İçeriğe geç

Hayaletimi Kurtarmak

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Hayaletimi Kurtarmak

Bölüm 3

Yansımadaki Cinayet

Akan zamanda dönen yelkovana dalmış sanki içinde çalkalanan bir okyanus varmışçasına titrerken kapıdan gelen 'klik' sesi ile bakışlarımı kapıdan yana çevirdim. Elimdeki bıçakla bomboş bakan beni gören Melissa aceleyle kapıyı örtüp çantasını yere attı. Öylece hiçbir şey söylemeden ona bakmaya devam ettiğimi görünce tereddütle yerinde durakladı ardından hafif koşar adımlarla yanıma yaklaşıp dizimin dibine çöktü.

"Eliz!"

Gözlerinde anlamlandırmadığım bakışlarla gözlerimin içine bakıyordu. Sanki gözleri titriyordu aynı sesi ve nefesi gibi. Bir insanın gözleri nasıl titrerdi bilmiyorum ama bunu başka anlatacak kelimeyi daha öğrenmemiştim, tabii anlatacak bir kelime dünyada varsa.

Hiçbir şey demeden gözlerine kök gibi yayılmış kahve ve yeşil renklere baktım. Bunca zamandır yanımda olan kişiden şüphe ettiğim için utanmalı mıydım? İçimde savaşan iki yanımla gözlerim doldu. İçimde savaşan iki tarafım da özünde iyiydi ama herkesten şüphe eden korkan ve korktukça hırçınlaşan tarafımdan ayrıca nefret ediyordum. En çok da onu seviyordum. Her zaman haklıydı, herkese güvenen o çocuksu yanımın tersi olsa da yıkıldığımda çocuksu güler yüzlü yanım köşesinde ağlarken beni kaldıran o olurdu. Bilirdim ki o, diğer tarafımdan daha da yıkılırdı daha da kırılırdı ama, sanırım asıl sevme sebebim de bu, her zaman gücünden taviz vermezdi. Ve... Böylesine hırçın olmasına diyecek hiçbir şeyim yoktu, sonuna kadar haklıydı. Aynı sürekli tekme yemiş bir hayvan gibi. Önce sevgi doluydu net değil ama hatırlıyorum, çok eskidendi. Sonra ilk tekmesini yedi ve dedi ki "Sanırım hayatta böyle kötü şeyler de varmış." sonra bir tekme daha ve yine aynı sözler. Bir tane daha bir tane daha derken mahvolmuş kendine baktı ve son sözünü söyledi "Dünya berbat değil ama... Mükemmel de değilmiş ha.". Her zaman umuduyla kalktı sonra bir daha tekme yememeyi öğrendi. Gelenin ayağına baktı gidenin yoluna. N'olursa olsun şu anki durumundan utanç duyuyor olmalı. Utanç duyuyorum. Sadece yok olmayı ya da birden onunla tüm bağımı kesmeyi arzuluyorum çünkü onun ihanetini görmektense beni kör bir bıçakla parçalara ayırmasını tercih ederdim.

Yavaşça bıçağın sapını sıkıca tuttuğum elime dokundu. Dokunuşu ile sıkılmaktan beyazlamış parmak boğumları gevşedi ve temkinlice bıçağı ellerimden aldı. Bıçağı uzak bir yere hızlıca koyup yanıma oturup bana sarıldı. Titreyen ve buz tutmuş bedenim gevşedi, hiç beklemediğim bir anda dudaklarımdan çıkan bir hıçkırık eşliğinde sıcak göz yaşları döküldü. Ne ara gelmişlerdi haberim bile olmadı oysaki. Fısıltı ile çıkan sesi saçlarıma dolanıp gitti "Özür dilerim, özür dilerim..." derin bir nefes aldı ve devam etti "Sadece sana sonra vermeyi planlıyordum. Şimdi bıçağı görürsen tekrar gerilirsin diye düşünmüştüm, özür dilerim.". Utanç hala bedenimde tazeyken arsızca rahatlamaktan kendimi alamadım. Ne kadar ağladım onu bile bilmiyordum ki karşıdaki ufaktan kendimi görebildiğim aynada neredeyse tüm gece beklememin üstüne eklenmiş ağlamamın nasıl beni mahvettiğini fark etmemek için aptal olmam gerekirdi. Sahi beklemek demişken o varlık nereye gitti? Onu hissedemiyordum sanırım gitmişti.

Yavaşça Melissa'nın kollarından çıkıp çatallı kısık bir sesle özür diledim. Sanki asıl özrümün nedenini anlamış gibi "Haklıydın, herkes böyle yapardı." dedi. Gözlerimin içine bakıp "Saat kaç oldu bence artık dinlenebiliriz." diyerek gülümsedi. Konuşacak kadar enerjik hissetmediğim için başımı salladım. Uyku tüm acılarımı iyileştirmezdi ama yarın onları saklamak için güç verirdi.

Uyandığımda ağrıyan gözlerimi araladığımda saatin öğleyi biraz geçtiğini gördüm. Bu aralar gözlerim hep ağrıyarak uyanıyordum biraz enerji vakti. Telefonumu elime aldığımda direkt üstüne yazılmış bir not buldum.

"Notları görmediğin için artık buraya yapıştırıyorum. Keşke notlara da gülmek için random atabilsek, neyse, yüzüne buz maskesi yapmayı ve kahvaltını atlamamayı unutma."

Gülümsedim. Hala içimdeki en kuytu köşeler şüphe içinde tetikteydi ama güvenmek sanırım buydu. Sadece beklemeyi seçiyorum. Boğazımı temizleyip yataktan doğruldum ve banyoya gittim. Elime değen soğuk suyla titredim, eh en azından soğuk su gözlerime iyi gelirdi.

Birden arkamı döndüğümde aniden hissettiğim varlıkla yerimden sıçradım. Yine mi o? Dişlerimin arasından nefes verip sesimi yükselterek "Yalnız bu kahpeliği Brütüs yapmamıştır ha!" diye bağırdım. Bir an kendi lafımı düşünüp güldüm. Sanırım biraz daha kenara kaymıştı ben de fırsattan istifade banyoda çıktım. Korkmayacaktım, korksam da belli etmeyecektim. Bana zarar vermek istese zaten yapardı ama sadece eğleniyor. Hızlıca yatağımın yanına gelip battaniyeyi kendim düzelttim şimdi hiç oda servisiyle falan uğraşamazdım. Banyoda olduğum odaya geçtiğini hissettiğimde hiç ona dönmeden "Banyoda insan rahat bırakır özel diye bir şey var sonuçta, bana bak yoksa sapık mısın?" dedim. Bir farklılık hissetmediğimde yine öylece durduğunu varsaymakla yetindim.

Bundan sonra böyle devam edecektim, sürekli yaptığım şakalarla hem korkumu aşıp hem onu vazgeçtirecektim. Yani umarım... Kulpunu tuttum balkonun cam kapısını yana iterken gülümsedim. Bu durum aynı korktuğumuzda şarkı mırıldanmamıza benziyordu ya canavar sesine aşık olacaktı ya da berbat sesinden kaçacaktı. Eh, kaçarsa sıkıntı yok ama ya sesine aşık olursa? Gözlerimi kocaman açarak uzak bir noktaya bakışlarımı diktim. Nasıl olur da bu zamana kadar bunu düşünmezdim. Acaba ne olurdu? Yutkundum işte tanrıya yalvarmak için bir sebep daha bulmuştum.

Mel gelene kadar iş başvurularına tekrardan göz atmaya karar verdim. Firmam öylece yıkıldığında onunla ben de yıkılmıştım. Hukuk okuduktan sonra birkaç sene prestijli bir büroda çalıştıktan sonra küçük bir ofisle başlayıp sağlam genç kişiler bularak hızla büyüdük ancak üstüme atılan iftiralar ve karalamalar yüzünden üç senemin hepsi bir hiç olmuştu. Bizden daha küçük bir şirketin daha büyük bir şirketle ittifak kurup yakın zamanda ülkedeki en iyi şirketlerden biri ile olacak birleşmeyi engellemek için garip işlere bulaştılar. Tüm bunları düşünürken uzaklara dalan gözlerim yanımdaki soğumuş çay bardağına ilişti. Zaten belirlediklerimi çoktan seçmiştim daha fazla irdeleyip canımı sıkmaya gerek yoktu. Bilgisayarı kapatıp ayağa kalktım hala düşünmekten kaçındığım içimi kemiren konular vardı.

Bıçak konusunda mantıklı bir açıklama almıştım, korkudan mı yoksa son zamanlarda yaşadıklarımın endişesinden mi bilmiyorum ama kalbimin kabul edemediği şeyler vardı. Hani bazen tüm düzen olması gerektiği gibidir de kalbin almaz işte o his. Kapıya vurulma sesi ile oda servisinin uğradığını düşünerek 'gel' diye seslendim ancak gelenin Melissa olduğunu görünce şaşırdım.

"Hoşgeldin."

"Hoşbulduuuk!" neşeyle bana sarıldı. Arkasındaki şeye baktığımı fark edince elinde tuttuğu sürpriz nergis demetini bana uzattı. Gülümsemeden edemeyip dudaklarımdan "Yaaaa!" diye bir nida çıktı.

Gülüşüp beraber dışarıya çıkmaya karar verdik. Arabaya bindiğimizde sürücü koltuğuna Melis oturdu ben de hemen yanında yerimi aldım. Müzik çalardan çalan sakin bir şarkı ile lambaların altında gitmeye başladık.

"Beni neden sevmedi ki?" duyduğum soru ile Melis'in hızlanması bir oldu. Kafamda dönen tek cümle "N'oluyor lan?" oldu. Ciddili sert bir yüzle hızlanıyordu. Bir elimi el frenine koyup sakinleştirme üzerine tüm bildiklerimi üzerinde kullanmaya başladım. Yolda çok araba yoktu ama her şekilde büyük bir tehlikeydi. Kafamı arka tarafı kontrol etmek için aynaya çevirdiğimde kan sıçramış aynanın üzerindeki arka koltuktan oturan bir kız çocuğu görmem bir oldu. Çamur ve kirden keçeleşmiş pis saçları dağılmış gözlerinin rengini bile göremeyeceğim şeklide dağılmıştı. Gözlerimi aynadan birkaç saniye çekemedim ve sanki yansımadan o da benim ruhumun derinliklerine bakmıştı. Aniden çığlık sesi duymam ile uzun uçları asimetrik kırıklarla dolu küçük parmaklarına bana uzanarak atıldığını yansımadan gördüğümde attığım derin çığlık tüm arabayı doldurdu. Ani çığlığımla aniden arabanın direksiyon hakimiyetini anlık da olsa kaybeden Melis korkudan yerinde sıçradı ve hızlıca arabayı durdurdu. Kocaman gözlerini kırpıştırarak bana bakıp sordu:

"N'oldu?"

"Ş-şey... B-ben..." Sabahki tüm cesaret timsali benden eser kalmamış tüm o yiğitliklerim er meydanında foya gibi* çıkmıştı. Yutkunup bir aynaya bir de arkama bakındım. Ben hala kekeleyip kem küm ederken Melis elimi tutup bana baktı.

"Yüzünün rengi bile atmış, ne oldu?" denilecek tek bir bahanem yoktu tüm zihnim durmuştu. Tıkanıp konuşmamı engelleyen nefesimi açmak için dudaklarımı araladığımda derin bir ağlama anında dudaklardan kaçan o hıçkırığa benzer bir hıçkırık inlti ile karışık duyuldu. Ardından bulduğum ilk bahaneyi kullandım.

"B-ben... Bir an hızlanınca korktum." yalanımı yiyip yemediğine bakmak için kafamı kaldırdım. Kırpışan kirpikleri ile birdden bana sarılıp özür dilemeye başldı.

"Ben eskiden yaptığımız şakayı tekrardan yapayım demiştim." doğru böyle bir şakamız vardı değil mi?

"Anlarsın güleriz sanmıştım, çok özür dilerim." aklımdan az önceki görüntüyü hatırlamamaya çalışarak eski şakamızı anımsamaya çalıştım. Hem biraz içten hem de bir yandan biraz zoraki bir gülümseme ile sorun değil dedim ve konuyu dağıtacak bir şeyler bulup bir gözüm aynada bir gözüm Mel'de sohbet etmeye çalıştım.

Gece geç saatte eve döndüğümüzde kapının önünde balonlarla Mel'in sevgilisi bizi karşıladı. Açıkçası hayretle dudaklarına götürdüğü elini ve hayretle açılmış gözlerini izlemek çok keyifliydi. İnsanı "İzlemeye gelmişiz be!" dedirtecek cinsten hoş bir sürprizdi. Önce bu aralar beni tuhaf bulduğundan gitmek istemiyorum ayaklarına yattı ama gözleri gidiyorum der gibiydi zaten. Hızlıca ittirerek odadan dışarı attım. Odada tek kalmam için tüm bahaneler çıkıp duruyordu, sadece otel avlusundan çıkmalarını bekliyordum. Elbette, korku filminde çıkmış gibi olaylar yaşarken bu dairede tek kalmayacağım! İzleyicinin aptal mısın gitmesene diye bağırdığı oyuncu değilim. Pencereden çıktıklarını gördüğüm anda hemen geri kapıya atılıp kendimi dışarı attım ardından yutkunarak içeri, loş ortama bakarak "Görüşürüz sürtük!" dedim. Canıma susamadım orada kalamam.

Aşağı güzel bir yer bulduğumda serin hava ile kendime geldiğimi hissettim. Kafamdan silemediğim görüntüler tekrar tekrar oynarken karanlık köşelerden bir şeylerin atılmasını bekleyip durdum. Bu hayat böyle geçmezdi, ne zaman bitecek tüm bunlar?

Sessizce otururken arkamdan adımın seslenildiğini duydum.

"Bayan Eliza Myrath"

Aniden kafamı geriye çevirdiğimde polis üniformalı biri ile karşılaşmam bir oldu.

"Bay Arthur Myrath'ın kayıp davası için ifadenize ihtiyacımız var." kanımı donduran sözleri duymamla tepkimi kontrol etmem gerektiğini fark etmem bir oldu. Yüzüme sanki sevgili bir insanın acısı hatırlatılmış da hüzünlenmiş bir insanın ifadesini yerleştirdim. "Elbette, elbette."

Selamlarr!

Umarım iyisinizdir zaten şu an çok bir etkileşim yok ama olsun. Bu hafta yoğunluktan biraz erteleyip durdum şimdi kısa da olsa bir bölüm paylaşıyorum.

Maalesef sadece olacak olaylara bağlantı olan bölümler olduğu için ilk bölümler çok da uzun olmuyor. Akış çok sıkıcı geliyor olabilir ama pes etmeyelim toparlanalım. Neysem yeni olduğum için yıldızlamayı ve düşünceleriniz

yorum olarak bırakmayı unutmayın lütfen. Görüşmek üzereee trong>

Bölüm sonu

3 yorum