İçeriğe geç

Hayaller Enkazı

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Hayaller Enkazı

Bölüm 4

Oyunbozanlar

Sen ışıklara gittinde beni neden karanlıkta bıraktın.

Liana:

Bugün doğum günümdü.Lanetli olan 11Eylül tarihi. insanlar doğum gününde heyecanlı olurlardı benim aksime çünkü alıcakları yeni hediyeleri,arkadaşlarıyla eğlenip sonradan izlemek için kaydedicikleri anıları yeni yaşının ona getiriceği mutluluğu düşünürlerdi.Ama benim doğum günüm sadece çıkarlarla dolu olan insanların iş toplantısı gibiydi.Dolabımın kapağına asılmış olan annemin benim giymem için getirttiği elbiseye baktım.Saks mavisi renginde gri taşlarla süslenmiş bir elbiseydi.Bu gülmeme neden oldu,yine kendi istediğini yapmamı istiyordu,benim sevmediğim bir renkti mavi vede bu elbise tarzım bile değildi. Sadece kendi isteklerinin yerine gelmesi için benim birazda olsa önem verdiğim bir günü mahvediyordu.Sesli bir nefes verdim ve dolabımı açtım ve sarı kısa ve sade olan elbisemi aldım.Giyindikten sonra aynanın karşısına geçip kendime baktım.Bu sıralar sürekli yaptığım birşeydi bu aynanın karşısına geçip ne yapıcağmı düşünmek.Hayatım ne olucaktı,insanların isteklerine göre mi hareket edicektim,hayallerimin peşinden mi gidicektim,yoksa iyi bir geleceğim olması için hayallerimin üstünü kırmızı kalemle çizicekmiydim.Kahverengi uzun saçlarım dalgalar halindeydi .Güneşten açıldığı için saçlarım sütlü kahve rengini almıştı yani ne fazla koyu bir rengi vardı nede fazla açık. Açık pembe dudaklarım mutsuzluğumu, kahverengi gibi görünen ama güneşte ve ışıkta yeşil olan gözlerim ise yorgunluğumu belli ediyordu.Derin bir nefes aldım bugün yapamassam hiçbir zaman yapamazdım biliyorum.Dürüst olmak gerekirse korkuyordum,ama artık bazı şeyleride yoluna koyma vakti gelmişti.Artık kimse kimse yüzünden bedel ödemicekti,yada ben öyle zannediyordum.İçeri giren kişiye baktığımda hayatımda beni koşulsuz ve karşılıksız seven tek kişinin olduğunu farkettim.Tam ağzını açmıştıki benim cümlemle sustu."Neden cevabını bildiğin soruları sorma gereği duyuyorsun benim canım ma sœur aînée"(ablam)"onunla kendi dilinde konuşunca hoşuna gittiğini ve kendini özel hissettiğini biliyordum bu yüzden bizim için özel olan kelimeleri kendi dilimde söylemeye dikkat ediyordum.Elimdeki sarı kurdale tokayı bir türlü takmayı beceremediğimde yüzündeki gülümsemeyle bana doğru geldi elimden tokayı aldı ve gayet sakin hareketlerle soruma cevap verdi."Peki sen neden annenin sana kızıcağı şeyler yapıyosun yaramaz kardeşim"Evet ablam biyolojik ablam değildi,kanınızdan olan bir insanla istemesenizde bağ kurmak zorundaydınız ama kendi seçtiğiniz insanla aranızda bağ kurmak için hiçbir engel yoktu bu yüzden o benim iyiki biyolojik ablam değildi,çünkü o zamanda benden yararlanmak istediğini düşündüğüm o düşünce hep aklımın bir kenarında beni rahatsız edicekti."Annemin bana kızması şuan umursadığım şeylerin arasında bile yer almıyor"hem beni dinliyor hemde saçımı yapıyordu,kulağımın yanından iki tutam alarak arkada tutturdu ve kurdaleli tokayı taktı."Ama umursadığım şeylerin arasında doğum günüme değilde kıyafet defilesine çıkıyormuş gibi giydirilmiş olan ablamın kıyafetini değiştirmem bulunuyor"Dediğimde içli bir nefes verdi.Bana göre ablam çok güçlüydü her olaya karşı dik durur,kötü bir olay yaşadığında ise saniyesinde mutlu haline dönerdi böyle bir insana güçlü mü derdik,yoksa iyi bir oyuncu mu?"Böyle giyinmek zorunda olduğumu biliyorsun."Bilmiyorum abla,bilmeyi çok istiyorum ama bilmiyorum,sana belli etmiyorum çünkü neden herşeyi koşulsuz şartsız kabul etmenin sebebi ne olduğunu bulmalıyım,seni neyle tehtid ettiklerini bulmalıyım en azından sana bunu borçluyum çünkü ben senden çocukluğunu çaldım."Biliyorum"çünkü annemle kavga etmek istemiyordu,annemle kavga ederse benim üzüldüğümü düşünüyordu."Ama neden onların her dediğini yapıyorsun onu bilmiyorum sœur aînée(abla)"Cevap vermek yerine beni tekrar aynaya çevirdi ve dağınıklık içindeki masamdan,en köşedeki kağıdı kaldırdı ve kırmızı kutu ile yanıma geldi."O ne ara geldi oraya ya"diye sorunca güldü."O kadar dağınıksın ki doğum günü hediyeni saklicak en iyi yerin senin odan olduğunu düşündüm"bu kıkırdamama neden oldu,evet çok dağınıktım ve bunu seviyordum çünkü dağınıklığım içinde kendi kurduğum bir düzen vardı. Ablam evde hediyeyi heryerde bulucağımı bildiği için göz önüme koymuştu ve çok mantıklı bir karar yapmıştı çünkü o olmadığı zamanlarda odamı toplamaz herzaman dağınık bırakırdım.Annemden bu konuyla ilgili kaç kere uyarı ve azar yediğimi bilmiyordum ama ablam tam tersiydi dağınık olsam bile buna sadece güler ve her annemden azar yicekken yanımıza gelir beraber hemen toplarız veya ders çalışıyordu gibi bahanelerle annemin bana kızmasına engel olurdu ve benimle beraber benim kararlarıma uygun bir şekilde düzene sokar ve temizlerdik.Ablamı birazda olsun güldürmek için bir elimi kalbime bir elimi ise anlıma koydum bayılıyormuş gibi yaparak"Ahh seni alçak insan kalbimi kırdın ve bunun cezanısını gıdıklanarak ödiceksin"deyince gülerek kaçmaya çalıştı ama ayağındaki topuklularla ve üstündeki elbiseyle çokta mümkün olmuyordu.Yakaladım ve yatağa yatırıp gıdıklamaya başladım,insana yaşadığını hissettiren kahkahası odanın her yanına yayıldı,bu benimde gülmeme neden oldu,bu sefer o beni yatırdı gıdıkladı kahkahalarımız odadının her yanında duyuldu.İşte mutluluk bu kadar kolaydı aslında sevdiğin insanla olduktan sonra nerde ne şekilde olursan ol birşekilde mutlu oluyordun,ama gerçeklerdende kaçamazdınız malesef rüya gibi bir an yaşarken illaki o rüyadan uyanıcağınızın bilincinde olmalıydınız beni bu güzel rüyadan uyandıran ses ise annemin herzamanki sinirli olan sesiydi."Demek bu yüzden aşşağı gelemiyorsunuz boş şebeklikleriniz yüzünden"ablam hemen kalkıp kendini düzeltmeye çalışırken ben gayet sakindim.Kendini eski haline sokan ablam hemen durumu açıklamaya çalıştı"Kusura bakmayın Liana'ya hediyesini vermeye gelmiştim"Annem tatmin olmamış gözleriyle ablama bakarken göz devirmeden duramadım "Peki ben neden hiç öyle göremiyorum Alina"dediğinde artık sabrım kalmamıştı ablam her seferinde beni korumak için acı çekerken izleyici olarak kalmicaktım.-Liana bilemezdi Alina'ya bu şekilde daha fazla zarar verdiğini.-"Sanane anne ne yapıyorsak yapıyoruz hem sen saat yedide aşşağıda olmamızı söyledin şuan saat altıbuçuk."Bu sözlerimden sonra annemin gözleri artık normal bakmamaya başlamıştı, alıştıktım bana böyle bakmasına ama bende isterdim bana abime baktığı gibi sevgi ve şefkatle bakmasını."SEN HANGİ CÜRETLE BENİMLE BU ŞEKİLDE KONUŞURSUN ÇOK YÜZ VERDİK BİZ SANA DİMİ HEP ASİL ŞIMARTTI SENİ BÖYLE"yüzüme inicek tokatın acısını beklerken tokatın acısını hissetmek yerine sadece sesini duydum baktığımda ise ablamın yüzü yana yatmıştı.Yine benim için kendini yakmıştı,yine benim için gururunu incitmiş ve hiçbirşeyi olmayan bir kadından bu yaşında tokat yemişti.Başını kaldırdı ve hiçbirşey olmamış gibi."Siz inin lütfen bizde son hazırlıklarımızı yapıp geliceğiz."Annem şaşkınlıkla ablama bakıyordu,sanki ilk defa böyle bir olay yaşanıyordu aklımı kurcalamıştı sahiden ablam anneme neden cevap vermediğinde annem bu kadar şaşırıyordu. Annem itiraz etmeden odadan dışarı çıktı.Gözlerim dolmuştu ablam yine benim yüzümden zarar görmüştü bana bakıyordu ama düşünceliydi anlayabiliyordum dolmuş gözlerim ve titreyen sesimle"O aklından neler geçiyo bilmiyorum ama bunu bidaha yapma tamam mı ben hakederim ve cezamı çekerim ama sen benim hatalarımı çekicek günah keçisi değilsin abla sen benim en değerlimsin"bunu dedikten sonra bana sıkıca sarıldı saçlarımın üstüne bir öpücük bıraktı,yüzümü avuçlarının içine aldı."Senin için kendimden bile vazgeçerim nor man dar tariki man"(karanlığımdaki ışığım).Bu dahada duygulanmama sebeb olmuştu ablam bana karanlığımdaki ışığım demişti,kendi dilleri değildi belki farsça ama Rojda teyzenin isminin kökeni farsçaydı bu yüzden ablam Rojda teyzenin bu dili öğrendiğini ve konuşmayı türkçeyi sevdiği kadar severdi derdi.En kötüsüde hiçbirzaman bilemeyecekti gerçekten hangi kökenli olduğunu.Belki ailesi Rojda teyzenin ismini koyarken sadece o ismi sevdiler diye koymuşlardı veya çevreden birisinin ismi diye.Ama insan bazen kendi kurduğu oyuna inanmak isterdi işte ablam ve Rojda teyze böyle yapmıştı.Kendilerini bu hayatta her ülkede bir sığıntı olarak düşündüklerine emindim.Hatta farsça dilini kullanmayı bazen istemezdi bile çünkü farsça İranlıların resmi diliydi ve bilirsinizya işte çoğu kişi sevmezdi oraları.Ablamı gören biri ne güzel bir Rus kızı olduğunu düşünürdü veya herkezin peşinde olduğunu,ulaşılmaz birisi olduğunu.Aklımı karıştıran bir diğer konu buydu aslında ablamın kişilik özellikleri annesinin fotoğraflarına benzemiyordu yada olduğu zannettiği milletede benzemiyordu ablam evlatlık mıydı veya hangi ülkedendi aklımda dahada sonu olmayan yollar açılmıştı.Kafamın içinde dönen anılarla ablamın gülümsediğini gördüm ve ortamı yumuşatmak için"Biliyorum ağlayınca habeş maymununa benziyorum ama ağlamadım farkındaysan"ablam yine güldü benim yanımda hep gülerdi ve onun gülümsemesi insana yaşadığını hissettiren bir histi."Hadi hediyeni takalım minik ışık."Kolyeyi kutudan çıkarırken ben saçlarımı önüme alıyor ve kolyeyi incelemeye başladıyordum"Bu kolye senin için özel üretildi karanlıkta kaldığın her an parlasın ve sana hem yolunu hemde her an yanında olduğumu hissettirsin diye."Kolye gümüş bir güneş kolyesiydi ucundaki güneş özel sarı taşlardan işlenmişti, yanındaki gümüş taşlar ise karanlıkta güneş gibi parlamasına neden oluyordu.Kolyeyi takınca saçlarımı arkama aldı ve düzeltti."Abla bu-u çok güzel,hayatımda aldığım en iyi hediye"Kolyenin güzelliğinden sesim bile titremişti.Boynuna sıkıca sarıldım,nasıl yapıcaktım ona bunu nasıl yapıcaktım,sarılışıma sıkıca karşılık verdi hiç bırakmak istemiyormuş gibiydi bende abla bende hiç bırakmak istemiyorum ama bazen kendi seçtiklerimizi değil hayatın bize seçenek sunmadan yürümemizi istediği yoldan gitmek zorundaydık.Bu yaptığım için umarım birgün beni affedebilirisin.Yavaşça geri çekildi"Hadi minik ışık gitmeliyiz artık"cevap vermek yerine sadece uflamayı tercih ettim"Uflama minik ergen hadi bugün tam onbeş oluyorsun bunu deliler gibi eğlenerek kutlamalıyız"dediği ise sadece dalga geçiyormuş gibi gülmeme neden oldu "Aşşağıdaki sadece kendi çıkarlarını düşünen,insanlıktan nasibini almamış geri kafalı embesillerlemi bu dediklerini yapıcaz"Bu sözlerden sonra ablam birşey demek yerine sesiz kaldı.Çünkü biliyordu ordakilerin insan değil çıkarcı psilikler olduğunu.Ama ablam sanki daha derin şeyler düşünüyordu ablam seni bu kadar düşünmeye iten neydi,neyi bu kadar düşünüyorsun bu hali aklıma sonu görünmeyen bir yol daha açmıştı.Ellerini tutup kendine gelmesini sağladım"Bugün herşey değişicek abla merak etme"Siyah dikdörtgen gözlüklerimi aldım son kez ablama kocaman gülümsedim ve gözlüğümü takıp odadan çıktım.Gözlerimin dolmasını kimse görmesin diye gözlük takmıştım ama insanlar sadece eğlence olsun diye taktığımı düşünürlerdi,zaten bende onu istiyordum.Aşşa kata ilerlerken gözlerimi kırpmamaya çalışıyordum sanki kırparsam patlamış ve asla durmicak musluğun ağzını açmış olucaktım,bu sırada aklıma o anım gelmişti.Birgün bisiklet sürerken bisikletin frenleri tutmamış ve ağaca çarpmıştım o acıyla beraber ağlamaya başlamıştım annem ise dakikasında yanıma gelip beni eve sokmuş ve korumalara bunu kimsenin görmediğinden emin olmalarını istemişti ve beni o kadar azarlamıştı ki neye uğradığımı şaşırmıştım.Onu ilk defa bu kadar sinirli görmüştüm bana belki fiziksel bir zarar vermemişti ama sözleri bıçak gibi kesmişti beni.Azarlaması bittiğinde ise hiçbirşey olmamış gibi sigarasını yakıp içmeye başlamıştı,bende kendime gelip anneme bir soru soru sormuştum.İlk defa bana düzgün bir cevap vermişti o yüzden o günü her detayıyla hatırlıyordum ve asla unutmicaktım.Anneme sorduğum soru ise "ağlamak güçsüzlük müdür yoksa birinin yanında ağlamak güçsüzlük müdür."Annem ise derin bir nefes çektiği sigarasından dumanı üflerken bana dönmüş ve soruma cevap vermişti."Ağlamak her türlü bir güçsüzlüktür,ama ondan daha beter bişey varsa ise kendi yaptığın bir hataya ağlamaktır Liana.İnsan başkaları yüzünden acı çekip ağlarsa yine bir nebze kabul edilebilir,ama kendi hatana ağlarsan bu seni gülünç duruma düşürmekten başka birşey olmaz."Bunlar ise son sözleriydi,anlamıştım sanki hiçbirşey yaşamamış gibi odadan çıkmıştım, çocuklukya işte o zamanlar güçlü olduğumu zannetmiştim çünkü ablamın odasına kadar ağlamadan durabilmiştim.Ablamın odasına girdiğimde ise yatağında kitap okuyordu beni görünce kitabını komidinine bırakmış ve beni incelemeye başlayınca dizimden akan kanı görünce hemen ayağa fırlamıştı yanıma gelince bana kocaman sarılınca ise sesli bir şekilde ağlamıştım ablam ise saçlarımı sevmiş dizime pansuman yapmış ve saçlarımı okşarken uyuya kalmıştım.Ben buydum aslında güçlü falan değildim küçücük bir ilgi görünce hemen yelkenlerimi indirirdim, galiba annem haklıydı kendi hatalarına ağlayan bir insan gülünç olmaktan başka birşey olmuyordu.İşimi halletmeden önce gelen mikrofon sesiyle o yöne döndüm"Sevgili konuklarım sözlerime başlamadan önce hepiniz davetime teşrih ettiğiniz için teşekkür eder saygılarımı sunarım"öne doğru saygı anlamında hafifçe eğildi ve alkış tufanı koptu.Annem sanki bunların yaratıcısıydı ve burdaki insanlarda programlı robotlarıydı"Hepinizin buraya gelme amacı güzeller güzeli Laina'mın 15.yaş günü partisi ama kim bilir belkide sadece yeni yaşlara değil yeni olaylarada tanık oluruz"deyince herkezden gülme sesi geldi.Komik miydi peki ben neden hiç gülmemiştim"Hepinize iyi eğlenceler ve iyi bir akşam geçirmenizi diliyorum"Diyerek kürsüden indi ve kapıdan gelen kişiye yaklaştı evet bu kişi benim üvey babam Asil'di.Kendi babam değildi benim babam kimdi şuan nerdeydi bilmiyordum bile annem bu konu hakkında asla konuşmaz vede konuşturmazdı.Asil'in yüzünde harika bir gülümseme vardı ama onu dikkatli inceleyince özellikle o gece rengi gözlere bakınca birşey olsada bu olaydan kurtulsam diyordu herkez anlayamazdı sadece gerçekten bakan insan anlardı bu bakışı o hala karısı Rojda'yı seviyordu peki neden annemle evlenmişti yada Rojda şuan nerdeydi gerçekten kendi mi ölmüştü,yoksa öldürülmüşmüydü hepsini öğrenicektim bu hayatıma mâl olabilecek olsa bile.İkisi mutlu bir tango dansı sergilerken bakmaya kokrtuğum ama gözlerim istemsizce o yöne döndüğü ablama baktım.Yüzünde hafif bir gülümseme vardı dışardan gören bir insan duygusal bir şekilde,danslarını seyrettiğini zannederdi ama o başka bir şekilde bakıyordu sanki.İnsanı ele veren en önemli özelliği gözleriydi,ağzını kapalı tutabilirdi,kulaklarını kapatabilirdi ama gözlerini yerinden çıkarmadığın sürece korkularınıda,sevginide,şaşkınlığınıda,mutluluğunuda kısacası yaşadığın her duyguyu gözlerin ele verirdi.Herkeze son kez baktım ve kendimi arka odaya attım vakti gelmişti artık buraya kadardı.Odaya sakladığım bıçağı aldım Leyla gelmeden yapmalıydım,derin bir nefes aldım.Yaşamadığım gençliğim ve geleceğim arkamda durdu,kurtulamadığım geçmişim ise tam önümde.Gözlerime yaşlar doldu ellerim titredi,bacaklarım vücudumu daha fazla taşımadı ve beni dizlerimin üzerine çökertti.Başımı bileklerime eğmiştim,gözlerimdeki yaşlar sanki kesmem gereken bir çizgiymiş gibi bileklerimden kayıyordu daha fazla düşünmedim tam bıçağı o çizgilere değdiricektimki açılan kapıyla elimdeki bıçağın alınması bir oldu,yine korkaklığım tutmuş becerememiştim,size demiştim güçlü değildim sadece bu kanlı tiyatro oyunundaki oyuncular kadar iyi bir oyuncuydum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.