İçeriğe geç

HAYALİN GERÇEK OLMA İHTİMALİ

Bölüm 1 · 3 dk okuma

HAYALİN GERÇEK OLMA İHTİMALİ

Bölüm 1

GİRİŞ

🏖️

Sonbahar güneşi hep gökyüzündeydi gün boyu, akşamında bulutlar, güneşin üstünü kapladı ve gerçek kimlikler karanlıktan cesaret aldı.

Karanlık onları gerçekten gizliyor muydu?

Çoğu kötülük gece oluyordu, sinsice yaklaşıyordu yanımıza kötülük abidesi insanlar.

Kötülüklerin canlılık kazanmasını sağlayan şey bizim varlığımızdı. Eğer biz olmasak, kötülük bize ne yapabilirdi?

Karanlık bütün günahları saklar mıydı bilmem. Sadece benim o gece kalbimi ayaklar altına alan onu unutmazdım.

Uras. Sevdiğim adamdı.

Yani sanırım...

Birkaç aydır devam eden sevgililik ilişkimizin, bilmem kaçıncı buluşması için güneşin söndüğü vakti yani akşamı seçmiştik.

Yavaş yavaş kışa geliyorduk. En sevdiğim aylardı sonbahar kış ayları.

Kasvet vardı havada, soğuktu herkes. İnsanların olduğu gibi.

Akşam onunla çarşının merkezinde buluştuğumuzda önce kahve içmiştik. Akşam boyu durgun olması zaten beni işkillendirmişti.

Onunla ayrılmadan önce çarşıda öylesine yürürken bana "ayrılmak istiyorum." Dedi.

Hah, bununla yetinmedi.

"Seni sevmiyorum artık, sevgim tükendi," dedi.

Gerçekten de insanları birbirine bağlayan duygu biter miydi? O bağı bir makas misali keser miydi?

Bununla da bitirmedi.

"Sen... Anlarsın ya kim neden sevgili olabilir seninle? Diğerleri gibi değilsin. Bu seni farklı kılıyor fakat özel kılmıyor... Bunlar benim düşüncem tabii."

O da ne diyeceğini bilemiyor gibiydi.

Fakat konuşmasını iyi biliyordu, can acıtmasını daha çok.

Bana kendi bakış açısına göre tavsiyelerini verdikten sonra utanmadan elini omzuma koymak istedi.

Ona çarşının ortasında damga olacak ve her geçtiğinde beni hatırlayacak olmasını dileyerekten yanağına sağ elimle vurdum.

Ayıp olmasın diye tokat demiyorum.

Yoksa tekme tokat girişmiştim.

Ona daha beterini yapmamak adına arkamı dönüp hızlı adımlarla otobüs durağına yürürken duygu zelzelesi yaşıyordum tamamıyla. Her şey bir anda olmuştu.

Gözlerim dolarken, göz dolma nedenim kesinlikle benden ayrılması değildi. Nedeni bilinmez onun benden ayrılmasına zerre içim cız etmemişti. Belki de daha önceden hazırlamıştım kendimi veya sevmemiştim bende onu.

Şuan ağlama nedenim bambaşka bir boyuttu. Eminim ki hiçbir kız, eski erkek arkadaşından duyacağı hakaretlere maruz kalmak istemezdi her ne kadar sevmese de...

Kuruyan dudaklarımı akan gözyaşlarım ıslatırken yolumu gödemeyecek kadar bulanıklaşmıştı etraf.

Artık dudağın olduğu sokağa girmiştim ve çarşıdaki kalabalık burada yoktu.

Tek tük geçen araba sesleri ve motor sesleri vardı sadece.

Gözyaşımı elimin tersiyle sildikten sonra yeri dolmadan hemen önce saate baktım.

23.30

Gece yarısına geliyordu saat.

Telefonu kapatmadan önce duvar kağıdında olan fotoğraf beni iyice içine çekerken telefonu cebime atıp hıçkırı hıçkıra ağlamaya başladım.

Duygu boşalması mı diyorduk buna?

En alasından vardı.

Otobüs durağına yaklaştığımda kimsenin olmadığını bilerek kendimi durdurma yetine girmedim.

Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu, hıçkırıyordum. Saçlarım dudaklarımın arasından yıl almıştı. Maskaram yüzde doksan dokuz ihtimal yanaklarıma renk vermişti ve gözlerim sulu suluydu.

Tam bir erkek arkadaştan ayrılan kız havasına girmiştim.

Hıçkırıklarım feryada dönüşürken birkaç aydır içimde tuttuğum ne varsa sanki boşaltıyor gibi hissediyordum.

Kendime gelmem gerekiyordu.

Durağa biri gelse bana soru sorabilirdi, o zaman daha rezil olurdum.

Kazağımın koluyla gözlerimi sildiğimde hiç geçmediğini bilsem de bunu umursamadan cebimdeki telefona uzandı cebim.

O sırada yanı başımdan gelen sesle yerimden sıçrayarak oraya döndüm.

Önceden önlemimi alıp ağlamayı kesmem iyi olmuştu.

Lakin döndüğüm tarafta yayılmış, rahat bir tavırla otobüs durağında ki tahta oturağın ortasına oturan benden birkaç yaş büyük gösteren çocuğu görünce bakakaldım.

Ne dediği aklımdan uçup gitmişti o an.

Birkaç dakikadır burada oturuyorsa hiç iyi şeylere şahit olmamıştı.

Kafasındaki beyaz sweatın kapüşonundan yüzünü gizleyen şapkayı saçlarına doğru çekerek yüzünü açıkta bıraktı. Artık sadece saçları şapkayla çerçevelenmişti.

Onun gözlerine baktığım an aklım aylar öncesine gitti.

Olduğum yerde kala kaldığımda öylece çocuğun gözüne, göz çevresine ve saçına bakmaya çalıştım. Dudaklarım iki yana açılmış, dili tutulmuş bir şekilde dururken çocuğa bakıyordum.

Sadece, çocuğa, bakıyordum.

Şaka mıydı?

Arabaya mı çarpmıştım?

İnsan ölünce ne çok istediği şeyin yanına mı gidiyordu?

Yoksa yıllardır aradığım şans benim en kötü günümü güzelleştirmek için bana mı vaat edilmişti?

Çocuğa dakikalar boyunca şaşkın gözlerle bakmaya devam ettim. Uzun bir süre olmuş olacak ki tekrardan o dudaklarını araladı. Unuttuğum soruyu yeniledi.

"İyi misin?"

İtfaiye, 112 herneyse. Hemen buraya takviye serum. Tam damarımdan. Bu nasıl bir şanstı. Bu halüsinasyon olabilir miydi? İmkanı vardı. Yanıyordum, ölüyordum. Kalbim köz gibi yanıyordu.

Ben kelimenin tam anlamıyla delirmek üzereydim, hangi duyguyla mı?

Aşk.

İmkansızlık?

Hayal?

Herneyseydi, bu gece benim miladımdı.

Hayaller gerçek olmuştu veya ben arabaya çarpıp ölmüştüm. Bunu birazdan öğrenecektim.

Hafiften esen rüzgarlı bir gecede, ben umutsuzluğa çekilirken bir umut eli gelip beni kaldırmıştı.

O umut eli beni hiç bırakmasındı.

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.