Gözlerimi açtığımda onu karşımda görmüştüm. Yüzü net değildi ama oradaydı; sanki odanın ışığı onun etrafında toplanmış gibiydi. Kalbim hızlandı ama korkmadım. Tam aksine, garip bir tanıdıklık çöktü içime.“Senin adın…” dedim. Sesim düşündüğümden daha zayıftı.
Adımı söylemeden önce sustum. Çünkü o an, adımın onunla birlikte anılacağı gerçeğini kabullendim. Bu basit bir tanışma değildi. “Arden.” Kelime odada yankılandı. O ise gözlerini kapattı. Ve ben, o an çıkmam gerektiğini anladım.
Kapıyı kapattığımda koridorun soğukluğu yüzüme çarptı. Hastane ışıkları her zamanki gibi parlaktı ama içim karanlıktı. Ne yaptığımı bilmiyordum. Sadece çıktım. Durdum. Sonra tekrar yürüdüm. Bu kadarını planlamamıştım. Hiçbir şey planlamamıştım. Ona ilk baktığım gün aklıma geldi. Sahadaydı. Kimse fark etmemişti ama ben etmiştim. O gün bir şey değişmişti. Şimdi anlıyordum. VIP odasından izlemek güvenliydi. Mesafeliydi. Kontrol bendeydi. Ama hastane koridorunda kontrol yoktu. Onu kucağıma aldığım an… o an sınırı geçmiştim. Doktorun bakışı hâlâ aklımdaydı. “Sorumluluğu alıyor musunuz?” demişti. Evet. O kelimeyi yüksek sesle söylememiştim ama içimde netti. Arabaya bindim. Kontağı çevirmedim. Direksiyona baktım. Sonra ellerime. Titriyordum. Bu bir futbol maçı değildi. Kazanmak ya da kaybetmek yoktu. Bu, geri dönüşü olmayan bir çizgiydi. Telefonum titreşti. Kulüpten mesajdı. Okumadım. Onu izlediğim her an aklıma geldi. Sahada nasıl durduğunu. Topu ayağına aldığında zamanın nasıl değiştiğini. Bu bir hayranlık değildi. Bu, dikkatle başlayan bir şeydi. Ve dikkat, tehlikelidir. Çünkü bir süre sonra başka hiçbir şeyi göremezsin. Günlerdir nereye gittiyse aklım oradaydı. Bunu kendime itiraf etmemiştim. Şimdi ediyordum. Hastane odasından çıkarken arkamı dönüp bakmadım. Bakarsam geri döneceğimi biliyordum. Ve dönmek… şu an için doğru değildi. Araba hareket etti. Şehir aynıydı ama ben değildim. Onun adı dudaklarımda kaldı. Arya. İlk kez bir isim bu kadar ağır gelmişti. Takıntı kelimesi aklımdan geçti. İtiraz ettim. Henüz değil, dedim kendime. Ama bir gün olacağını da inkâr etmedim. Eve vardığımda ışıkları açmadım. Karanlıkta oturdum. Saatler geçti. Uyumadım. Çünkü gözlerimi kapattığımda onu görüyordum. Gözlerini açtığı anı. Adımı sormasını. Adımı söyleyişim. Bu bir başlangıçtı. Bitti sanılan her şey aslında orada başlamıştı. Ve ben, ilk kez bunu durdurmak istemedim.
Günler geçti. Hastaneden çıktım. Antrenmanlara döndüm. Hayat devam ediyordu gibi görünüyordu. Ama içimde bir boşluk vardı. Sanki bir sahne yarım kalmıştı. Onu bir daha görmedim. Ama ismini unutmadım. Takım grubuna mesaj düştüğünde kalbim hızlandı. Maç takvimi paylaşılmıştı. Telefonu biraz daha yaklaştırdım. “Acaba bu maç hangi takımla?” dedim kendi kendime. Ve o sorunun cevabından korktuğumu fark ettim.
