Kuşlar cıvıldıyordu, güneş ışıkları yüzüme vuruyordu ve her şey mükemmeldi. Yataktan kalktım ve yepyeni bir güne gözlerimi açtım. DERMİŞİM. Sksjsjiaakksk
Gerçekte ise saat beşte o pislik, o nağlet, o berbat, o… Alarmın çalmasıyla uyandım. Yeni bir güne daha lanet ederek yataktan kalktım ve kendimi duşa attım. Yaralarımı temizledim, daha önceden sargıda olanların sargılarını yeniledim ve gerekli yerlere kapatıcı sürdüm.
Senin o kapatıcılara ödediğin parayla şimdiye en az iki kez İtalya’ya tatile gitmiştik be Su. Senin şu dayın yok mu… Ne duruyorsun anlamıyorum.
Ne yapmamı istersin Asuman’cığım.
Gaza bassanaaaa gaza bassanaaaa gaza bassanaaa sjsjsjsj
Evet şimdiden bu günün yorucu geçeceği belli.
Ay yeto. Ne bu kendine acımalar falan. Sen onu bunu bırakta biz kendimizi tanıtalım. Selam millet ben Asuman. Ama siz bana Aso diyebilirsiniz. Burada göz kırpttığımı hayal edin. Su Hanımın iç sesiyim. Muhteşem bir şeyim. Mükemmelim. 10 üzerinden 100’lük kızım. Bu kendine acıyın varlıks ise Su Ada. O da güzel kız. Benim kadar olmasa da gideri var. Böyle dediğime bakmayın erkek olsaydım ona yavşardım yani o derece. Ama amaaa size Su’yuma yavşmak yasak okeyto? Okeyto. Çünki çünkiii o benim sularında boğulduğum, yaşamak için adasına çıktığım kişi. Ha bide bunun üç erkek kardeşi var. Elimde büyüdükleri için söylemiyorum hepsi taş. Gerçi daha büyümedikleri için taşçık ama olsun. Şimdilerde yatırım yapmak gerekiyor. Adları da Demir, Onur ve Poyraz talipleri bekleriz…
Acaba kime kendimizi tanıtıyoruz Asuman?
E tabii ki okurlarımıza, Kami camiasına canım.
Watt ney?
Aboov. Şey senin bir hikayede olduğunu bilmemen gerekiyordu. Neyse dur halledicez. Şimdi bu değneği takip et.🪄🪄🪄Hokuz pokuz bu değneği götten sokuz ve sen bunu unutuz 🪄
Sabah saat altıda erkenden kalkıp giyindim. Daha sonra aşağı indim. Dayım evde yoktu ve kardeşlerimle tektim. Evde çalışan yoktu. Sadece haftada bir kez herhangi bir gün bize gelip evi temizliyorlardı. Bu yüzden hep yaptığım gibi herkese tek tek en sevdiği kahvaltıyı hazırlamaya başladım.
Yukarı kattan ‘’ABLAAAAAAAĞĞĞĞĞ’’ diye bir ağlama sesi geldiğinde en küçüğümüz olan Poyraz’ın uyandığı kesinleşti. Odasına çıktığımda yeni uyanmış, gözlerini ovuşturuyordu.
Yerim ben bunu.
Süper kahramanlı pijamasıyla çok tatlı duruyordu. ‘’Günaydın, yakışıklı süper kahramanım.’’ diyerek her iki yanağına da sulu birer öpücük bıraktım. Utandığını belli eden yanakları artık pembe değil kırmızıya döndü.
E tatlım sen de kardeşlerine sevgilinmiş gibi davranıyorsun. Utanır tabii çocuk.
Sus Aso. ‘’ Buyurun yaşlı insanları kurtarmaktan büyük zevk alırım.’’ dediğinde gülümsemem hızlıca kesildi. ‘’Ben mi yaşlıyım! Ben mi yaşlıyım? Duyamadım.’’ der demez altıma almış ve gıdıklamaya başlamıştım. Öyle bir kahkaha atıyordu ki resmen bütün dünya onun kahkahalarını dinliyordu. Bu sese diğerlerinin de uyandığına eminim hatta. ‘’ Hadi sen üstünü giyin ve kahvaltıya gel ben diğerlerine bakayım.’’ dedim ve bana hayran hayran baktığını fark ettim.
Gülümseyip ‘’ Ne oldu bakayım? Bir daldın sanki?’’ dediğimde yine kızardı fakat ‘’ Ne yapayım abla çok güzelsin. Ben de senin gibi olmak istiyorum.’’ dedi. Bunun üzerine homurdanıp ‘’ Bakın üçünüzde hep aynı şeyleri söylüyorsunuz. Hepimizin saçları kumral ve gözler kahverengi’’ dedim bundan çok sıkılmıştım.
Yalan atma lan. Boşuna kafanın içinde değiliz her güzelsin dediğinde ne kadar mutlu olduğunu bi ben bi de Allah biliyo herhal.
Poyraz’ın da benim ve diğer ikisi gibi kahverengi gözleri ve kumral saçları vardı. ‘Sen daha güzelsin’ diye kapının oradan bir ses geldi. Demir. Size Demir’i tanıtayım. Kendisi on altı yaşındaydı ve bu kadar. Ona da gülümseyip günaydın dedikten sonra hazırlanmaları, Onur’u çağırmaları ve kahvaltıya inmelerini söyledim.
Onur ise ortanca olanımız. Kendisi de hepimiz gibi kumral saçlı ve kahverengi gözlü. Ben on dokuz, Demir on altı, Onur on ve Poyraz da altı yaşındaydı ve biz de böyle bir aileydik işte.
Herkes geldikten sonra kahvaltımızı yaptık, parka gittik, film izledik ve onlar kucağımda uykuya dalmışlardı. Onları odalarına taşıdım ve üstlerini güzelce örttükten sonra ben de uyumaya yatağa girdim…
——
Bittiğ 💔
Nabersiniz??
Her platformda şu bilmem ne camiasını değiştiriyorum çok yorucu.
Bir aradan sonra yeni bölümlerle değil de düzenlenmiş bölümlerle karşınızdayım.
Böyle bir platform olduğunu unutmuş olabilirim çaktırmayın.
Neyse gelecek bölümde görüşmek üzere
Öpüldünüzz
Vuruyordu ve bir şeyler diyordu fakat duymuyordum. O bana her zaman vururdu, her zaman canımı acıtırdı. Buna alışmıştım. Daha doğrusu alışmak zorunda bırakılmıştım. Yardım istediğimde kimse bana inanmamıştı. Sadece dikkat çekmek isteyen bir kız çocuğuyum onlar için. Koluma ne olduğunu sorduklarında sadece o kimsenin normalinden ayırt edemediği veya ayırt etmeye çalışmadığı maskemi takınır, çeketimi giyer ve bir yere çarptığımı ya da ne bileyim düştüğümü falan söylerdim.
Tam karnıma tekme atmaya çalışıyordu ki ayağa kalktım. Buz gibi bir sesle konuştum ‘’ Yeter bu kadar. Sen anca ben izin verdiğim için bana vurabilirsin. Şimdi odana git ve duş al. Leş gibi içki kokuyorsun.’’ Daha sonra yavaş ama seri adımlarla kendi odama doğru gittim. Belki kaçırıldığımı, yanlış kişiye evlendiğimi, hatta belki de bu kişiye satıldığımı düşünüyor olabilirsiniz. Fakat bana vuran kendi öz dayımdı. Kendisine genellikle dayı demez, onunla birmişim gibi, hatta ondan iğrenircesine konuşurdum ki biraz iğreniyordum açıkçası. Karşı çıkmam ise onun hoşuna giderdi hatta içimizden en sevdiği bile ben olabilirdim.
Neden içimizden dediğimi merak ediyorsunuzdur sanırım. Benim üç tane meleğim vardı. Onları korumak için herşeyi yapardım. Dayım onlara el kaldırmazdı çünkü onların kıllarına zarar gelirse kıyameti koparacağımı biliyordu. Genellikle onları tüm kötülüklerden korumaya çalışır ve çoğu zaman işimi iyi yapardım. Dayımın bana el kaldırdığını bilmiyorlardı ki zaten onlara vurmaması ve bende hırsını çıkarmasına izin veriyordum. Yine de dayımın pis işlere bulaştığını, yanlış kişilerden borç para aldığını ve daha çok fazla pis iş yapan bir ayyaşın teki olduğunu az çok biliyorlardı. Fakat benim kadar değil.
Dayımdan hiç sevgi görmemiştim ve beni bir asker olarak eğitmişti. Çok iyi dövüşürdüm, silahı iyi kullanırdım, insanları incitmekten çekinmezdim ve en önemlisi tehlikeliydim. Kendimi ve kardeşlerimi tehlikeli durumlardan nasıl kurtarabileceğimi biliyordum ve bu bana yetiyordu.
Şimdi siz madem sen on dokuz yaşındasın kardeşlerini de alıp gidemez misin? Diye soruyorsunuzdur. Açıkçası yapabilirdim çünkü kendime ait bayağı param vardı (Gerçi kendime ait bir holdingim vardı da onu sonra konuşacağız.) Fakat yine de buradaki yaşamlarını seviyorlardı. Dayım burayı bir otel olarak kullanıyordu yani çoğu zaman evde değildi. Annem ve babama ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim bizi terk ettikleri ve arada sırada nasılız diye baktıkları oluyordu. (O da iki yılda bir neredeyse.) Kardeşlerime hem ablalık, hem babalık, hem de annelik yapıyordum. Onlar nasıl benim her şeyimse ben de onların vazgeçilmeziydim.
Bunları düşünürken yıkanmış yaralarımı sarmış, bazılarına da krem sürmüştüm. Sonra pijamamı giyip uyudum.
—----------------------------------------------- —-----------------------------------------------
Sabah saat altıda erkenden kalkıp giyindim. Daha sonra aşağı indim. Dayım evde yoktu (bunu geceki gürültüden anlamıştım.) ve kardeşlerimle tektim. Evde çalışan yoktu. Sadece haftada bir kez herhangi bir gün bize gelip evi temizliyorlardı. Bu yüzden hep yaptığım gibi herkese tek tek en sevdiği kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Yukarı kattan ‘’ABLAAAAAAAĞĞĞĞĞ’’ diye bir ağlama sesi geldiğinde en küçüğümüz olan Poyraz’ın uyandığını anladım. Odasına çıktığımda yeni uyanmış, gözlerini ovuşturuyordu. Süper kahramanlı pijamasıyla çok tatlı duruyordu. ‘’Günaydın, yakışıklı süper kahramanım.’’ diyerek her iki yanağına da sulu birer öpücük bıraktım. Utandığını belli eden yanakları artık pembe değil kırmızıya dönmüştü. ‘’ Buyurun yaşlı insanları kurtarmaktan büyük zevk alırım.’’ dediğinde gülümsemem hızlıca kesildi. ‘’Ben mi yaşlıyım! Ben mi yaşlıyım? Duyamadım.’’ der demez altıma almış ve gıdıklamaya başlamıştım. Öyle bir kahkaha atıyordu ki resmen bütün dünya onun kahkahalarını dinliyordu. Bu sese diğerlerinin de uyandığına eminim hatta. ‘’ Hadi sen üstünü giyin ve kahvaltıya gel ben diğerlerine bakayım.’’ dedim ve bana hayran hayran baktığını fark ettim. Gülümseyip ‘’ Ne oldu bakayım? Bir daldın sanki?’’ dediğmde yine kızardı fakat ‘’ Ne yapayım abla çok güzelsin. Ben de senin gibi olmak istiyorum.’’ dedi. Bunun üzerine homurdanıp ‘’ Bakın üçünüzde hep aynı şeyleri söylüyorsunuz. Hepimizin saçları kumral ve gözler kahverengi’’ dedim bundan sıkılmış gibi. (sıkılmamıştım.) Poyraz’ın da benim ve diğer iki kardeşiminki gibi kahverengi gözleri ve kumral saçları vardı. ‘Sen daha güzelsin’ diye kapının oradan bir ses geldi. Bu Demir’di. Kendisi on altı yaşındaydı ve bana kesinlikle çok düşkündü. Ona da gülümseyip günaydın dedikten sonra hazırlanmaları, Onur’u çağırmaları ve kahvaltıya inmelerini söylemiştim.
Onur ise ortanca olanlarıydı. Kendisi de hepimiz gibi kumral saçlı ve kahverengi gözlüydü. Kendisi on yaşındaydı ve aşırıkomik. Ben on dokuz, Demir on altı, Onur on ve Poyraz da altı yaşındaydı ve biz de böyle bir aileydik işte.
Herkes geldikten sonra kahvaltımızı yaptık, parka gittik, film izledik ve onlar kucağımda uykuya dalmışlardı. Onları odalarına taşıdım ve üstlerini güzelce örttükten sonra ben de uyumaya yatağa girdim…
Yine ben, yine ben, yine ben
Neyse herkese merhaba eski hikayeyi düzenlemek en başından beri aklımdaydı. Neden bilmiyorum ama yazdığım konu bana pek hitab etmemişti. Ben de birkaç değişiklik yaparak yepyeni bir hikaye çıkarttım ortaya. İnş güzel olur.
Her hafta yeni bölüm
Vuruyordu ve bir şeyler diyordu fakat duymuyordum. O bana her zaman vururdu, her zaman canımı acıtırdı. Buna alışmıştım. Daha doğrusu alışmak zorunda bırakılmıştım. Yardım istediğimde kimse bana inanmamıştı. Sadece dikkat çekmek isteyen bir kız çocuğuyum onlar için. Koluma ne olduğunu sorduklarında sadece o kimsenin normalinden ayırt edemediği veya ayırt etmeye çalışmadığı maskemi takınır, çeketimi giyer ve bir yere çarptığımı ya da ne bileyim düştüğümü falan söylerdim.
Tam karnıma tekme atmaya çalışıyordu ki ayağa kalktım. Buz gibi bir sesle konuştum ‘’ Yeter bu kadar. Sen anca ben izin verdiğim için bana vurabilirsin. Şimdi odana git ve duş al. Leş gibi içki kokuyorsun.’’ Daha sonra yavaş ama seri adımlarla kendi odama doğru gittim. Belki kaçırıldığımı, yanlış kişiye evlendiğimi, hatta belki de bu kişiye satıldığımı düşünüyor olabilirsiniz. Fakat bana vuran kendi öz dayımdı. Kendisine genellikle dayı demez, onunla birmişim gibi, hatta ondan iğrenircesine konuşurdum ki biraz iğreniyordum açıkçası. Karşı çıkmam ise onun hoşuna giderdi hatta içimizden en sevdiği bile ben olabilirdim.
Neden içimizden dediğimi merak ediyorsunuzdur sanırım. Benim üç tane meleğim vardı. Onları korumak için herşeyi yapardım. Dayım onlara el kaldırmazdı çünkü onların kıllarına zarar gelirse kıyameti koparacağımı biliyordu. Genellikle onları tüm kötülüklerden korumaya çalışır ve çoğu zaman işimi iyi yapardım. Dayımın bana el kaldırdığını bilmiyorlardı ki zaten onlara vurmaması ve bende hırsını çıkarmasına izin veriyordum. Yine de dayımın pis işlere bulaştığını, yanlış kişilerden borç para aldığını ve daha çok fazla pis iş yapan bir ayyaşın teki olduğunu az çok biliyorlardı. Fakat benim kadar değil.
Dayımdan hiç sevgi görmemiştim ve beni bir asker olarak eğitmişti. Çok iyi dövüşürdüm, silahı iyi kullanırdım, insanları incitmekten çekinmezdim ve en önemlisi tehlikeliydim. Kendimi ve kardeşlerimi tehlikeli durumlardan nasıl kurtarabileceğimi biliyordum ve bu bana yetiyordu.
Şimdi siz madem sen on dokuz yaşındasın kardeşlerini de alıp gidemez misin? Diye soruyorsunuzdur. Açıkçası yapabilirdim çünkü kendime ait bayağı param vardı (Gerçi kendime ait bir holdingim vardı da onu sonra konuşacağız.) Fakat yine de buradaki yaşamlarını seviyorlardı. Dayım burayı bir otel olarak kullanıyordu yani çoğu zaman evde değildi. Annem ve babama ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim bizi terk ettikleri ve arada sırada nasılız diye baktıkları oluyordu. (O da iki yılda bir neredeyse.) Kardeşlerime hem ablalık, hem babalık, hem de annelik yapıyordum. Onlar nasıl benim her şeyimse ben de onların vazgeçilmeziydim.
Bunları düşünürken yıkanmış yaralarımı sarmış, bazılarına da krem sürmüştüm. Sonra pijamamı giyip uyudum.
—----------------------------------------------- —-----------------------------------------------
Sabah saat altıda erkenden kalkıp giyindim. Daha sonra aşağı indim. Dayım evde yoktu (bunu geceki gürültüden anlamıştım.) ve kardeşlerimle tektim. Evde çalışan yoktu. Sadece haftada bir kez herhangi bir gün bize gelip evi temizliyorlardı. Bu yüzden hep yaptığım gibi herkese tek tek en sevdiği kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Yukarı kattan ‘’ABLAAAAAAAĞĞĞĞĞ’’ diye bir ağlama sesi geldiğinde en küçüğümüz olan Poyraz’ın uyandığını anladım. Odasına çıktığımda yeni uyanmış, gözlerini ovuşturuyordu. Süper kahramanlı pijamasıyla çok tatlı duruyordu. ‘’Günaydın, yakışıklı süper kahramanım.’’ diyerek her iki yanağına da sulu birer öpücük bıraktım. Utandığını belli eden yanakları artık pembe değil kırmızıya dönmüştü. ‘’ Buyurun yaşlı insanları kurtarmaktan büyük zevk alırım.’’ dediğinde gülümsemem hızlıca kesildi. ‘’Ben mi yaşlıyım! Ben mi yaşlıyım? Duyamadım.’’ der demez altıma almış ve gıdıklamaya başlamıştım. Öyle bir kahkaha atıyordu ki resmen bütün dünya onun kahkahalarını dinliyordu. Bu sese diğerlerinin de uyandığına eminim hatta. ‘’ Hadi sen üstünü giyin ve kahvaltıya gel ben diğerlerine bakayım.’’ dedim ve bana hayran hayran baktığını fark ettim. Gülümseyip ‘’ Ne oldu bakayım? Bir daldın sanki?’’ dediğmde yine kızardı fakat ‘’ Ne yapayım abla çok güzelsin. Ben de senin gibi olmak istiyorum.’’ dedi. Bunun üzerine homurdanıp ‘’ Bakın üçünüzde hep aynı şeyleri söylüyorsunuz. Hepimizin saçları kumral ve gözler kahverengi’’ dedim bundan sıkılmış gibi. (sıkılmamıştım.) Poyraz’ın da benim ve diğer iki kardeşiminki gibi kahverengi gözleri ve kumral saçları vardı. ‘Sen daha güzelsin’ diye kapının oradan bir ses geldi. Bu Demir’di. Kendisi on altı yaşındaydı ve bana kesinlikle çok düşkündü. Ona da gülümseyip günaydın dedikten sonra hazırlanmaları, Onur’u çağırmaları ve kahvaltıya inmelerini söylemiştim.
Onur ise ortanca olanlarıydı. Kendisi de hepimiz gibi kumral saçlı ve kahverengi gözlüydü. Kendisi on yaşındaydı ve aşırıkomik. Ben on dokuz, Demir on altı, Onur on ve Poyraz da altı yaşındaydı ve biz de böyle bir aileydik işte.
Herkes geldikten sonra kahvaltımızı yaptık, parka gittik, film izledik ve onlar kucağımda uykuya dalmışlardı. Onları odalarına taşıdım ve üstlerini güzelce örttükten sonra ben de uyumaya yatağa girdim…
Yine ben, yine ben, yine ben
Neyse herkese merhaba eski hikayeyi düzenlemek en başından beri aklımdaydı. Neden bilmiyorum ama yazdığım konu bana pek hitab etmemişti. Ben de birkaç değişiklik yaparak yepyeni bir hikaye çıkarttım ortaya. İnş güzel olur.
Her hafta yeni bölüm
