Atlas'ın ağzından...
Ilgaz, omzumda uyurken güneş doğmaya başlamıştı. Karan'ın odasındakileri boşaltmazsak yakalanmaları ana meselesi olurdu. Parmağımla Ilgaz'ı dürttüm nazikçe. "Ilgaz, kalkmam gerek Bartu'nun odasındaki misafirlerin gitmesi lazım."
Uykusunda anlaşılmayan mırıltılar çıkarsa da anlamayınca başını elime alıp koltuğun üzerindeki yastığın üzerine koydum. Bacaklarını öne doğru uzatmasını sağladığımda dolabımdaki battaniyeyi çıkarıp üzerine örttüm.
Ofisten ayrılmadan önce son kez huzurlu ifadesine bakıp koridora yöneldim. Ilgaz, o kadar uzun süredir dinlenmemişti ki bitkin düşmeye başlamıştı. Bünyesi aldığı en ufacık zararı kaldıramayacak hale gelebilirdi ve ben bundan korkuyordum.
Yıllarca yetiştirme yurdunda büyümüştük, hayata dair her şeyi biliyorduk fakat Ilgaz kötülüğü bilmiyordu. Evren, ben, Uraz onu olumsuz hiçbir durum içinde olmadan büyütmeye çalışmıştık. Evet büyütmeye diyordum çünkü yetiştirme yurdunda her çocuk birbirini büyütürdü.
Üzerimdeki doktor önlüğünü düzeltip yüz yirmi dokuz numaralı odanın önünde durdum. Ilgaz, bana bu oda numarasında neler yaşadığını en detaylı haliyle anlatmıştı. Hala nasıl girebildiğini aklım almıyordu.
Kapıyı tıklattığımda Karan'ın onaylayan sesini duydum. İçeriye girdiğimde hepsinin bakışları bana döndü. İdil, Bartu'nun eline yasladığı başını kaldırdığında yeşil gözleri öfkeden kıpkırmızıydı.
Ilgaz'dan neden nefret ettiğini anlayamıyordum, Ilgaz olmasaydı Karan da olmazdı. Şuana kadar ameliyathanede hayatını kaybetmiş olurdu. Bir insan olarak doktora minnet duyması gerektiğini düşünüyordum.
Buray, ayağa kalkıp yanıma geldiğinde kulağıma fısıldadı. "Ilgaz, iyi mi?" Başımı salladım. En azından birinin Ilgaz'ı düşünmesi güzeldi.
"Çıkmamız mı gerek?" Bora, bu zamana kadar gördüğüm en mütevazi insana benziyordu. Yaşça onlardan küçük olduğu aşikardı. Ses tonunu duyunca kırmak istemedim. "İstersen senin için beş dakika daha idare edebilirim lakin sadece senin için, tek kişi yani."
Tepkim karşısında afalladığında bakışları Bartu'ya döndü. "Kendisi de isterse abimle beş dakika daha geçirmeyi çok isterim." Gülümsedi.
"Bize neden izin yok peki?" İdil'in ayaklandığını ve karşımda durduğunu yeni fark ettim. "Bora'yı idare edebildiğine göre bizi de edersin." Boyu bana göre kısa kaldığı için parmak ucunda yükseliyordu. Göz devirip yanından geçtim. "Odayı boşaltır mısınız?"
Kutay, Buray'la dışarıya çıkarken izledim. "Sizde hanımefendi." Sarışın kadın hala öfkeyle beni seyrediyordu. Tekrar önümde durduğunda yüzü kızarmıştı. "Ilgaz nerede, onu korumak için çıkarıyorsun, değil mi?"
Alayla gülümsediğimde başımı hafifçe eğdim. "İnanın ki hanımefendi Ilgaz'ı korumam için sizin çıkmanıza gerek yok. Ilgaz müsaade ettiğinden geciktim." Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Baksana bana," kaşlarını çattı yine, "kardeşimi o doktora kurban edecek gibi duruyor muyum?" Bana olan sinirinden önüne gelen sarı tutamları büyük hınçla kulağının arkasına atıyordu.
"Eğer sorunuz doğru olsaydı cevap verirdim, maalesef ki Ilgaz, kardeşine yilikten başka bir şey yapmıyor."
"Kardeşime verdiği zararın bedelini ödeyecek, biliyorsun değil mi?" Parmağını göğsüme sertçe yerleştirdi. "Bartu'nun dikişlerinin açılmasının sebebi o dikkatsiz kız. Kanı durduramasaydı ne olacağını zannediyordunuz? Ya onun kanı uymasaydı?"
Çenem kasıldığında parmağına baktım. "Senin kardeşin zarar vermedi mi Ilgaz'a? O depoya gittiğinde Ilgaz, sadece Bartu'nun aklanması için hayatını tehlikeye attı. Doktorluk yapamadı bir hafta, hala duruyor dikişleri. Sırf onun suçu olmadığı ispatlansın diye soktu elini kasaya.
Kardeşim, Karan'ı kurtardığı için tüm hastaneyi hatta daha da zoru tüm şehri karşısına aldı. Dışarıya çıktığı an alacağı zararı ben bilirim. Seninki kardeşse benimki de kardeş."
Parmağını geri çekip avuçlarının arasında sakladı. "Başka bir hastaneye gideceğiz, alacağım Bartu'yu bu hastaneden. Yurt dışlarında tedavi ettireceğim."
Gülümsemem büyüdü. "Üzerindeki suçu hafife alıyorsunuz hanımefendi, uçağa bindirirler mi sizce onu?"
Dişlerini sıktı, çenesi gerildi. "Başka şehirde muayene ettiririm." Bembeyaz yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Zamanı gelince istişare ederiz bu konu hakkında, şimdi lütfen çıkar mısınız?"
Kolumu davetkar bir şekilde kapıya uzattığımda homurdanarak odadan çıktı. Son duyduğum ses ayaklarını yere vurma sesiydi.
"Bartu Abi, kızdı mı İdil Abla bana?" Masumdu, hemde çok masum. Nasıl birleştiklerini bilmiyordum lakin Bora hepsinden temiz biriydi belli ki.
"Hayır, abiciğim. Sadece zor dönemlerden geçiyor. Seninle hiçbir ilgisi yok. Kutladınız mı doğum gününü?" Karan'ın Bora'ya karşı olan yumuşak tutumunu ilk defa görüyordum. Sert mizacının arkasında bu tavrı beklememiştim.
"Kutladık," hevesle anlatmaya başladı. "Buray Abim bana oyun konsolu almış. Kutay Abim ise her zamanki gibi kıyafetler. Öncelik ihtiyaçmış, sonra eğlenceli hediyeler alırmış. Maral da onunla birlikte seçmiş. İdil Ablam gelmedi eve, sadece telefondan kutladı. İşi olduğunu söyledi."
İdil'in vicdanından şüphe etmeye başlamıştım. Ilgaz için istediğini söyleyebilirdi, tanımıyordu fakat bu kadar masum bir gencin nasıl kalbini kırabilirdi aklım almıyordu. Yüzündeki asık ifadeyi gördüğümde moralini düzeltmeye çalıştım.
"Kaç yaşına girdin bakalım?" Cebimde Ilgaz'a vermek için beklettiğim erimiş çikolatayı çıkarıp ona uzattım. "Bu da benim hediyem olsun."
"Teşekkür ederim," mahcup olmuş şekilde gülümseyip elimden aldı. "Yirmi yaşında oldum artık."
"Kocaman olmuşsun!" Elimle omzuna vurdum hafifçe. "Geçmiş doğum günün kutlu olsun." Sadece tepkisi bile görülmeye değerdi.
"Senin doğum günün ne zaman?" Karan bizi pür dikkat izlerken Bora'nın sorduğu soru karşısında bir anlık dondum.
"Benim doğum günüm," çikolatanın bulunmadığı diğer cebimden cüzdanımı çıkarıp kimliğime baktım. "29 Mart."
"Kimliğinden baktın, doğum gününü ezbere bilmiyor musun? Abilerim hep bana unutulmaması gerektiğini söyler. Senin abin yok mu, o yüzden mi bilmiyorsun?"
"Yok benim abim, kardeşim var iki tane. Ilgaz kutluyor hep doğum günlerimi, ben unutuyorum o hatırlatıyor."
"Ilgaz, her şeyi aklında tutabilen bir insan o zaman"
Arabalarında ki yangını unutmuştu, Ilgaz. Annesinin ölmeden önceki son halini unutmuştu. Yıllarca hatırlayamamıştı, ağlamış, harap olmuştu yine de hatırlayamamıştı. Geçen günlerdeyse bana hatırladığını söylemişti. Şüpheyle Karan'a baktığımda bakışlarımız kesişti.
Gözlerimi ayırmadan konuştum. "Bora, bugünlük bitti görüş saatin, beş dakikayı aştık bile. Hadi, morg girişine doğru yürü zaten Kutay bekliyordur."
Bora odadan çıktığında Karan'ın yatağının hemen önünde durdum. "Ilgaz'ın hatırlamasıyla senin bir bağlantın mı var?"
"Neyi hatırlamasıyla?" Alnı kırıştığında zihnimde parçaları oturttum. Ilgaz bana o gün iyi olduğunu söylememişti, moral olarak düşük olduğunu varsayıp üzerine gitmemiştim. Parmağındaki yanığıysa kaynar kahve döküldü diyerek geçiştirmişti.
"Annesini." Sesim son derece tehlikeli ve gergin çıkıyordu. Yangın mi çıkmıştı? Karan'la ne ilgisi vardı? O da mı yanındaydı? Odayı mı ateşe vermişlerdi? Ilgaz'a zarar gelmiş miydi? Yaşanan şey onu etkilemiş miydi? Bartu yüzünden miydi?
"Ilgaz'ın anlatması daha doğru..."
Yakasına yapıştım hızla. "Senin yüzünden mi oldu, doğruyu söyle! Ilgaz'a zarar geldi mi? Bana neden söylemediniz! Hadi Ilgaz endişelenmeyeyim diye söylemedi sen neden söylemedin bana! Hani saçının teline zarar gelmesine izin vermeyecektin!
Ilgaz senelerce hatırlayamadı, psikolog hatırladığında ona zarar vereceğini söylediği için bizde üzerinde uğraşmadık! Sen nasıl bana anlatmazsın!"
Yutkunduğunda ellerimi yakasından çekmeye çalışmadı. "Yangın çıktı hastanede, neden çıktığını bilmiyorum. O gece hatırlamış, lavaboda kilitli buldum. Kendi odamda dinlendirdiğimdeyse Yavuz denen adam odama kamera koymuş.
Birbirimize destek olmaya çalışırken sarıldığımızı görünce görüntüleri kopyalamış. Ilgaz'ı bir sonraki gün bulduğumda özel odalardaydı, Yavuz bayıltıp kapatmış kızı. Sırtındaki çarpma sonucu oluşan oyuklar dışında zarar görmedi."
Yakasından daha da kavrayıp salladım. "Ne diyorsun sen, başından anlat!" İki geceyi de anlattığında nutkum tutulmuştu. Dengemi kaybetmişken duvara tutundum. "Hepsini yaşadı mı?"
"Engel oldum fakat..."
"Ilgaz'dan uzak duracaksın. Ne olursa olsun uzak duracaksın. Başına senin yüzünden gelmeyen kalmamış kardeşimin, iki gecede olmuş bunların hepsi. Ben nasıl anlamadım. Yanında değildim, benim hatam. Benim hatamsa senin daha büyük hatan! Ilgaz'ın yüzüne bakmaya nasıl cüret ediyorsun sen, utanmıyor musun? Uzak duracaksın."