Aşağı inip kapıyı açtım.
"Kızım iki saattir çalıyoruz. Açsana be!" Dedi Kaan .
"Cırlama bana geldim işte geçin içeri." Dedim.
Lena ayıcığını elinde tutuyor yarı uykulu şekilde bizi dinliyordu.
Ben ve Kaan sinsi sinsi sırıtıp aynı anda bağırdık.
"Lena!"
Lena ürküp yerinde sıçradı. İkimize bakıp beddua etmekle meşguldü. İkisini içeri alıp mutfağa koştum.
"Gelin yeni kölelerim bana mısır patlatacaksınız. Ben de iyi bir arkadaş gibi film arayacağım." Dedim.
"Şaka yapıyor olmalısın lütfen kendini bu kadar yorma." Dedi Kaan dalgaya alarak.
"Haklısın Kaan Lena sen bul filmi bense size psikolojik destek yapacağım Kaan sen tek başına yap. Al bu mısır, bu yağ, bu da tuz. Tanış bakalım." Lena ve ben gülerek çıktık mutfaktan.
"Gece! Ciddi olamazsın." Dedi Kaan.
Kahkaha atmaya başladık. Oturup film seçerken mutfaktan sesler gelmeye başladı. Lena ve ben mutfağa girdiğimizde Lena gülmeye başladı.
"Kaan çok hamaratsın maşallah. Gece siper al!" Dedi gülerek. Kaan tencerenin kapağını kapatmamıştı, doğal olarak mısırlar özgürlüklerini ilan ediyordu. Koşarak kapağı kapattım.
"Kaan hemen burayı temizle mümkünse gizli hamaratlığın uyumaya devam etsin." Gülerek etrafı topladık. Mısırlar olunca oturup birlikte film izledik. Lena salya sümük ağlamaya başladı sorun şu ki biz komedi izliyorduk!
"Maviş kusura bakma ama sen ağlayınca benim gülesim geliyor." Dedi Kaan. Gülmemek için kendimi sıkıyordum ve mosmor olmuştum. İstemsizce kahkaha attım. Kaan ve Lena ise benim gülüşüme güldüler. Tüm gece saçma sapan şeylere gülüp tartıştık. Sonunda durulduğumuzda Kaan saçma sorularına başlamıştı. " Lena sen gece uyurken sola mı dönüyorsun sağa mı?" Dedi Kaan.
"Ayağımın üstünde durarak uyuyorum Kaan." Dedi Lena ister istemez güldüm bu söylediğine.
"Kızım bu bir yetenek sende bir cevher var demiştim ben." Dedi Kaan dalga geçerek. İkisinin bu saçma hallerini gördükçe mutlu oluyordum. Onlar benim en büyük şansımdı. Kaan rotasını bana çevirince kanepeye gömüldüm.
"Peki sen Gece adını seçme şansın olsa ne olsun isterdin?" Durdum bunu söylemesine şaşırmıştım. Onun neşesini bozmak istemedim.
"Lavin." Dedim.
"Neden? " Dedi sorgulayarak.
"Hiç anlamı yok. Peki ya sen Kaan adın ne olsun isterdin?" Dedim. Kendisi de beklemiyor olacak ki şaşırmıştı.
" Yok. Adımı seviyorum." Dedi.
Lena ikimize baktı " Ben Asena olmak isterdim." Dedi komik bir şekilde kaanla birlikte Lena' ya baktık. Sessizce oturduk hepimiz bir kanepede uyuya kaldık. Sabah uyandığımda Lena ve Kaan didişerek kahvaltı hazırlıyorlardı.
" Aferin yeni kölelerim ellerinize sağlık." Dedim gülerek. Kaan tam ağzını açıp laf atacaktı ki Lena ağzına ekmek koydu. Gülerek Kaan ile dalga geçtim. Hızlıca hazırlanıp beraber okula gittik.
...
Okul bittikten sonra koşarak Nazım dedenin yanına gelmiştim. Bugün daha çok solgun görünüyordu. Sorduğum hiçbir soruya da cevap vermiyordu. Sonunda susmam için hikayeye başladı.
"Zeynep Hanım ve Ahmet Bey birbirlerini sevmeyerek evlendi. Selin onların tek çocuklarıydı. Ahmet Bey geçirdiği talihsiz kazada hayatını yitirdi. Zehra Hanım ise Necip Bey ile evlendi. Necip Bey Selin'i hiç sevmezdi. Onu gördüğü yerde aşağılar, korkuturdu. Necip Bey günün birinde Zehra Hanım'a "Selin kocaman kız oldu artık evlensin." Dedi. Zehra hanım eşini onaylayarak
" Görücü gelmiyor ki kim alır bu kızı?"
" Sen onu bana bırak." Dedi Necip bey. Selin'in okuldan dönüşünde annesi onu karşıladı. Selin annesini ilk defa bu kadar güzel görüyordu.
"Selin bugün misafirler gelecek odana elbise bıraktım onu giy."
" Neden anne?" Dedi Selin kaşlarını çatarak.
"Akşama müstakbel eşin gelecek ona güzel görünmelisin."
" Ne eşi anne! Ben okuyorum ya." Dedi Selin içindeki korkuyla.
" Selin dediğimi yap sinirlendirme beni!"
Selin odasına çıktı gözleri dolmuştu. Annesi içeri girdi. "Selin yine mi ağlıyorsun sen. Gerçekten bıktım. Hemen git hazırlan." Annesi beyaz elbiseyi zorla eline tutuşturdu. "Git şunu yeter artık bizimle yaşadığın."
"Anne ben okuyacaktım ya hani?"
" Ne okuması, okuyup bir şey olacağını mı sanıyorsun? Güldürme beni Selin."
" Anne ben evlenmek istemiyorum."
" Yeter artık bana yük olduğun her zaman, sana bakamam artık ben!"
" Ben yük müyüm sana? Anne ben çalışırım yük olmam sana. Ayak altında dolaşmam. Ne istersen yaparım. Anne evlenmek istemiyorum, lütfen... Bana bunu yapma. Ruhumu kanatma." Dedi Selin son bir çare.
" Sana bakamam artık ben. Baban istemiyor."
" O adam benim babam değil! "
"Sana kim bakıyor sanıyorsun nankör olma! "
" Anne? Ben sana yük mü oluyorum? "
" Taşıyamayacağım bir yüksün." Dedi Zeynep Hanım.
Başını kaldıramadı Selin, ağır gelmişti. Aile bazen en çok sevdiğimiz cellatlarımız olabilirdi. Elinde urganı tutan, gülümseyerek boynuna asan mesela.
" Gitmemi mi istiyorsun " dedi Selin.
" Git Selin, bir daha da geri gelme."
"Tamam" Dedi Selin kafasını kaldırdı. Annesi elinde beyaz sade bir elbise tutuyor , giymesi için diretiyordu. Selin giydiği beyaz elbiseyle misafirlerinin yanına indi. Kendi aralarında nikah kıydılar. Selin annesine baktı annesi gülümsüyordu. Ona hiç gülümsememişti. Ateş gözlü çocuk okyanus gözlü kıza bakıyordu. Kızla aralarında sadece üç yaş vardı. Selin ateş gözlü çocuğa baktı. Donuk bakışları bir anda merhametle doldu. Selin önüne döndü. Tek bir gözyaşı dökmedi. Ruhsuz bakışlarla evden çıkıyordu. Artık çocuk değildi. Karanlığı arıyordu ışık ona iyi gelmemişti. Eve giderken ateş gözlü çocuk sadece ona bakıyordu .
"Yaşın kaç senin?" Ona dönmeden "15" dedi Selin." Bu kız reşit bile değil onu nasıl gelin diye alırsınız!" Diye bağırdı Fehmi. Selin onun bu tepkisine şaşırmıştı. Onu pek umursamadı. Eve vardıklarında Fehmi ,Selin için farklı oda ayarladı. Selin, Fehmi'nin ona nazik davranmasına çok şaşırdı. Üç yıl boyunca Fehmi Selin' e destek oldu. Selin on sekiz olunca eğer o isterse boşanabileceklerini söyledi. Selin ise boşanmak istemedi. Yaklaşık bir yılın ardından Serra doğdu ikisi de kızlarını çok seviyor gözleri gibi bakıyorlardı. Çok mutlulardı. Uzun sürmedi. Fehmi Serra beş yaşına gelince değişmeye başladı. Eşiyle çocuklarından uzak duruyor eve gelmiyordu. Selin ise Serra' nın bunlardan etkilenmemesi için uğraşıyordu. En sonunda Fehmi Serra'yı evlendirmek istediğinde Selin patlamıştı.
" O senin kızın babam beni size verdiğinde reşit değildim. Kızım da aynı sonu yaşamayacak kendine gel artık!" Dedi Selin.
Fehmi mantıklı düşünmüyordu. Sadece bakıyor olayları anlamaya çalışıyordu.
" Bak ben annem gibi olmadım. Ama sen babandan daha betersin." Dedi Selin hanım sadece kızını korumak istiyordu.
" Beni sevmediğini biliyorum ki Selin sizin için daha iyi olmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Ben senin okyanusunda boğuluyorum." Dedi Fehmi kendi iradesine bile karşı gelemezken onların hayatları çoktan bitmişti ikisinin de tek amacı kızlarının onlar gibi olmamasıydı."
Nazım dede susunca ben de ona baktım.
" Neden Selin Serra'ya annesi gibi davranmadı?"
" Çünkü evlat, herkes iyi bir insan olabilir ama herkes anne olamaz."
Doğru söylüyordu çoğu zaman yaşadıklarımıza dert yanardık ama hiçbir zaman daha iyisi olmak için çabalamazdık. Kafamı öne eğip oradan ayrıldım. Bulduğum bir bank kenarına oturdum. Yazmaya başladım.
"Bazen kendi hayatlarımızın katili oluruz. En kötüsü de bunun farkında oluşumuzdur. Cellatımız ailemiz, urganımız da hayallerimizdi. Aileden gelen her darbe çocuğu söndürebilir; kendinden nefret ettirebilirdi ama aynı zamanda onları düşündüğünü hissettirerek çocuklarını bilinmezliğin çukuruna atmaktı.
Bütün yazdıklarımı Selin' i düşünerek yazmıştım. Ben sadece dinleyiciydim oysa Selin'e umut olmayı çok istemiştim.
15 yaşındayım.
Başımda beyaz bir örtü ,
Ellerimde parlayan metaller.
Üzerimde meleklerden bir parça ;
Bilmedigim bir yolda...
Herkes bana gülümsüyor.
Bende gülümsedim ecelime?
Gelin demişler bana;
Bense beyaz kefen.
O kadından bir yaşam çalmışlardı. O kadının kurtulma hakkı bile yoktu. O kadın hiç çocuk olamamıştı. Okyanus gözlü olan oydu; Kendi okyanusunda b
oğulanda oydu. Bunun suçlusu herkesti, bedelini ödeyen ise sadece o kadındı.
