Yeni bir kurguyla geldim valla çok kötüyüm kafam dağılsın diye yazıyorum inşallah güzeldir bu bölümü kısa tuttum olaylar 2.Bölümden sonra oturacak umarım beğenirsiniz.
BÖLÜM 1
Yetimhanenin sessiz ve karanlık koridorlarında yürüyordum. Hep kendime benzetmişimdir; sessiz ve karanlık. Kendimi benzetecek annem ve babam olmadığındandır belki. Bu yüzden yetimhane bana ev olmuştu.
Oysa gerçek bir aile sıcaklığını tatmayı çok istemiştim. Hayatım boyunca hiçbir zaman bir annenin sıcaklığını ve bir babanın güvenini hissetmedim. Belki de bu yüzden hayat bana çocuk olmayı değil, erken büyümeyi öğretti.
Burada kaldığım süre boyunca hiçbir aile beni istemedi. Korkarım ki kötü bir çocuk olurdum, belki de bu yüzden istememişlerdir beni. Ama bilmiyorum.
Alışınca bir aileye ihtiyaç duymadım. İhtiyaç duyduğum şey daima bir sıcaklıktı. Ama ne yazık ki hiçbir yer bana bu sıcaklığı vermeyecekti.
İsmimi bile ailem vermemişti. Adımı veren kişi yetimhanenin müdürü Cevdet Amca'ydı. O beni öz oğlu gibi severmiş. Ama ne yazık ki onu da hatırlamıyorum. Yaşımın ve aklımın yetmediği bir vakitte göçüp gitmiş bu dünyadan.
Öyle ya... Allah bana adımı veren bir kişiyi bile çok görüp almış yanına. O kadar hiçim yani.
Olsun. Belki bir gün bana değer veren biri yaşar ve hayatımda en kıymet verdiğim yerde, kalbimin tam ortasında olur.
Ben bunları düşünürken yemekhaneye çoktan varmış ve yemek sırasına girmiştim bile. Hiç aç değildim. Yediğim darbeler beni doyurmuştu. Ama insan işte, ruhen yedikleriyle doymuyor.
Yemeğimi alıp en kenardaki masaya oturdum ve metal tepsimi masaya koydum. Yemeğimi sessizce yerken yanıma biri oturdu. O soğukluğu hissetmemle yetimhanenin zorbalık hastası Kenan olduğunu anlamıştım.
O bir şey demeden yemeğimi alıp tekrar kalktım ve çöpe attım. Biliyordum, bunu yaptıracaktı bana. O çenesini yormadan ben döktüm yemeğimi. Zaten yeseydim de bir faydası olmayacaktı.
Yemekhaneden çıkıp bahçeye indim. Kafamı yukarı kaldırıp gözlerimle aynı olan gökyüzüne baktım. Soluk geliyordu. Renkli değildi hiçbir yer... Ya da benim ruhum ve içim renksizdi.
Bahçedeki çardağa oturdum ve tekrar düşünmeye başladım.
Size en başından anlatayım. Hayatım ölümlerle dolu. Nerede birini sevsem gitti benden. Her gidişte yaşama hevesim de gitti. Ailem zaten hiç var olmadı.
Ben yetimhanede büyürken bir arkadaşım vardı; Cemil. Hastaydı, kanser olmuştu. Onun için çok çabaladılar ama bir gecenin sessizliğinde, yağmurlu bir havada o gitti.
O yağmur gözyaşlarıydı.
En büyük hayali benim bir aileye kavuşmamdı. Öyle bir insandı ki hayalini bile benim mutluluğum için kurmuştu. Ama o yokken bu hayal beni nasıl tüm benliğimle mutlu edebilirdi ki?
Sonra Cevdet Amca... İşte o bana adımı vermişti. Başka kimsem de yoktu. Herkes çekinirdi zaten, konuşmazlardı benimle. Ben de konuşmak için bir arayışa girmezdim.
Şimdi büyük bir korkum var. Hayata atılmak... Ya da hayattan atılmak. Bunu zaman gösterecek.
İki gün sonra on sekiz yaşıma giriyorum ve yetimhaneden gitme vaktim geliyor. Her şeyin vakti geldiği gibi...
Ne yapacağımı bilmiyorum. Danışacak kimsem yok. Ama halledeceğim. Halledebildiğimden değil, halletmek zorunda bırakıldığım için. Ama insanı güçlü kılan da bu ya...
Oturduğum yerden kalktım ve yatağıma gidip uzandım. Yapacak çok şeyim yoktu. Hatta hiçbir şeyim yoktu.
Şimdi uyuyacaktım.
Bazen diliyorum da keşke hiç uyanmasam... Ya da uyansam ve yaşadıklarımın hepsi sadece bir kâbus olsa.