O yıl yeni romanımı yazmak için, Bozcaada' daki evime ilham gelmesi
umuduyla tatile gelmiştim. Aradan bir hafta geçmesine rağmen hala kitabın
konusuna başlayamıyordum.
Sahil kenarına gitmiştim. Rüzgarın hafif esintisi ve dalgaların kıyıya sakin bir şekilde vurması çok hoşuma gidiyordu. Bütün gün boyunca düşünüp durdum; her kitaba gelen ilham bana neden şimdi gelmiyordu?
Bu düşünceler arasında boğulurken akşam oldu. Eve gittim, biraz atıştırmalık almıştım. Aç değildim ama aldıklarımdan biraz atıştırdım. Bir fincan filtre kahve yaptım, biraz dinlendim. Bugün düşünmeyecektim.
Yarın kafeye gidip yazmaya çalışacaktım. Belki ortamı değiştirmem gerekiyordu diye düşündüm. Kahvem bitince pijamalarımı giyip yatağa geçtim. Bunları düşünürken uyuyakalmıştım.
Sabah uyandım . Spor kıyafetlerimi giyip sahil kenarına koşuya çıktım.
Deniz henüz kalabalık değildi; hava serin, gökyüzü griyle mavi arasında
kararsızdı.
Benimle beraber koşan birini fark ettim. Nefes alışları benimle aynı ritimdeydi. Bir süre sonra arkamda kaldığını hissettim ama durmadım.
Ardından bakınca onu gördüm.
Uzun boyluydu. Omuzları genişti, koşarken yüzü ciddi ama sakindi. Yüzünü tam seçememiştim ama arkasından bile yakışıklı olduğu belliydi. Bu düşünceye kızdım; hayatımda hiç hissetmediğim çekim kalbimi hızlandırmıştı.
Nefesim sıklaştı. Daha yüzünü bile görmemişken böyle hissetmem saçmaydı. Yine de adımlarım hızlandı, sanki içimden bir şey beni ona doğru çekiyordu.
Koşu bitince durdum. O da bir kaç adım gerimde durdu. Bu kez yüzünü net gördüm. Göz göze geldik.
O an ilhamın neden günlerdir gelmediğini anladım...
Sahilde koşup yorulunca durduğumda, tam nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Tam o sıra da bir kadın sesi duydum.
"Can"
Ses netti. Tanıdık gibiydi ama bana ait değildi.
İrkilerek durdum.
Can da durdu. Başını sesin geldiği yöne çevirdi. Birkaç metre ileride, kumların, üzerinde duran bir kız vardı. Saçları rüzgarda savruluyordu. Gülümsüyordu. Elini kaldırıp ona doğru yürüdü.
Aralarında geçen konuşmayı duymadım. Ama gerek de yoktu. Kızın rahatlığı Can'ın ona bakarken yüzünde beliren ifade...Yakın oldukları belliydi. Fazla rahattılar. Fazla tanıdıktılar.
İçimde bir şey ağırlaştı.
Boğazım düğümlendi.
Gözlerimi kaçırdım. Koşuya devam ettim ama az önceki ritim yoktu artık. Ayaklarım ağırlaşmıştı. Onları arkamda bırakırken, sanki ben de o sahilde bir şey bırakıyordum.
Belki de hiçbir şey sandığım gibi değildi.
Daha sonra eve gidip duş alıp, üzerimi değiştirdim. Dizüstü bilgisayarımı da alıp evden çıktım. kafeye geldiğimde cam kenarında denizin o masmavi görüntüsü de gözüküyordu. Dışarıda gökyüzü griyle karışık mavi ve hafif yağmurluydu.
Kafede ise buram buram kahve kokusu insanı adeta mest ediyordu, en sevdiğim kafeydi beni çok rahat hissettiriyordu. Tam bilgisayarımı açıp önüme koymuşken içeri bir anda Can girdi gözlerimiz birbiriyle buluştu.
O sırada yine aynı ses
" Can buradayım"
Önüme döndüm . oda gidip masasına oturdu. Bilgisayarımı açtım ama ekrana bakmıyordum aslında. Parmaklarım klavyenin üzerindeydi, zihnim ise birkaç dakika öncesine takılı kalmıştı.
daha önce gördüğüm manzara gözümün önünden gitmiyordu. Can'ın duruşu,o kızın ona seslenişi... Aralarındaki rahatlık. İstemesem de zihnim bunu tek bir yere bağlıyordu.
Kalbim istemsizce sıkıştı.
Bu kadar hızlı olmamalıydı.
Kendime kızdım. Hayatım boyunca hiç aşık olmamıştım.
yazdığım onca romanın içinde aşk hep kenarda kalmıştı.
Yoğun duygulara değil, insanın iç sesine odaklanmıştım.
Şimdi ise daha yüzünü doğru düzgün tanımadığım bir
adamın hayatına, kafamın içinde yer açıyordum.
Derin bir nefes aldım.
Bu sadece bir histi. Geçerdi.
Gözüm istemeden yine ona kaydı. Bilgisayarına bakıyordu.
ciddi görünüyordu. Az önce o sahildeki halinden eser yoktu. Bu çelişki kafamı daha da karıştırdı.
Bakışlarım onunla buluşmasın diye tekrar ekrana döndüm.
parmaklarım yazmaya başladı. Cümleler ardı ardına geliyordu.
sanki içimde biriken her şey kelimelere dökülmek için fırsat kollamıştı.
İlk defa bir aşk romanı yazacaktım.
Editörümün "kendin denemelisin" dediği an geldi aklıma. Belki de bu yüzden buradayım. Belki de bu yüzden kalbim bu kadar huzursuzdu.
Bir an başımı kaldırdığımda, Can'ın bana baktığını fark ettim. Bakışları kısa sürdü. Hemen gözlerini kaçırdı.
O an anladım.
Bu hikaye, sandığımdan daha karmaşık olacaktı.
Başımı eğdim.
Bakmamalıydım.
Kalemi elime aldım. Not almak ister gibi yaptım. Ama parmaklarım titredi. Kalem avucumdan kaydı ve masanın kenarından aşağıya düştü. Çıkan ses kafede gereğinden fazla yankılandı.
Eğilmek için hamle yaptım ama bende önce biri hareket etti.
"Dur ben alırım."
Sesini ilk kez bu kadar yakından duydum. Sakin, netti. Kalemi yerden alıp bana uzattı. Parmaklarımız kısa bir an için birbirine değdi.
"Teşekkür ederim," dedim.
Sesim düşündüğümden daha kısıktı.
Gülümsedi. Küçük dikkat çekmeyen bir gülümsemeydi.
"Rica ederim. Kalemler genelde en olmadık anlarda düşer."
Gülümsedim ama bakışlarımı fazla tutmadım.
Mesafeyi korumalıydım.
"Ben Can," dedi
Elini uzatmadı. Sanki benim alanıma saygı duyuyordu.
"Elif," dedim bende .
İsmimi söylerken kalbimin atışını saklayamadım. O da bunu fark etmiş gibi kısa bir an duraksadı. Sonra başıyla hafifçe selam verip masasına döndü.
Tanışmıştık.
Ve bu ,daha zor hale getirmişti.
Yerime oturduktan sonra bir süre kalemi elimde çevirdim.
yazmaya çalışıyordum ama zihnim hala az önce yaşanan o kısa ana takılı kalmıştı.
Masama kahve bırakırken yan masadan gelen konuşma dikkatimi çekti.
"Ece aradı mı?" dedi Can.
sesini alçaltmıştı. karşısındaki kızla konuşurken.
"Birazdan gelirim demişti," diye cevap vermişti yanındaki kız. "seni bulamadı galiba."
Karşısındaki kız sabahki kız değildi ve muhtemelen sabahki kız hakkında konuşuyorlardı.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Demek adı buydu.
Ekrana daha da yaklaştım. Sanki bakmazsam, düşünmezsem geçecekmiş gibi. Ama geçmiyordu. Sahildeki o ses, kafamda ki yerini daha da sağlamlaştırıyordu.
Can montunu sandalyenin arkasına bıraktı. Telefona kısa bir mesaj yazdı.
Yüzündeki ifade değişti. Az önceki ciddi hali yumuşadı.
Bu bakışı tanıyordum.
Birine ait olan bakıştı bu.
Gözlerimi kaçırdım.
Yanlış yerdeydim. Yanlış zaman da. Yanlış hislerin içindeydim.
Kahvemden bir yudum aldım ama tadını alamadım.
Masamda oturuyordum fakat zihnim, istemesem de yan masadaydı.
Can telefonu kapattıktan sonra kısa bir süre olduğu yerde kaldı. Sanki birini bekliyormuş gibi kapıya baktı. Bu bakış içimdeki şüpheyi daha da büyüttü.
Bilgisayarımı kapattım. Burada kalmak istemiyordum. En azından bugün.
Defterimi çantama koyarken kalem yine elimden kayacak gibi oldu bu kez sıkıca tuttum. Ayağa kalktım.
Tam çıkışa yönelmişken kapı açıldı.
İçeriye, sahilde gördüğüm kız girdi.
Saçları aynıydı. Yürüyüşü aynı. Can'ın başını kaldırdığı an yüzündeki ifade değişti. Gerginlik yok oldu. yerini rahat bir ifadeye bıraktı.
Bakmamaya çalıştım.
Ama baktım.
Kız doğrudan Can'ın yanına gitti. Eğilip yanağından öptü. Can hafifçe gülümsedi. Ona bir şeyler söyledi. Kız güldü.
İçimdeki düğüm daha da sıkılaştı.
Yanlış olduğunu düşünmek istedim. Ama sahne buna izin vermiyordu.
Her şey fazlasıyla netti.
Gözlerimi kaçırdım. Çantamın askısını omzuma taktım. Kimseye bakmadan kapıdan çıkıp gittim.
Can arkamdan seslendi mi, bilmiyorum.
Duymak istemedim.
Eve giderken yolu uzattım. Arabanın camını biraz açtım.
Soğuk hava yüzüme çarpınca içimdeki sıkışıklık bir az olsun hafifledi.
Eve gelip kapıyı açarken anahtarı kapının üzerinde bir kaç saniye beklettim.
sonra içeri girdim.
Ayakkabılarımı bile çıkarmadan koltuğa oturdum ve telefonu elime alıp seline sesli mesaj bıraktım.
"Selin ne zaman geleceksin yanıma çok konuşmak istemiyorum ama sen anlarsın."
Mesajı gönderir göndermez telefon titredi. Daha ekranı kilitlemeden selin' den mesaj geldi.
"Ne demek çok konuşmak istemiyorum? sen bunu her dediğinde kesin bir şey olmuştur. Yine mi bir adam? Bak söylüyorum ada romantizmi sana yaramıyor."
İstemsizce gülümsedim.
Kendime kızdım ama gülümsememi engelleyemedim.
Telefonu kulağıma yaklaştırıp cevap verdim.
"Hayır romantizm falan yok. Sadece... Saçma bir yanlış anlaşılma diyelim."
Selin'in sesi bu kez daha yumuşaktı ama alttan alta hala alaycıydı.
"Yanlış anlaşılma dediğin şeyler genelde senin hayatında üç gün sürer sonra roman olur. Sabah geliyorum kahvaltıyı beraber hazırlarız ve detayları orada dökersin."
Derin bir nefes aldım.
"Tamam ama psikolog gibi bakmayacaksın."
Kısa bir sessizlik oldu sonra güldü.
" söz veremem. Ama kahve güçlü olacak."
Telefonu kapattığımda ev ilk defa sessiz gelmedi. Yalnız değildim. En azından yarın sabah olmayacaktım.
Gözlerimi kapattığımda, aklıma gelen yine onun bakışıydı.
Bu sadece bir yanlış anlama olmayacak kadar derindi...