizden sonra ne yaptın?” diye sordu.
Taehyung cevap vermeden önce Jungkook’un elini tuttu.
“Hep kaçtım. Ta ki... onunla karşılaşana kadar.”
Jungkook’un kalbi hızlandı.
Göz göze geldiklerinde hiçbir söz söylenmese de her şey söylenmişti.
Yuna ikisine baktı, dudaklarını sıktı ama bu kez sessiz kaldı.
Sonunda arkasındaki adamlara döndü.
“Silahları indirin. Onlar bize zarar vermeyecek.”
İki adam tereddütle baksa da komutu yerine getirdiler.
Yuna son kez Taehyung’a döndü.
“Sana güvenmiyorum. Ama sana hâlâ borcum var. Bu gece bizimle kalın. Sonrası... sonra konuşulur.”
Taehyung başını eğdi.
“Teşekkür ederim.”
Jungkook hafifçe Taehyung’un koluna dokundu.
Kalabalık bir karargahta, bilinmezliğe doğru yürürlerken, içinden sadece bir şey geçiyordu:
"Bu dünya karanlık olabilir. Ama onunla her adım, biraz daha aydınlık."
---
Bir sonraki bölüm spoi;
Gece çökerken, karargâhın dışındaki ormanda bir çift göz ikiliyi izliyordu.
Radyo cızırtısıyla açıldı.
“Kim Taehyung bulundu. Yanında biri var. Emri bekliyorum.”
Bebişlerim, yatmadan bir bölüm daha atmamı ister misinizz??