Yoğun bir toplantıdan sonra ekip arkadaşını hastanede yalnız bırakmaya gönlü el vermeyen Asena, evdekileri arayıp onlara bilgi verdikten sonra Hazar'ın yanına gitmek için yola koyuldu. Saatin geç olduğunu düşünerek aramak istemese de bir şeye ihtiyacı olabileceğini fikrine kapıldı ve cebinden telefonunu çıkarıp onun ismine tıkladı. Birkaç kez çalan telefon açıldığında hiç beklemediği bir sesle karşılaştı.
“Aras, sen misin?”
Kısa bir sessizlikten sonra “Asena?” diye bir ses duyuldu telefondan. Ses tonu şaşkındı.
“Evet, evet benim de Hazar'ın telefonunun sende ne işi var?”
“Kliniğime gelmişti, sonra birden bayıldı. Apar topar hastaneye getirdim.”
Asena bu haberi alır almaz taksiciye Hazar’ın olduğu hastanenin adresini vermiş ve en hızlı şekilde gitmesini söylemişti. İstanbul trafiğinin müsaade ettiği kadar gaza yüklenen taksici yaklaşık yirmi dakika sonra Asena’yı gitmek istediği yere getirmişti. Genç kadın hızla acile girdiğinde önce Aras’la karşılaştı.
“Nerede o?”
Aras, önündeki sedyeyi işaret ettiğinde endişeli kadın hızla o yöne ilerledi. Ellerini Hazar'ın yanda duran eline kenetlediği esnada genç veterinerin bakışları ikilinin ellerindeydi.
“Neler oldu? Anlatır mısın?”
Asena’nın Hazar’a olan hassasiyetinin farkına varan veterinerin yüzü düştü. Karşısındaki kadının bunu anlamasından korkan Aras, yüzüne taktığı maskeyle olanları kısaca anlattı ve ekledi. “Çok acı çekiyor gibiydi. Sanki başına korkunç bir ağrı girmişti ve şiddetine dayanamayıp bayıldı.”
Asena'nın bakışları yeniden ekip arkadaşına döndü. Yüzündeki üzüntü ve endişenin varlığı alnını kırıştırmıştı. Kaşları çatıktı fakat yüzündeki öfke değil, acıydı.
“Doktor ne söyledi?”
“Durumunun iyi olduğunu, birkaç saate ayılabileceğini söyledi.”
Derin bir nefes veren genç kadın kendini hemen yandaki koltuğa bıraktı. O kadar endişelenmişti ki karşısındaki adama doğru düzgün teşekkür bile edememişti. Bakışları siyahlar içindeki veterinerdeyken “Yardımın için teşekkür ederim.” dedi. Aras, gülümsedi. O an Asena sanki güneşin doğduğunu ve gözlerinin kamaştığını hissetti.
“Bana teşekkür etmek istiyorsan bir kahve ısmarlamalısın. Ancak o şekilde teşekkürünü kabul edebilirim.”
Asena, her ne kadar Hazar'ı yalnız bırakmak istemese de yarım saatten bir şey olmayacağını düşündü ve ayağa kalktı.
“Peki o zaman. Siz de benim bir hastane kahvemi içer misiniz Aras bey?”
Genç adamın tebessümü büyüdü, gözlerinin içi parladı. “Seve seve.” diye cevapladı Asena’nın teklifini.
İkili kahvelerini alıp bahçeye çıktıklarında soğuk endişelerini azaltmıştı. Hava o kadar soğuktu ki tek ısı kaynakları ellerindeki kahvelerdi. Işıkların aydınlattığı hastane bahçesinde ağır adımlarla ilerlerken ikisi de durumlarından oldukça memnundu. Önce havanın soğukluğundan sohbet etmeye başlayan ikilinin muhabbeti sonunda Hazar'a gelmişti.
“Yakınsınız sanırım?” diye sordu Aras, Hazar’ı kastederek.
“Evet, ekip arkadaşım.”
Genç kadının bu cevabını garipseyen Aras o an, Asena’ya hangi mesleği yaptığını hiç sormadığını fark etti ve bu durum utanmasına yol açtı.
“Ekip derken?”
“Sana söylemedim değil mi? Polisiz biz. Cinayet büro.”
Aras’ın kaşları hayretle kalkarken bu durumu havalı bulduğunu itiraf etti ve ekledi.
“İşiniz gerçekten çok zor. Haberlerde garip garip cinayetler dinliyorum. Seri katilden bahsediyorlardı bir haberde. Tüylerim ürperdi. Bir insan nasıl başka bir insanı öldürebilir? Bu çok korkunç.”
“Maalesef, dünya canilerle dolu bir çöplük. Biz de o çöplükte temizlikçiyiz ama her çöpü istediğimiz gibi temizleyemiyoruz.”
“Herkes her çöpü istediği gibi temizleseydi dünya ne hâle gelirdi hiç düşündün mü? Kimisi yakardı, kimisi gömerdi, kimisi keserdi... Dünyanın çivisi çıkardı.”
“Kanunlar bu yüzden var işte. Dünyanın çivisi çıkmasın diye. Ama bazen bu kanunlara uyanın sadece biz polisler olduğunu düşünüyorum.”
Aras durup Asena’ya döndü. “Seni mutlu edecekse şunu belirtmek isterim ki kanunlara uyan insan sayısı uymayanlardan çok daha fazla. Bu yüzden dünya hâlâ yaşanılır bir yer. Ama merak ediyorum. Kanunsuz bir dünyada sen nasıl temizlerdin bu çöpleri?”
Asena, ellerini montunun cebine sokup umursamazca omuz silkti. “Hepsini canlı canlı yakasım var.”
Aras’ın dudaklarına bir gülümseme yerleşti.
“Kanunlar olmasa acımasız bir insana dönüşecekmişsin.”
“Acımasız mı?”
“Evet acımasız. Ancak acımasız insanlar birini canlı canlı yakabilir.”
“Ya da birini öldürene kadar dövdükten sonra elini kollunu bağlayıp atar damarlarını kesebilir. Sonra da karşısına geçip kurbanının vücudundaki tüm kan boşalıncaya kadar zevkle seyredebilir.” Bu cümle Asena’nın hemen arkasından yansıyan ışığın yüzüne düşürdüğü karanlıkla birleşmesiyle korkunç bir görüntünün ortaya çıkmasına neden olmuştu. Aras’ın kaşları hayretle havalandı. Sessiz kaldı. Asena ağzından kaçırdığı şeyin kan dondurucu gerçekliğini fark eder etmez bumbuz olan sohbeti yumuşatmak için konuyu değiştirmeye çalıştı. Karşısındaki adamı korkuttuğu için kendini mahcup hissetmişti.
“Kusura bakma. Bazen saçmalıyorum işte. Şurada oturalım mı?”
İkili Asena’nın işaret ettiği yerdeki çardağa doğru gidip oturdu. İkisi de kısa bir anlığına sessiz kaldıktan sonra Aras, konuyu yine Hazar’a getirdi.
“İçerideki arkadaşın, neydi adı?”
“Hazar.”
“Evet, Hazar. Ona ne oldu? Yaralar içindeydi.”
“Bir gece önce kaza geçirdi. Sürdüğü arabaya kamyonet çarptı.”
“Ucuz atlatmış.”
“Evet, öyle. Eğer ön tarafa çarpmış olsaydı şu an çok daha korkunç bir senaryo izliyor olurduk. Allah korumuş.”
“Peki, bunu kimin yaptığını bulabildiniz mi?”
“Üzerinde çalışıyoruz.”
Aras, Asena’nın bu konu hakkında konuşmaktan rahatsız olduğunu hissetti ve konuyu değiştirebilmek adına “Bu kahve de fena değilmiş.” diyerek son yudumunu aldı.
Asena henüz yarıda olan kahvesinden bir yudum daha içti. “Senin kahvenin yanında bu ne ki?” Genç adamın yüzündeki gülümseme öyle büyüdü ki Asena’nın bakışları bu gülümsemenin içine hapsoldu. “Gülmek sana yakışıyor.” dediğinde ikilinin gözleri ilk defa aynı pırıltıyla buluştu. Bu cümle genç kadının ağzından kaçmış gibi yanaklarının kızarmasına neden oldu. Tek dileği, gecenin bu kızarıklığın üzerini örtmesiydi.

