Kirpiklerimi araladığımda bakışlarım bulanıktı. Etrafı seçemiyor, nerede olduğumu bilemiyordum. Görüş açıma giren kişiyle netleşmeye başladı görüntüm. "Günaydın, Ilgaz."
Duvarlar beyazdı, yalıtım malzemeleriyle kaplandığı barizdi. Hastanemize yeni yapılan odalardan biriydi. Akli dengesi diğer insanlara göre farklı olan hastaları bu odalara alırlardı.
Yattığım yumuşak zemini fark ettim. Başımı eğdiğimde yatakta uzanıyor olduğumu anladım. Üzerimdeki battaniye boğazıma kadar çekilmişti.
Yavuz çimen rengi gözlerini yüzümde gezdiriyordu. Aceleyle doğrulduğumda başım döndü. Ayaklandığımdaysa düşecek gibi oldum. Duvardan destek alarak ona baktım. "Neyin peşindesin?" Küstahca sırıttı. Aramızdaki mesafeyi kapatıp tam karşımda durdu. "Uyarılman gereken konular var, Ilgaz."
Kemiklerim sızlıyordu, tamamen duvara dayanarak dengemi korudum. "Beni uyaracak kişinin sen olduğunu mu düşünüyorsun? Öyleyse eğer yanıldığını fark etmelisin." Cıklayarak başını iki yana salladı.
"Belli ki sen doğru kararlar veremeyecek duruma gelmişsin, seni uyarması gereken de aklı başında biri olmalı. Seçenekler arasında en parlak benim, değil mi?" Kollarını göğsünde birleştirdi.
"Benim aklı başında olmadığımı mı söylüyorsun?" Kaşlarımı havaya kaldırdım. Alayla sırıttığımda çenem kasıldı. "Sebebini merak ettim şimdi."
"Eğer eskisi gibi zeki bir kadın olsaydın Bartu Karan Adalı'nın etrafında dolaşmasına izin vermezdin." O kadar emin konuşuyordu ki ben bile kendimi sorgulamıştım.
"Kastettiğin durumun saçmalık seviyesini kontrol etmelisin. Karan Adalı benim hastam, bende ona doktorluk yapmakla yükümlüyüm. İleriye gidersen pişman olacaksın, imaların hoş değil." Gerilmeye başlamıştım. Dişlerimi sıkmamak için kendimi tutuyordum, belli etmemek için alayla sırıtmaya devam ettim.
"Yıllardır bana bir kez gülümsemedin bile şuan sergilediğin o alaycı sırıtma dışında. O adama gülümsüyorsun, kahkaha dahi atıyorsun." Yüzündeki ifade sertleşti, bana doğru adımladığında duvardan aldığım desteği kesip yatağın önünde durdum.
"Mestektaşların arasında gülümseme zorunluluğunun olmadığından eminim, Yavuz. Zorunlu olanlardan biri saygı ve sen saygısızlık yapıyorsun."
"Ilgaz, cidden mi?" Tekrar yaklaştığında onun aksine uzaklaştım. "Senelerdir birlikte doktorluk yapıyoruz. Ameliyatlara girdik, hastane yemeklerine çıktık, aynı hastaları muayene ettik, ödül törenlerinde ödüller aldık." Başımı iki yana salladım. "Bu ilerisinin olacağı anlamına gelmiyor, Yavuz. Daha fazla konuşmak istemiyorum."
Kapıya ilerlediğimde kolumdan tutup durdurdu. "Çek elini, yapacaklarım hoşuna gitmez." Sırıttı. Bedeninin tamamen kasıldığını görüyordum. "Anneni arabada çıkan yangın sonucu kaybettiğini bile bilmiyordun daha, Ilgaz. Ne yapabilirsin ki?"
Donakaldım, nereden biliyordu? Yutkundum uzun süre. Bana bakan çimen rengi gözleri keyifle kısıldı. "Nereden biliyorsun?" Burnunu kırıştırdı. "Beni hafife alıyorsun, Ilgaz." Cebindeki telefonu çıkarıp bana doğrulttu. Ekranda Bartu'ya sarılıp ağladığım video vardı, her şeyi anlatıyordum. "Odaya kamera mı yerleştirdin! Yasal olarak suç bu!"
"Senin yaptığında hastane kurallarına aykırı, Ilgaz. Bir hasta ile yakınlaşmak?"
"Yakınlaşma falan değil, dinlemişsin zaten sadece birbirimize destek olmak içindi o! Hiç vicdanın yok mu senin, sen olsan aynı durumda benimle aynı davranmaz mıydın?"
"Hayır. O yüzden Bartu Karan Adalı'dan uzak dur." Çenesi her Bartu'nun adını telaffuz ettiğinde kasılıyordu. Yumruk yaptığı ellerini gördüm. "Sinir krizi falan geçireceksen benden uzakta geçir." Kapıya tekrar ilerlediğimde kolumdan yakaladı. Yavuz'u öyle bir ittim ki yatağa çarptı.
Kapı kolunu çevirmeye çalışmama rağmen açılmıyordu. "Ne oldu, Ilgaz?" Sırıtarak yanıma gelmeye başladı. "Açılmıyor, değil mi?" Kahkaha attı. "Annen arabadayken de kapı açılmamıştı."
Öfkeyle üzerine yürüdüm. "İleri gidiyorsun, sus." Tekrar ittiğimde duvara çarptı. "Hadi ama Ilgaz, anneni izlerken hiç mi canın acımadı, yoksa sende mi vicdansızsın benim gibi?" Dik durdu. "Seni kandırdı değil mi hastanedeki doktor, annenin seni her zaman izleyeceğini söyledi. Mümkün olacağını mı sanıyorsun?"
Nefesim daralmaya başlamıştı, elimi boynuma götürdüğümde keyifle konuşmaya devam etti. "Yüz yirmi dokuz numaralı odaydı, Bartu Karan da aynı numaralı odada yatıyor. Hatırlıyor musun ilk gördüğünde geçirdiğin krizi? Orada sadece ben ve Atlas vardık çünkü Atlas insanları kovmuştu. Kovmadan önceyse herkes senin nasıl hastane ortamına uygun olmadığını, aklını kaybettiğini gördü."
Dizlerim daha fazla beni taşıyabilecek durumda değildi, yatağa tutundum. Aldığı zevki görebiliyordum. "Ne dedi sana o çok sevdiğin kardeşin kriz geçirirken, hatırlıyor musun? Her zaman yanında olduğunu söyledi fakat bak, bizi engelleyebilecek kimse yok."
Dudaklarımı araladım soluklanabilmek için, kalbim deli gibi çarpıyordu. "Kriz mi geçireceksin, Ilgaz. Hadi ama Bartu Karan yerine senin akıl hastanesine yatırılman gerekti. Annesinin ölümünü bile hatırlayamayan bir insandın sen."
Dizlerimin üzerine çöktüm dayanamayarak. Ellerimle üzerimdeki hastane önlüğümü çıkarmaya çalıştım. Gömleğimin düğmelerinde oyalanıyordum nefes almak adına. Göğsümün üzerine ağır kayalar konulmuş gibi hissediyordum.
"Söyle bana Ilgaz, Bartu Karan'ın doktorluğuna hala devam edecek misin? Eğer devam etmezsen seni koruyabilirim, herkesin aklındaki yeni Ilgaz'ı değiştirip yerini hastanenin en iyi doktoru olarak tamamlarım. Fakat inadına devam edip Bartu Karan'ın doktorluğuna devam edersen aklını kaybettiğini düşünenlerden biri de ben olacağım.
Bu odada olman gerekeni oynayacaksın, ilerideki günlerde biri seni kurtarsa bile eninde sonunda geleceğin yer burası olacak." Sırıtırken önümde diz çöktü. "Akıllı kadınsın, aklını kullan."
Ellerim titriyordu, düğmeleri açamıyordum, önlüğümse hala üzerimdeydi. Nefes almak istiyordum. Midem bulanıyor, başım dönüyordu. Uzuvlarımı kasılmaktan hissedemiyordum.
Çenemin altına parmağını koyup kaldırdığında başımı iki yana salladım. "Beni korkutabileceğini mi zannediyorsun?" Sesim kısıktı fakat ona razı gelmeyecektim. "Karan'ın doktorluğuna devam edeceğim. Siz her ne kadar canını değersiz görseniz de ben her hastamda olduğu gibi bir elmas misali düşünerek koruyacağım."
Parmağını çekti, öyle kasılmıştı ki boynundaki damarlar belirginleşmişti. Ayağa kalkıp şifonyerin çekmecesinden upuzun kumaş parçası çıkardı. Deli gömleği derlerdi halk arasında, defalarca film sahnelerinde görmüştüm.
Yavuz, önümde durduğunda beni ayağa kaldırdı. Nefes alamıyordum. Gevşek bedenimi destekleyerek kendine yasladı. Elindeki gömleği yatağa bıraktı. Üzerimdeki önlüğümü çıkardı. "Gördün mü, kararın değişirse burada olacağım." Gömleği tekrar alarak kollarımdan geçirdi. Bağladığındaysa baştan aşağı süzdü. "Bu sen değilsin, Ilgaz. Kendine çeki düzen ver. Ben gelene kadar akıllanmanı umuyorum."
Beni bıraktığında yatağa çarparak yere düştüm. Omzunun üzerinden son kez bakıp kapıyı arkasından kilitleyerek çıktı.
Bu kadar ileriye gideceğini düşünmemiştim. Ayağa zorlukla kalkıp kapıya tekme attım. "Aç şu kapıyı!"
"Çıkarın beni buradan!"
"Çıkar beni!"
"Yavuz!"
"Açın kapıyı!"
"Hata yapıyorsun!"
"Pişman olacaksın!"
"Kimse yok mu!"
"Yardım edin!"
Sesim kısılmaya başlamıştı. "Aç!" Çığlıklarım odada yankılansa da dışarıya ulaşmadığını biliyordum. Nefes almam daha çok zorlaşıyordu. Üzerimdeki gömleği çekiştirmeye, kollarımı önümde bağlı halden çıkarmaya çalıştım. "Nefes alamıyorum, aç!"
Odanın içinde sesi yankılandı, tavanda asılı kameradan konuştu. "Ilgaz, böyle yaparsan seni sakinleştirmek zorunda kalacağım. Bu kadar kendini zorlamana gerek yok. 'Bartu Karan'a doktorluk yapmayacağım' dersen zaten çıkacaksın."
Sertçe ekrana baktığımda onu yerinden sökmek istedim lakin kollarım izin vermiyordu. "Çıkar beni buradan, çok pişman olacaksın, çıkar." Tekrar ses vermediğinde odanın ortasına ilerledim. Yatağa doğru yönelirken tekrardan fenalaştım. Bedenim kendini taşıyamadığında sırtım gürültüyle yatağa çarptı. Acıyla inledim. Dikişli elim gömleğin içinde kıpırdandığında bir kez daha inledim.
Bacaklarım öne uzanmıştı, tek dayanağım arkamdaki yataktı. Demiri omuzlarımı rahatsız ederken nefesim tıkanmaya devam etti. "Nefes alamıyorum, çıkar beni." Sesim kısılmaya başlamıştı. Titremeye başladım, midem bulanıyor başım dönüyordu.
Kameradan konuştu tekrardan. "Anneni arabanın içinde yanarken izledin, kalpsizsin sen." Ayağa kalkmaya çalışsam da kalkamadan başımı yatağa vurdum. Olduğum yerde çırpınmaya başladım.
"Ben kalpsiz değilim!"
"Kalpsizsin."
Burnum kanamaya, gömleğin beyazını kırmızıyla kirletmeye başladı. Başımı yatağa vurdum defalarca. "Ben kalpsiz değilim, çıkar beni buradan! Annem hastanede vefat etti! Benim yüzümden değil!"
"Senin yüzünden." Kameradan sesi daha da iğrenç geliyordu. Kahkahalarını duyuyordum. "Çıkar beni!" Göğsüm hızla inip kalkmaya başladı. Bedenim kontrolsüzce titriyordu. Tam karşımda annemi gördüm, üzerinde pembe elbisesi vardı. O kadar güzeldi ki gerçek gibiydi. "Anne..." Gözümden yaşlar süzülürken nefesim kesilmeye başladı.
"Beni kandırmaya çalışma, böyle gidersen sakinleştirici vereceğim. Buna zorlama beni."
"Anne..." Ona doğru uzanmaya çalışsam da uzanamadım. "Anne!" Burnumdan alan kan yere damlıyordu. "Anne!" Başını yatağa vurdum bana bakması için. Bakmadı, yanında babam belirdi. "Baba!" Babam, elindeki çiçekleri anneme uzattı. "Baba!" Kontrol edilemez şekilde titriyordum. Kapı açıldı, içeriye elinde iğneyle Yavuz girdi.
"Sana aklini kaybettiğini söylemiştim." Önümde diz çöktü, sivri ucu omzuma batırdı. "Sadece Bartu Karan'ın doktoru olmayacağım de." Vücuduma yayılan sıvıyla hareketlerim durdu, bedenim uyuştu. "Anne... Baba..."
"Anne veya baban yok, Ilgaz. Kimsesizsin sen. Kimsen yok senin. Bana Bartu Karan'ın doktoru olmayacağım dersen yanında o kadar çok kişi duracakki o suçlu yerine bana sarılacaksın. Söz veriyorum."
Göz kapaklarım ağırlaştı, başım önüme düştü. Yavuz, çenemi parmağıyla kaldırdı. "Hadi, söyle bana, olmayacağını söyle."
"Asla." Tiksintiyle bıraktığında göğsüme düştü. Gözlerim kapandığında karanlık beni içine çekti.