Giriş
Müzik, bu hayattaki tutkumdu. Nefes almak gibiydi; farkında olmadan yapardım, ama sustuğumda içimde bir şey eksik kalırdı. Tellerin parmak uçlarımda bıraktığı yanma hissi, bana yaşadığımı hatırlatırdı. Sanki her nota, içimde bir yere dokunur, susturamadığım o karmaşayı geçici de olsa düzene sokardı.
Bugün sahneye çıkmadan önce ellerim titriyordu. Korkudan değil — bu, yıllardır içimde büyüttüğüm hayalin gerçekliğe en çok yaklaştığı andı. Tüm o sessiz prova günleri, çatlak amfiler, boğazıma oturan sözler… Hepsi şimdi anlam kazanacaktı.
Kuliste yankılanan ayak seslerini duyduğumda, kalbim bir anlığına ritmini şaşırdı. Herkes hazırdı. Herkes bir şeylerin peşindeydi.
Ama ben, sadece kendi sesimi bulmak istiyordum. Gerçekten ait olduğum o anı. O tek saniyeyi.
Sahneye adım attığımda, ışık gözlerimi aldı. Kalabalık, yüzü olmayan bir deniz gibi önümdeydi.
Ve ben, ilk akoru çalarken, içimden sadece bir cümle geçti:
Bu sadece bir yarışma değil... Bu, ben kimim sorusuna vereceğim en gür cevap.