İçeriğe geç

Hayaletimi Kurtarmak

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Hayaletimi Kurtarmak

Bölüm 4

Geçmişin Mezarı

Karşımda hazırladığım kahve fincanını avuçlarının içine alan polis memuru, az önceki karıştırmasından kalan minik dalgalanmaları izliyordu. Boğazımdaki yumru ile kafamı yere eğdim, hayır bu konuşmayı başlatan ben olmayacaktım. Ben bu kararlılıkla poliste bir hareket beklerken o parmaklarını birkaç kez kupaya vurup derin bir nefes verdi. İşte tatlı eziyetim yeniden başlıyordu. Acıyla gülümsedim sonuçta daha önce yaptıysam tekrar yapabilirdim.

“Yani eski ifadeniz ile tekrar aynısınız?”

“Gerçek olmadığından bir şüpheniz mi vardı ki?”

“T-tabii ki hayır. Bunca zaman sonra hatrınızda değişenler olmuştur diye düşünmüştüm.”

“Tüm bunlar… Benim için unutulmaz şeylerdi.”

Kafamı eğip sessizlik içinde bekledim. Benim suskunluğuma yanıt olarak polis de sessizce kahvesinden yudumlar alarak eşlik etti.

“Tüm bu olaylar… Hepsi… Küçük bir çocuk için çok zor olmuştur.”

“Öyle.”

“Bu kötü dava için rahatsız ettiğimden dolayı kusura bakmayın, tekrar özür dileriz.” yavaştan toparlanmaya başladı.

“Bayım!”

“Buyrun?”

“Bunca zaman sonra yeni bir gelişme mi var, neden tekrar soruşturmaya başladınız?” işte soruyu sormanın tam zamanıydı, tam isabet!

“Baştaki kişi değişti. Dosyaları karıştırıp durdu, işkoliğin teki, ve bu davaya taktı sürekli geçiştirilmiş bir dava olduğunu sayıklayıp duruyor.” çantasının tokasını taktı ve ceketini çekiştirerek düzeltti.

“O zaman… Umarım, umarım ki artık tüm gerçekler gün yüzüne çıkar.” gülümseyerek ben de ayaklandım ve kapıya kadar memuru geçirdim.

Polis memuru gittikten sonra kanepeye tekrar yığıldım. Loş büyük salonda tekrar aynı çığlıklar, tekrar ve tekrar… Asıl çığlıklar senelerce aklımda yankılanarak duyuluyordu. Bazı şeyler vardır ki her zerrenize işler hatta onlardan kurtulmayı dilersiniz ancak o kadar zerrelerinize işler ki artık onlar olmazsa siz siz olamazsınız. İşte öyle benimsemişti ruhum tüm bunları. Yutkunarak etrafa bakınırken ayağa kalktım kahve kupalarını kaldırmak için mutfağa döndüm. Ensemdeki esinti ile yerime çivilenmem ise kaçınılmaz olmuştu. Doğru o vardı değil mi? Hayatım nasıl bir yola çizildiyse hep bu eve varıyor zaten bu ev de böyle trajikomik (!) olaylara dünden razı. Duyuyordu biliyorum, sanki hızla atan kalbime bir deva olmasını diler gibi derin bir nefes aldım.

“Adımlarım ne kadar farklı olursa olsun mutlaka yolum sana düşecek değil mi?”

Artık ne kadar sakin olabilirsem o kadar yavaş adımlarla mutfağa ilerledim. iki kupayı da makineye yerleştirdiğim sırada varlığını hissedemeyip kaslarımın rahatladığını hissettim. Doğrulup bıçakların olduğu yere gittim ve birinin sapını kavradım. Bir silahtansa bir bıçak her zaman daha güvenlidir. Ölüm değil acı korkutur, ne kadar acı vericiyse o kadar mükemmeldir. Yavaşça birini çektiğimde mutfak kapısı sertçe kapandı. Sıçrayarak ardıma döndüm, birkaç adım daha gerileyip sırtımı duvara vermeyi denedim ama göremediğim bir şeye çarptım. İşte şimdiye dek kestiğim cesurluk raconu bir kez daha yerle bir oluyordu. Sertçe yutkundum o kadar sertti ki boğazımda büyüyüp boğazıma bir kesik açılıyormuş gibi acıttı. Titreyen ellerimdeki bıçak birkaç kez kontrolüm dışında bacağıma sürttü. Omuzlarımı dikleştirip arkamda dikilen ona fısıldadım “Neden?” neden ben, neden şimdi, neden böyle bir korku?..

Hafif bir kıkırtı ile kulağımın ardına üfleyip tekrar yerimden sıçramama neden oldu. Ani bir deli cesareti ile arkama döndüm ve anında tekrar bir kırılma sesi duydum. Kenara dizili cam kavanozların hepsi yerdeydi. Kafamı sağa çevirdiğimde duvara yazılmış yazıyla bedenimin uyuştuğunu hissettim.

“Babacığın nerede?”

İçimde kalmış tüm cesaret kırıntıları un ufak olmuş rüzgarda savrulmuş, bir kuşun midesine girmeye bile yarayamayacak kadar tenhalara sıkışmıştı. Az çok saklamayı ümit ettiğim titreyen ellerim artık saklanamayacak hale gelmiş, tüm bedenime yayılmıştı. Koşmak gitmek istiyordum ama adım atmaya mecalim yoktu. Bir bedene sığıp bir şehre sığamamak gibi. Soluma dokunan ufak bir temasla başımı sola çevirdim.

“Seni koruyacak babacığını çağırsana Eliz, hadi.”

Geri geri yürüdüğümde tökezledim. Gözlerim elimdeki bıçağa ulaştı, canını yakarsam gider miydi? Öldürsem kurtulur muyum? Ya o zaten ölüyse?

O muydu, ölüler geri gelir miydi? Gözlerimden akan yaşlarla bacaklarıma sarılmış ağırlıklar çözüldü. Bodruma koşmaya başladım. Sadece koşmayı gitmeyi arzuluyordum ta ki aynadan yansımamı görene kadar. Duraksadım, gözlerime baktım. Küçük bir çocuk gibi korkuyla parlıyorlardı o ise hissediyordum… Oradan, merdivenlerin tepesinden beni izliyordu. Zevk mi alıyordu? Aynanın yanındaki çekmeceden anahtarı aldım ve titreyen ellerimle anahtarı bodrum kapısının deliğine sokmaya çalıştım. Tık sesi ile deliğe oturduğunu anladığım anahtarı hafif bir duraksamayla çevirdim.

Gıcırdayan kapı yavaşça geri geri açıldı ardından beni içeri davet eder gibi çat diye duvara çarptı. Hayır, bu saatten sonra geri dönmem. Tereddütlü adımlara lüzum yok ve bu bana cesaret verir mi bilmiyorum tüm mantığımı zaten çoktan kaybetmiştim. İçeri girdikten sonra biraz daha ilerledim, önümde karanlığa uzanan merdivenlerin başına oturdum. Minik bir mırıltının kimseye zararı olmazdı. Gülümsedim küçükken her burada kaldığımda mırıldanırdım sanardım ki canavar ya sesimden nefret edip kaçacak ya da sesimden mest olup bana zarar vermekten vazgeçecek. İşin kötü yanı canavar hangisini tercih ederdi bilemezdim ve çıkana kadar şarkı söylerdim. Canavar sesime mest olur ve susarsam bir kalkanım kalmazdı üstelik işin ucunda korku var. Kıkırdayıp gülümsedim. Bazen kendimi dışardan izliyor gibi hissettiğimde deli olduğumu hissediyordum, evet gülmenin tam sırası. Kalkıp kenardaki dolaptan fener mumu alıp yaktım, yoluma ışık olması içi geleneksel yollara ihtiyacım var, mumları tercih ederim. Karanlığa inen merdivenleri aydınlatarak son basamağı da indim.

Kenara doğru açılan kare odadan içeri girdim. Hafif nemli koku içeriyi iyice boğmuştu. Mırıldandım “Burada mutlu musun?” sanki bir cevap almayı bekledim gibi hissettim ancak ardımda hissettiğim varlıkla titrememin artıp kalp atışlarımın bedenimi sarstığını tekrar hissettim. Ardıma dönmeden onu gömdüğüm yere geldim. Önüne bıçağı attım ve kenarına oturdum.

“İstediğin intikam mı?”

Hala cevap yoktu zaten bu adamın bir amacı yoktu ki, sadece berbat bir varlıktı.

“Ne o kızını karşılık olarak öldürmeyi düşünüyorsun diye düşünmüştüm ama… Doğru intikam gözlerdeki korkuyu görmeden geçmez değil mi?” yanıma diktim gözlerimi.

“Kusura bakma aynı bıçak değil ama…”

TAAAK!

ardından dönen anahtar sesi…

KLİK KLAK!

Yutkundum yeniden ve yeniden. Titreyen bedenimle bıçağı kavradım. Keşke… Keşke aynı o gece olduğu gibi kalbine tekrar tekrar sokabilseydim bu bıçağı. Diner mi öfkem bilmiyorum, dinmedi. Tek bildiğim asla alamayacağım intikamların kalbimdeki ateşi. Merdivenden gelen adım sesleri ile kalktım odanın en köşesine geriledim. Yavaş yavaş çığlıklar beynimde uğuldamaya başlamıştı, kenara koyduğum mum sönmüştü. Doğru o hep gelirken ir rüzgar eser o mum söner. Ben zaten hep onu beklemiştim iyi ya da kötü. O benim benliğimi var eden zerrelerime işlenen şeydi. Ben onu beklemiştim, ben onun gelmesini beklemiştim, ben o mumu oraya tekrar koymayı tekrar o kapının üstüme kapanmasını beklemiştim, ben onun tekrar gelirken mumu söndürmesini beklemiştim. Ben BABAMI beklemiştim. Her anımda her zamanımda; ne yaparsa yapsın ne kadar canımı yakarsa yaksın onun varlığını ummuştum. Acı veren yaşatır. Kenardaki tozlu aynanın üstündeki örtü sıyrıldı yavaşça yere düştü. O hep nasıl bir harabe olduğumu görmem için burada olurdu. Geriledim, ayağım eski halata sürtündü. Azıcık çekiştirsem yırtılacak bir halat ama benim için dünyanın en sağlam halatı. Sonuçta ne kadar güç uygularsan yırtılır meselesi değildi olay ona cüret edip edemeyeceğimdi. Her zaman oturduğum soğuk zemine çöktüm. Bitmek bilmeyen ayak sesleri ve çığlıklar. Adım sesleri yaklaştığında en köşeye iyice sinip kafamı dizlerime gömdüm. Görmezsem daha az acıtırdı bir umut. Orda izleyen o şey yaklaştı. Dibimde varlığını hissetmeye başladığımda sesler daha çok arttı, penceresiz karanlık odaya uğultulu bir rüzgar girdi.

Alışılmış hıçkırıklı ağlamalar ve yalvarmalar döküldü dudaklarımdan. Asla cesur olamayacaktım, sadece denemiştim. Çıkmak isterken hep kendimi burada bulmuştum. Sadece yalvarıyordum hem de neden yalvardığımı bilmeden, sadece acının geçmesini istiyordum.

“N’olur çıkar… Bırak onu, söz veriyorum yapacağım.” evet ben onu korumak için yalvarıyordum.

“Bırak onu… Yalvarırım.”

Önümde dikilen o şey eğildiğinde kalan son gücümle mırıldandım.

“Söz veriyorum… Canını yakma, ne istersen yaparım. Dur baba… Lütfen.”

Birden duran çığlıklar ve rüzgar kesildi. Hafif bir hışırtı duydum. Bekledim. Sakinleştiğimi hissettiğimde kafamı kaldırıp çevreme bakındım. Mum tekrar yanıyordu. Kapıya gidip çıkmak istedim ama kalkacak gücü bulamadım kendimde. Soğuktu burası, nemliydi aynı bir mezar gibiydi. Çıkmazsam bana da mezar olurdu ama çok da kötü bir fikir gibi gelmedi.

Tekrar kalmayı denedim, olmadı. Anahtar yoktu yanımda zaten dışarıdan kilitlenmişti. Yorgunluk karabasan gibi çöktü üstüme, karanlık aldı götürdü. Merak ettiğim tek şey gözümü tekrar açar mıyım oldu.

*****

Uyandığımda gözlerimi açmayı beklemiyordum. Hiçbir şey beklediğim gibi değildi. Yatağımdaydım, sıcak bir yatakta sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi. Birden kalktım ve etrafa bakındım. Saat öğleni de geçmişti. Ne olmuştu ne bitmişti bilmiyorum ama böyle uyanmak en son beklediğim şeydi. Koşar adımlarla bodrumun kapısına gittim. Kapı kilitli anahtar ise kapının önündeydi. Dün oturduğum koltuğa tekrar yığıldım. Polis memurunun kupasının altında birikmiş kahve çember halinde kurumuş dünden bir iz bırakmıştı. Öne doğru eğilip ellerimi saçlarıma geçirdim. Tüm gerçeklik algım yok olmuştu. Bıçak… Bıçak hala bodrumda olmalıydı ki görsem tüm gerçeklik benim için kanıtlanırdı. Ayrıca mum da vardı. Ne hoş gidemeyecek kadar korkuyorum.

Peki nasıl gelmiştim? Karşı koltukta hissettiğim varlıkla geriye doğru yaslandım.

“Beni sen mi çıkardın oradan?” doğrusu zaten bir cevap vermeyecekti biliyordum ama yine de nedensizce sordum. Gülümsedim.

“Yani sen o adam, babam değilsin.” sanki görebilecekmiş gibi kafamı ona çevirdim.

“O olsaydı sadece ölmemi beklerdi, çok saçma ne diyeceğimi bilmiyorum ama…” cümlemi yarıda kestim. Bir kahkaha tufanı alıp götürdü beni.

“… Sayende buradayım. Öldürmeyen acı yaşatır ha!”

Yorgundum. Ayağa kalktım zaten şu an yaptığım her şey mantık dışıydı. Merdivenlere doğru yürüdüm sonrasında ardımdan geldiğini hissetmemle geriye dönüp baktım. O da durdu. Adımlarımı daha da hızlandırıp yatağıma doğru yürüdüm.

Uykuya düşerken saçlarımın arasında gezinen bir el hissetmemle yerimden sıçrar gibi oldum. Gözlerimi araladım sonra geri kapattım. Bir gün her şey bir rüyadan ibaret olacaktı.

~~~

Bölüm sonu

3 yorum