İçeriğe geç

Hayatın Gerisinde

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Hayatın Gerisinde

Bölüm 2

2.Bölüm

GEÇMİŞ...

Soğuk bir günde yetimhanenin kapısının önünde, elinde oğluyla bekliyordu genç kadın. Günlerdir aç ve susuzdu. Yeterli beslenemediği için sütü de azalmıştı. Çocuğunu besleyemiyordu. Ona verebileceği tek şey sevgisi kalmıştı ama o da küçük bir bebeğin karnını doyurmuyordu.

Kadın çaresizce etrafına bakarken banka oturdu ve düşünmeye başladı. Kocası, henüz yeni doğum yapmışken onu terk etmişti ve ardına bakmamıştı. Ne bir not ne de bir iz bırakmıştı ardında.

Oysa bu küçük bebeğin ismini o koyacaktı.

Kadın bu düşünceyle ona bir isim bile koymamıştı. Her gün kocasının geleceği umuduyla inatla koymuyordu o ismi.

Şimdi düşündüğü tek şey, küçük çocuğunu yetimhanede bırakıp Almanya'ya, akrabalarının yanına gitmekti. Orada çalışıp para kazanacaktı ve oğlunu geri alacaktı.

Aslında oğlunu da götürmek istedi. Fakat bebeğin ne bir doğum belgesi ne de kimliği vardı. Üstelik Almanya'daki akrabaları fazlalık istemiyordu.

Bu fazlalık henüz küçücük bir bebek olsa bile...

Kadın büyük bir çaresizlikle etrafına bakarken yetimhanenin kapısına doğru yürümeye başladı. Kapı açıldı ve kadın yetimhanenin bahçesine girdi. Müdürün yanına gitti ve onunla konuşmaya başladı.

— İsminiz nedir hanımefendi?

— Sedef... Sedef Sancak.

— Ben Cevdet Erol. Memnun oldum. Buyurun, oturun, dedi ve koltuğu işaret etti.

Kadın korkarak koltuğa oturdu.

— Oğlumu bırakmaya geldim. Ona bakamıyorum. Yurt dışına gideceğim fakat daha ismi bile olmadığı için doğum belgesini çıkaramadık. Lütfen sorgulamayın nedenini. Konuşacak gücüm yok. Yavrumu geri alacağım, sadece biraz zamana ihtiyacım var. Lütfen ona gözünüz gibi bakın, dedi.

Adam duyduklarına şok olmuştu ama kadının istediği gibi sorgulamadan küçük bebeği yetimhaneye kabul etti.

Kadın ağlaya ağlaya oğlunu yabancı ellere emanet ederken büyük bir vicdan azabı yaşıyordu. Oğlunu büyük bir zorlukla orada bırakarak koştu ve yetimhaneden çıkıp gitti.

Kadın yetimhaneden biraz uzaklaştıktan sonra kaldırıma yığılıp yağmur altında ağlamaya başladı. Gözyaşları yağmur damlalarına karışıyordu ama gözlerindeki o sıcaklık ve yanma, acıyı dışa vurmaya yetiyordu.

Kadın orada uzun süre ağladı ve yerinden kalkamadı. Kalkacak gücü sonunda bulduğunda yaptığı tek şey eve gidip valizini hazırlamak oldu.

Evi satmıştı. O para sadece yurt dışına yetmişti çünkü ev harabe bir haldeydi ve çok bir lüksü yoktu.

Kadın pılını pırtını toplayıp evden çıktı. Yürümeye başladı ve taksi durağından bir taksi çağırdı. Havaalanına gitti ve uçağını beklemeye başladı.

İçinden geçirdiği tek şey ise:

"Bir çare bul, Rabbim. Kavuştur bizi."

Uçak geldi.

Kadın gitti, ardında bir can bıraktı ama gittiği yerde bir can kazanacaktı.

Çalıştığı yerde biriyle tanışacak, onunla evlenecekti. Hatta bir kızı olacaktı. Adı Ayperi olacaktı.

Türkiye'ye gelecek ama oğluna gitmeyecekti.

Ama bilmiyordu ki kızı, onun diğer yarısına gönül verecekti.

Adam kucağındaki bebeğe baktı. Güzel bir erkek çocuğuydu bu bebek. Hemen kanı kaynamıştı ama onu yanında tutabilmek için doğum belgesi gerekiyordu. Bunun için de bir isim...

Adam düşündü.

Bebeğin yüzüne dikkatlice baktı. Ay gibi parlıyordu teni. Saçları hafif çıkmıştı ve siyahtı. Gözleri çakmak gibi maviydi. Teni beyaz, yüzü kor gibi güzeldi.

Bunları düşünüp Koray koydu bu küçük bebeğin adını.

Kor gibi yakışıklı, ay gibi parlak olacaktı.

İsim kaderi belirlermiş.

Bakalım ateş gibi ve parlak mı olacaktı Koray, yoksa tam tersi, buz gibi ve karanlık mı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.