Vaktin nasıl geçtiğini bilmiyordum tek yaptığım gözlerimi aralamaktı. Hareket edemediğim için ayağa kalkamıyordum. Sırtıma batan demir canımı yakıyordu.
Annem, yanımda yatağa dayanmış oturuyordu. Siyah saçları kömürü andırırken üzerindeki elbiseye tezatlık oluşturuyordu. Masmavi gözleri omzumun hemen altında görünmeyen ize takılıydı.
Diğer yanımda babam dikelmiş, elini bana uzatıyordu. Kalkmam için uzatılmış avcuna bakıyordum. "Baba, tutamıyorum." Gözlerim dolduğunda burnumu çektim. Gülümsediğinde dudaklarının kenarları yukarıya kıvrıldı. "Tut kızım."
"Baba, tutamıyorum. Elimi uzatamıyorum." Annem, olduğu yerden kalkıp yanında durdu babamın. Kolunu omzuna doladığında babam bana doğru bir adım yaklaştı. "Tut kızım, çıkalım buradan."
"Baba, tutamıyorum." Başımı iki yana salladım. "Tutamıyorum, baba." Israrla uzatıyordu elini. Gözlerim doldu yavaş yavaş. "Tutamıyorum, baba." Avcunu yaklaştırdığında haykırdım. "Baba, tutamıyorum!" Diğer avcunu da uzattı. "Tutamıyorum, baba! Hareket edemiyorum!"
Çırpınıyordum lakin hareketlenemiyordum. "Kızım, hadi tut elimi, çıkaracağım üçümüzü buradan, evimize gideceğiz." O her konuştukça daha da çırpınıyordum. "Baba, tutamıyorum! Tutmak istiyorum, baba! Bir şey yap baba!" Saçlarım yüzüme şiddetle savruluyordu.
Yavuz, kapıyı açarak içeriye girdi. Tam karşımda durup diz çöktü. "Ilgaz, kararını verdin mi?" Yavuz'a bakmadan babama seslendim. "Baba, baba lütfen, tutmak istiyorum baba!"
Yavuz, cebinden iğneyi çıkardığında başını iki yana salladı. "Ilgaz, söyle hadi. Bartu Karan'ın doktoru olmayacağını söyle." Yanıt alamadığında sivri uç tekrardan omzuna battı. "Sakinleşmen gerek, bu sen değilsin. Kendin olana kadar bekleyeceğim."
Yaşlar yanaklarımdan süzülürken gözlerim kapandı.