Ölmeyi hak edenler ölmeli ki asıl ceza sahibi sonsuz işkencesine başlayabilsin.
Saat akşamın beşini gösterirken İstanbul’un izbe sokaklarında delil avına çıkan Hazar’ın yanında Taner’in oğlu Doğukan vardı. Genç çocuk, Hazar’la ilk karşılaştığı an onu uzun uzun süzmüş, sanki güvenilir bir adam olup olmadığı anlamaya çalışmıştı. Bu tutum Hazar’a şüpheli gözükse de son zamanlarda her şeyden şüphelenen bir manyağa dönüştüğü fikrine kapılarak çabucak bunu yastık altı etmişti. Düşününce bu tutumu hiç de yadırganıcı değildi. Haftalardır üzerinde çalıştıkları davayı henüz çözememişken herkes ve her şeyin şüpheli gelmesi çok doğaldı.
Hazar ve Doğukan videonun çekildiği sokağa varmak üzereyken aralarında geçen konuşma şu şekilde ilerliyordu.
“Yıllarca babamın bu zulmüne katlanmak zorunda kaldık. Annemi döverdi, kardeşime söverdi, bana hep işe yaramaz muamelesi yapardı. Bu yüzden öldüğü için üzülmüyorum ama sevindim de diyemem. Çektiği azabı bazı geceler duyar gibi oluyorum. Sanki cehennemin en dibinde korkunç bir ateşle yanıyor, yanacak bir şey kalmayınca tekrar diriltilip bir daha yanıyordu.”
“Bazen insanlar cezasını bu şekilde bulur. Onun gibi bir insanın, kusura bakma ama layığı tam da buydu.”
Burukça gülümsedi Doğukan. Cevap vermek yerine ellerini montunun cebine sokup yürümeye devam etti. Bu sefer kız kardeşini sordu Hazar.
“O ve annem dünyadaki her şeyim. Ecem, tam da göründüğü gibi zayıf ve hassas bir kız. Böyle bir babaya sahip olan kızlar genelde vahşi ve güçlü olabilme yeteneği kazanırlar ama Ecem’de bu zerre geçerli değil. Kendisini ısıran sivrisinekleri bile öldürmeyip evden dışarı kovalamak için uğraşır. Biraz gülünç bir durum ama gerçekten böyle bir karaktere sahip. Bazen ona neden bu kadar iyisin diye kızdığım hatta küstüğüm zamanlar oluyordu, hâlâ oluyor. Sonra durup birkaç saniye düşünüyorum. Ya biz küsken babam denen şerefsiz ona zarar verirse? Bu düşünce anında bir çikolata alıp ona gitmeme sebep oluyordu.”
İkisi de gülümsedi. “O gece de bir çikolata almış eve gidiyordum. Babamla annemin kavga ettiklerine şahit oldum. Babam annemin üzerine çıkmış, öldürecek gibi dövüyordu. Ben odadan silahı bulup gelinceye kadar şerefsiz, kız kardeşimi evden çıkarmış; çoktan arabaya atmıştı. Hemen peşlerine takıldım. Sonrası da o videoda gördüğünüz gibi. Bunların hepsini sorguda bir bir anlattım zaten. Videoyu kimin çektiğini de bilmediğimi belirttim.”
“Ecem’i o adamların elinden kurtardıktan sonra ne yaptınız?”
“Kardeşimi aldım, çalıştığım kafedeki patronumun evine bıraktım. Babam, bizim eve dönmediğimizi görüp anneme zarar vermesin diye annemi de yanımıza aldık. Onun, ölüm haberini alıncaya dek patronum bizi misafir etti.”
Hazar, patronunun ev adresini istediğinde Doğukan hiç düşünmeden söyledi. Adresi Talha’ya atarak saat geç olmadan bu adamla görüşmesini istedi.
“İşte burası, geldik.”
Hazar, etrafa göz gezdirdi. Burası kentsel dönüşüm bölgesiydi. Birbirine yapışık şekilde inşa edilen ve yarıya yıkılmış birçok yapı bulunuyordu. Soğuk kış şartlarının, bölgedeki çalışmaları engellemesi nedeniyle yıkıma bir süre ara verilmişti. Öylesine pis bir yere dönmüştü ki burası, akımı durdurulmuş elektrik tellerinde bile ayakkabılar asılıyordu. Bu görüntü genç polisin midesini bulandırmıştı. Acaba bu mesleği yapmasaydı İstanbul’da böyle yerlerin de var olduğundan haberi olur muydu, merak etti.
“Babamlar da bizim yaptığımız gibi arabayı en son gidebildiği yere kadar sürüp buraya yürüme geldi. Aynı şeyi ben de yaptım. Aklımda, elimdeki silahla kafasının pekmezini akıtıp kız kardeşimi kurtarmak vardı ama neden böyle bir bataklığa geldiğini merak etmiştim. O yüzden onları sessizce izledim. Ecem çok fazla direndiği ve bağırdığı için onları takip etmem zor olmadı.”
Hazar, bir yandan etrafı inceliyor öte yandan Doğukan’ı dinliyordu. Telefonundan videoyu açmış adamların durdukları yerleri daha da dikkatle tarıyordu. Yaklaşık bir saat sonra güneş batacak, bütün deliller karanlığa gömülecekti. Tabii varsa.
“Peki, kardeşini almak isteyen bu adamın kim olduğunu hiç merak etmedin mi?”
“Ettim, etmez olur muyum hiç? Ama izini bulamadım. Sonra duydum ki o adam da ölü bulunmuş.”
“Evet, cesedini bizzat ben buldum. Benim anlamadığım, bu video ortaya çıkar çıkmaz videodaki ikinci şahıs da ölü bulunuyor. Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?”
İkisi de birbirlerine aynı yüz ifadesiyle bakıyordu. Avıyla oynamaya çalışan bir avcı gibi...
“Öyle bir konuşuyorsunuz ki, benden şüphelendiğinizi düşüneceğim.”
“Hayır evlat, hayır tabii ki senden şüphelenmiyorum. Bu cılız kollarla o adamları öldürebilecek potansiyele sahip değilsin.” Hazar hem ciddi hem de dalgalı bir sesle kurmuştu bu cümleyi. Bu söze gücenen Doğukan bakışlarını Hazar’da tuttu.
“Benimle dalga geçmeyin memur bey. Yoksa size yardım etmek için tek kelime dahi etmem. Ne de olsa ben bu katilin yakalanmasını istemiyorum.”
“Böyle konuştuğun sürece anlaşamayacağız, belli oluyor.”
“Peki madem size kolay gelsin.”
Doğukan arkasını dönüp geldikleri yöne doğru yürüdü.
“Siz zamane gençleri, akrep gibisiniz!” Asena’nın cümlesini söylediğinde Doğukan çoktan köşeden dönüp kaybolmuştu. Hazar tekrar yerde bir şeyler aramaya koyulduğunda bir sigara izmaritine rastladı. Taner’in otopsi raporunda yazanlara göre ağzının içinde bir yanık izi vardı ve muhtemelen bu yanık izi ağzında söndürülen sigaradan kaynaklıydı. Her ne kadar dün gece yağan yağmur sigaranın üzerindeki bütün dokuları yıkamış olsa da izmariti alıp kanıt torbasına koydu. O esnada sokağın dibinden duyduğu sesle dikkatini Doğukan’a verdi. Genç çocuk ona susmasını ve yanına gelmesini işaret ediyordu. Kaşları çatılan adam kanıt torbasını montunun cebine attı, ona doğru gitti.
“Ne oldu?” diye sordu fısıldayarak.
“Arabanın yanında o geceki gibi giyinmiş birileri var.”
Bu cümleyi duyar duymaz Hazar’ın bakışları geldikleri yöne dönmüştü. Kısa bir an için ne yapacağını düşündükten sonra “Sen burada kal ve saklan. Ne olursa olsun sakın ortaya çıkma. Anladın mı?”
“Sen ne yapacaksın?”
Hazar belinden silahını çıkardı ve mermiyi kovana yolladı.
“Atış talimi yapacağım.”
“Onlar da silahlıdır. Üç kişiyle nasıl baş edeceksin? Ben de geleyim.”
“Cesaretine hayran kaldım genç adam ama bu iş senin boyunu aşar. Burada kal ve benden haber alıncaya kadar da çıkma!”
Hazar, birkaç adım atmıştı ki tekrar arkasına döndü. Sessiz ama keskin bir tonda “Bak çok ciddiyim, sakın!” dedi. Merkeze haber vermeden önce adamları kendi gözleriyle görmeli, Doğukan’ın söylediklerini teyit etmeliydi.
Onları görebileceği bir yere geldi, saklandı. Arabasının etrafını sarmış üç takım elbiseli adam aralarında bir şeyler konuşurken bir tanesi yerden aldığı taşı arabanın camında patlattığında beyaz renk Audi’nin çığlığı tüm sokakta yankılandı. İlk vuruşta kırılmayan cam, ikinci darbede tuz buz olurken Hazar saldırmamak için kendini zor tutuyordu. Çünkü adamlar resmen onu kışkırtmaya yönelik hareketler yapıyordu! Daha sonra arabanın kapısını açan sarı saçlı takım elbiseli içeriyi kurcalamaya başladı. Arabasına zarar verildiğini gören araba sahibi, onlara doğru koşsun diye yapılan bu gösteri Hazar’da işe yaramasa da genç polis ne yapması gerektiğini hâlâ bulamamıştı.
Biraz uzaklaşıp merkezden destek istedi. Tekrar adamları gözlemlemeye gittiğinde adamların bıraktığı yerde olmadığını gördü. Nereye gitmişti bunlar?
Hazar, saklandığı yerden hemen çıkmadı, bekledi. Etrafına göz gezdirdiğinde iki kat olan evlerden birinin üzerine çıkmanın daha mantıklı olacağını düşündü ve bulabildiği ilk boşluktan evin birine girdi. Harabeden farksız evde, alkol şişelerinden kalma camlara basarak ilerleyen adam merdivenleri takip etti ve üst kata oradan da çatıya çıktı. Şu an tek dileği kırk dört numara ayaklarının bu hurda evin çatısını delmemesiydi. Kiremitleri dökmemeye özen göstererek çatısı olmayan bir binanın üzerine ilerledi ve oradan etrafı taradı. Henüz adamları görebilmiş değildi. Rahatça yürüdüğü binanın dört ucunu da gezdi. Daha sonra hareketsiz kalıp gelebilecek herhangi bir sese odaklandı. Bulunduğu yerden kendi arabasını görebiliyordu. Peki onlar arabalarını nereye park etmişlerdi?
Hazar o an, onların karşılarına çıkmadığı için pişman oldu. Hepsiyle baş edebilir miydi emin değildi ama onları kaybetmeyeceğinden emindi. Derken bir ses duydu. Köpek havlamasını andıran bir ses kulaklarını doldururken sesin geldiği yöne baktı. Herhangi bir şey göremeyince çatıdan inmek için hamle yaptı. Henüz çatıdan inmemişti ki karşıda gördüğü bir hareketlilik onu durdurdu.
Pitbull cinsi bir köpek takım elbiseli adamlara hırlıyor, küfredercesine havlıyordu. Hazar bu durumu fırsat bilerek hızla çatıdan indi ve onlara doğru koşmaya başladı. Beyninden gelen bir ses bu köpeğin ondan yana olduğunu söylüyordu. Havaya iki el ateş eden Hazar, “Eller yukarı! Polis!” diye gürledi. Hazar’ın sesini duyar duymaz adamlardan birinin boynuna atılan köpek her iki tarafın da dikkatini dağıtmıştı. Bu sayede diğer iki takım elbiseli adam silahlarına davranma fırsatı yakalamıştı. Gelen kurşunlardan saklanmayı başaran Hazar ile ikili arasında bir çatışma peydah olmuş, köpek ısırdığı adamı yerde kanlar içerisinde bırakarak gözden kaybolmuştu.
Tüm bu sesleri duyduğu halde kendisinden saklanmasını isteyen polis memurunu boş verdi Doğukan. Sesin geldiği yöne doğru giderken süratli bir şekilde koşan bir köpek gördü. Belli ki bu köpek adamlardan birini kovalıyordu. Böyle hızlı koşmasının başka bir nedeni olamazdı. Doğukan fazla düşünmeden köpeğin peşine takıldı. O kadar hızlı koşuyordu ki bir an köpeği yetişebileceğini sandı. Daha sonra adımlarını durduran, onu dehşete düşüren bir şeyle karşılaştı.
Köpek; jeepin arka koltuğuna atlarken uzun boylu, siyahlar içindeki bir adam kapıyı kapatıp arabanın arkasından dolaştı; şoför koltuğuna geçti. Bu yağmurluk, bu tarz... Babasını öldüren adam olabilir miydi? Yine yüzünü net olarak görememişti ama fiziği katilin proporsiyonuna bire bir uyuyordu. Kahramanı olan seri katil, siyah arabasıyla su gibi akıp gitti gözlerinin önünden. Doğukan kısa bir süre hareket etmeden giden arabaya baktı. Vücudunda gezinen şok yavaşça dağılırken aklına Hazar geldi. Katil buraya kim için gelmişti?
Geri dönüp ilk sesleri duyduğu istikamete koşarken bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Endişe iliklerine kadar yer edinmiş, Hazar’ın cansız bedeniyle karşılaşacağını düşündüren beyni nabzını coşturmuştu. Nefes nefese koşuyor, polis memurunun sağ olması için dualar ediyordu.
Sesin geldiği araya girdiğinde Hazar’ı sapa sağlam görmek içine su serpmişti. Üstelik adamlardan bir tanesini yakalamıştı. Polisin sırtı ona dönükken yerde yatan adamın sadece belden aşağısını görebiliyordu. Hızlı adımlarla onların yanına vardığında yerdeki adamın boynunun kanlar içinde olduğunu gördü.
“Ne olmuş burada?”
“Köpek feci ısırdı. Hastaneye götürmemiz lazım! Yardım et.”
Doğukan hızla Hazar’ın komutlarını yerine getirmeye başladığında yaralı adam bir şeyler söylemeye çalışıyordu.
Hazar, durup ona kulak verdi.
“Öldürecekler, bırakın beni.”
“Lan geri zekalı asıl bırakırsak öleceksin! Tut şunun kolundan.”
Doğukan ve Hazar kendilerine karşı koymaya gücü olmayan adamı arabanın olduğu yöne doğru götürmeye başladı. Adam yeniden konuşup “Anlamıyorsunuz. Yakalanan ölür! Kural bu. Bırakın lütfen.” dedi ama sesi kesik kesik geliyor, tam anlamıyla kendini ifade edemiyordu. O da biliyordu bu adamların onu bırakmayacağını ama son bir umut yalvarmaya devam ediyor, bir mucize dileniyordu. Tıpkı dünyadaki diğer insanlar gibi.
Hazar ve Doğukan adamı hastaneye götürmek için yola çıktıklarında henüz mahalleden çok fazla uzaklaşamamışlardı ki sokak arasından yola fırlayan bir kamyon süratle arabaya çarptı, korkunç bir kazaya neden oldu. Kontrolden çıkan araba bir evin duvarına çarpmış ve içindeki herkes bilincini kaybetmişti. Üzerinden dumanlar yükselen arabaya yaklaşan maskeli bir adam, arka koltuğun kapısını açarak öne doğru eğildi. Arabanın öteki tarafına savrulan baygın bedene baktı bir süre. Sonra gri metal bir silahı belinden çıkarıp adama doğrulttu. Ucunda susturucu olan silahtan çıkan kısık sesler geceye karışırken onu vuran adam sanki bir insanı öldürmemiş gibi soğukkanlılıkla kayboldu.
Dakikalar sonra Hazar’ın istediği destek gelmiş, Hazar ve Doğukan hastaneye kaldırılırken adamın cansız bedeni morgun yolunu tutmuştu. Hazar uyandığında, uyanırsa, daha da büyük soru işaretleriyle karşı karşıya kalacaktı. Tam bir iz buldum derken başına gelen olaylar zinciri yolunu iyice şaşırmasına neden olacaktı. Peki bu olayın sonunda kazanan kim olacaktı?
