Umut denince ilk akla gelen beklemektir. Doğru beklemek ilerde belkide iyi şeyler olur diye ummaktır aslında. Ama beklerken belkide sonu çok kötü bitecektir ve biz sadece iyiye odaklanıyoruzdur. Çelişkiler insanı öldüre bilirler. Belkiler sonralar, yıpratıcı ve yorucuydur.
Masada ilk çalan telefonu bekletmeden açtım.
"Meriç?" Onun konuşmasına müsaade etmeden.
"Buldun mu ?" Birkaç saniye sonra mahçup sesiyle.
"Hayır abi hiçbir iz yok bulamıyoruz!" Öfkeyle kapatmadan telefonu duvara fırlattım. Hangi delikteydi bu adam. Hızla adımlarla evin salonuna indim. Annem tekli koltukta oturmuş elindeki telefonla birilerini arıyordu. Beni görünce ayağa kalkıp bana yaklaştı.
"Oğlum dayından haber var mı?" Başımı hayır dercesines allayıp.
"Sabahtan beri aramadığım yer bakmadığım delik kalmadı." Nefesimi seslice verip.
"Anne dayım birden bire nereye kayboldu böyle?" O da bana bilmiyormuş gibi umutsuzca baktı.
"Keşke bilsem. Ama bilmiyorum işte." Elimi saçıma atıp çekiştirdim. Bir o yana bir bu yana giderken babam salon kapısından göründü.
Sakince hiçbir şey olmamış gibi gelip en rahat koltuğa oturdu.
Annem ona inanamıyorumuş gibi baktı.
"Sinan ne yapamaya çalışıyorsun?" Babam anneme bomboş bakarak.
"Ne yapmamaı bekliyorsun Sıla?" Annem onun karşısına öfkeyle otururken ne ara aktığını anlamadığım yaşlarını siliyordu.
"Abim kayıp! Ve sen kayıtsızca oturuyorsun!" Babam öne doğru eğildi ve anneme. "Onu aradım belliki bulunmak istiyor." Anneme iyice yaklaştı ve büyük bir ciddiyetle. "Musa'yı tanıyorsun Sıla o istemedikçe Onu bulmam." Babam haklıydı dayım ardından bir mektup bırakıp gitmişti. Geride bıraktığı o mektup bir tek bana yazmıştı. Babamla aram pek iyi olmadığı için onunla konuşmayıp odama çıktım tekrar . Odama girer girmez kendimi camın önünde denize bakan koltuğa attım.
'Nerdesin dayı? Beni neden bu kadar büyük bir yükle bırakıp gittin!'
Derin bir nefes verip bana son olarak bıraktığı mektubu aldım.
Bulut yeğenim.
Nasıl başlasam bilemiyorum ama diğer herkesin aksine bana inanacaksın bunu umuyorum. Sorgulama olur mu? Sadece şunu bilmelisin ki hiçbir şey boşa değil. Dayın hiçbir zaman tek bir adımını bile plansız atmaz. Bana güven ve lütfen söylediklerimi görmezden gelme .
Babamdan bana kalan eski hastaneyi biliyorsun. Benim tek mirasım ve inana bana benim için çok önem taşıyor orası. Senden istediğim benim yokluğumda mesleğini benim için bir süreliğine orda sürdürmen. Benim için çok değerli biri var orda . Onu korumalı ve ben gelene kadar her beladan sakınmalısın. Eğer bana güveniyorsan oraya gidip Yazgı Meva Sargın'ı bulmalısın.
Meriç inan bana sana bir mektup bırakmak dışında elimden birşey gelmedi. O yüzden sadece bunu bırakabildim sana .
Ve ben gelene kadar oldu da gelemedim, Yazgı'ya sahip çık. İnan bana o sıradan biri değil ve benim için gerçekten önemli. O kız hasta hemde çok. Beni bilirsin mesleğimde oldukça başarılıyım ama Yazgı çok farklı. Onu çok uzun süredir tanımama rağmen onu iyileştiremedim. Belkide onu sen tedavi etmelisin. Senden tek ricam Meriç Yazgı,
ona ben gelene kadar dikkat et ve onu iyileştir. Sana iyi bir piskolok olarak en meşakkatli hastamı bırakıyorum.
Yeniden görüşmek dileğiyle.
Dayın Musa Yıldıray
Mektup elimden düştü. Dayım gitmişti gitmesine ama bana hiç bilmediğim bir miras bırakıp gitmişti. Şimdi ne yapmam gerekiyor? Bu ucu sonu belli olmayan yol beni nereye çıkaracak. Derin bir nefes alıp biraz sessizliği dinledim. Belkide sende dayımı dinlemeli onu dediğini yapmalıyım.
________________
İstanbul'a döneli iki ay olmuşken başıma gelen ironi beni korkutuyordu.
Ben Meriç 29 yaşıma 134 gün kalmıştı ve ben iyi bir piskolok olma yolunda iyi bir tecrübe edinmiştim Fransada . Nişanlıyım,yaklaşık birkaç ay içinde evli bir adam olacaktım onca işim varken şimdi çok değerli dayım ortadan kaybolmuş ve başıma mükemmel bir bela bırakmıştı.
Şimdi öğrendiğim bilgi beni daha fazla çıkmaza sokmuştu. Bahsi geçen hastane Ankara'daydı.
Derin bir nefes alıp istanbula bile gelmesi için zor ikna ettiğim Nişanlımı nasıl gideceğime ikna edebileceğimi düşünüyordum. Belkide beni bırakıldı. Hayır yapmasın çünkü onu seviyorum.
Evin bahçe kapısı açıldı ve göz kamaştıran güzelliğiyle Nilüfer içeri girdi.
Üstüne giydiği tiriko elbise dizlerinde bitiyordu. Altına giydiği uzun çizmeler onu olduğundan daha uzun göstermişti. Hava soğuk olsada arada çıkan güneş yüzünden gözlükleri vardı anlamasamda beni gördüğünü bana yönelmesineden anladım.
Onu çok iyi tanıyorum her şeyini biliyorum. Her ne kadar dış görünüşe önem vermiyorum desem de ilk ondan etkilenme sebebim sarı saçlarıydı. Bana doğru gelip yanıma oturdu. O cool bir kadın ola bilir di ama bunun aksine biraz utangaçtı. Bana çekinerek sarıldı . Birer kahve içtik sohbet ettik en sonunda.
"Dayından haber var mı?" Dediginde nihayet konu açıldı.
"Hayır." Dedim düz bir sesle .
"Korkuyormusun? Yani Meriç dayına çok önem verdiğini biliyorum o yüzden çok üzgün gibisin." Ona doğru eğilip yanağına öpücük bıraktım.
Ayrılırken kızaran yanaklarını fark ettim . Bu utangaçlığı yüzünden bundan ötesine gidemiyorduk. Aslında benim bir şikayetim yok tu, benim için sevgi temastan ibaret değildi. Herkes dokunurken sever marifet dokunmadan sevmekteydi.
Ondan uzaklaşınca arkaya yasladım.
"Nilüfer?" Dedim, sesim bir an içime kaçtı. Hafif öksürüp devam ettim. Kolay değildi söyleyeceğim şeyler.
"Dayım beden bir ricada bulundu. Daha doğrusu mektupta bulunmuş." Bana anlamak ister gibi bakınca uzatmadım.
"Ankara'da dayıma ait bir hastane daha doğrusu eski bir klinik ." Devam etmem için kolumu sıvazlayarak gülümsedi. Cesaret bularak.
"Biliyorum istanbula benim için döndün ama." Dediğimde elimi tutup.
" Meriç karşımda bir kafa doktorunun kıvranması tuhaf geveleme de söyle!" Kızar gibi olsada sakin tatlı bir sesle konuşmuştu.
Ona gülümsedim ve elini sıkarak.
"Dayım bana emanet diye bir hasta bırakmış. Mektupta ısrarla bahsettiği bir hasta var, o hastaya gitmemi ve onu iyileştirememi istemiş." Ona yaklaşıp.
"Dayım boş konuşmaz ve vaktimi saçma şeylere harcamama asla izin vermez biliyorsun. O yüzden onun dediğini istediğini görmezden gelemem."
Bana anlayışla gülümsedi ve bi sefer o yanağımdan öptü. Genelde bunu o yapmazdı.
"Dayın için bir şey yapmak istiyorsan buna karışamam ve bunu dayın bu kadar çok istemişken üstelik. Biliyorum seni özleyeceğim ama eğer bu gerekliyse gitmelisin buna saygı duyarım." Ona sıkıca sarıldım. Bu kadar anlayışlı bu kadar olgun biriyle karşılaştığım için çok şanslıyım.
_______________
Ankara
Yazgı Meva Sargın
Anne. Nasılsın? Beni özledin mi? Ben seni çok özledim.
Bugün benden gitmenin bilmem kaçıncı günü. Önceden her günü sayardım ama bana verdikleri ilaçlar yüzünden unutmuyorum.
Bana kızıyorsun değil mi? Kızma Anne ben bu kadar çaresizken kızma!
Biliyormusun Doktorum bile pes edip gitti. O bile anladı benim normal olmadığımı ve bırakıp gitti.
Üzülmedim merak etme. Biliyordum böyle olacağını sadece biraz geç oldu o kadar.
Geceleri seni özleyince yıldızlara bakıyorum . Beni görüyorsun değil mi? Görbeni Anne kızın koca bir yalnızlığı içinde debelenip duruyor Anne kimse beni çıkarmıyor bu yalnızlıktan.
Gözlerimden akan yaşları sildim. Ve masadaki sudan bir yudum aldım.
Nasıl devam etmeliyim bilmiyorum ama dayanacağımı pek sanmıyorum.
Gelmeliyim sana ama gelemiyorum Anne.
Sana söz en yakın zamanda geleceğim . Sadece biraz daha beklemeliyim o kadar. Gücüm kalmadı ve ben sana gelmeyi bile beceremiyorum. Ölmeliyim Anne, çünkü ben bu dünyada bu kadar ağır yükleri kaldırmıyorum. Ben Hicran Sargın değilim,sen değilim güçlü hiç değilim. Ölmeliyim. Ölürsem sana gele bilirim Anne.
.... Yazgı Meva Sargın....
_____________
Hoş bir rüzgar esiyordu odamdan içeriye. Odamın camını açık bırakmıştım. Canım acıyınca böyle ceza keserdim kendime. Yine sayısız kez uykusuz kaldığım gecelerden birindeydim. Gram uyku yok.
Bomboş şişmiş gözlerimle rüzgarla hataketlenen perdeyi izliyorum,cenin pozisyonu aldığım yerden. Aklımın içinde tonlarca ses varken bu kadar sakin olmam normal değildi?
Sol elimi havaya kaldırıp kapanmış bilmem kaç dikişli bileğimi izledim bir süre. Canımın keserken hiç yanmadığı bileğim şuan çok sızlıyordu.
Sağ gözümden yastığıma ard arda iki damla düştü. Çok sık ağlardım ben. Çünkü geçmiş ve anılar rahat vermezdi bana . Ben acıyla büyümüş nefretle yoğrulmuş bir kızdım.
Yavaşça yataktan kalktım. Buz kesmiş zemine ayaklarım temas edince irkildim. Zemine basıp karşıya baktım bir süre öylece bomboş. Elimdeki kırmızı kurdeleyi yatağa bırakıp çıplak ayaklarla soğuğu her uzvumda hissederken bu sefer sol gözümden yaş düştü. Umursamadım. Oysaki hep ağlayışlarım yüzünden dayak yemişken onları saklardım.
Saklamadan özgürce ağlamanın bile tadı bambaşkaydı. Tabi ağlamak ne kadar mutlu edebilirdi ki!
Gözlerimi yumduğum an canlanan anı gözlerimi dehşetle açtım. Ama anılar sadece göz kapaklarının ardından değil di. Bekledim birkaç saniye. Ama kulağıma ilişen acı çığlıkla bu sefer kulaklarıma ellerimle sertçe bastırdım. Yere çöküp bitmesini bekledim.
Bitmedi. Ardı arkası kesilmez nefretlik küfürler hakaretlerle olduğum yerde inleyerek. "Yapma!" Diye bildim sadece.
Geçmişe müdahale edememek çok zordu. Mümkün olsaydı geçmişimi yok ederim. Ama Anneme ait anılarım var dı.
Bitmek bilmeyen geçmişin ızdırabı yüzünden hızla kalktım yerimden. Yastığımın altına konulan kırık cam parçasını bu sabah fark ettim. Gidip onu aldım ve yatağın köşesine çöktüm.
Kafamda binbir fotoğraf geçerken keskin cami sağ bileğime bastırıp hiç acı çekmeden kestim.
Şakam yok tu. Canım gerçekten yakmıyordu.
Bir anda karşımda beliren adamla irkilerek geriye gitmek istedim, sırtım yatağa çarptı. Bana bakan ağlamaklı gözleri içimi daha fazla yaktı sadece .
"Yine geç kaldın?" Gözünden yaşlar süzüldü.
Konuşmadı. Bende olan gözleri bileğime öylece bakarken bende onu izliyordum.
Kumral saçları ve kehribar gözleri öyle güzeldi ki ona bakmaya kıyamıyorum. Şeffaf görüntüsü beni kahreden en büyük etkendi. Bana bakması bile ona bağlanmama sebepti.
Ağlarken yerde dağılan kanıma bakarak koluma yaşlarımı silip ona baktım.
"Beni en çok ne kahrediyor biliyormusun?" Başımı hayır dercesine sallayıp, başımı dizlerime dayayarak. "Sadece bir hayalet olman!" Sesim biraz yüksek çıkmıştı. Hayaletler neden ağlardı? Yada hayaletler ağlarmıydı?
"Gerçek olman için ne yapmalıyım?" Hala suskunken ona biraz yaklaşıp. "Söylesene ne yapmalıyım?" Acı içinde bağırdım. Ağlamam şiddetlenince sesim odada yankılanıyor hıçkırıklarım durmak bilmiyordu. Bir anda ortadan kaybolunca . "Aaaaaaaaaaaa!" Diye böyle bir bağırdım ki ,ses tellerim yırtıldı sandım.
"Kahrolası bıktım!" Diye yerimden ve odada olan herşeyi dağıtmaya başladım. Gücüm nasıl yetti bilmem ama yatağımı bile ters çevirdim. Sağ bileğimden hala kan akarken sesli ağlayışlarım bitmek bilmiyordu. Yatağın köşedeki dolapta olan herşeyi ve köşede olan koltuktaki krlentleri bile.
Sesime gelen hemşireler beni tutmaya çalıştı ama öyle çok öfkelendim ki kimse tutamıyordu beni.
Yere düşüp kesintisiz ağlamam hemşireleri durdurmuştu. Artık acılarıma saygı duymalarını sağlamıştı.
Hıçkırıklara ağlamalarım saçlarımı yoluşlarım ve yere üst üste yumruklarımı durdurmaya çalışan Suzan abla benimle ağlıyordu.
"Dur ne olur dur kızım!" Durdurmazdı ki beni! Tarifi olmaz acılarla artık baş edemiyorum.
Sonra ne oldu bilmiyorum ama sag kolumdan ince bir sızı hissederken başım yere düşmesin diye biri tuttu başımdan. Gözlerim kapanmak üzereyken gördüğüm yüzle dudaklarım hafifçe kımıldadı. Görmeyi beklediğim son kişi.
"Hayalet sevgilim!"
______________
Ankara
Uçakta yolculuk berbat geçtiği için ekstra öfkeliydim. Ama şuan için tek sorun bu değildi. Hala ne kadar kalacağımı bilmeden bir şehire geldiğime inanamıyorum. ' Ah dayı' diye söyledim birkaçkez . Gelmeden önce haber verdiğim arkadaşım Tarık kapıda beni bekliyordu. O Ankara'da avukattı . Geleceğimi öğrenince bir sürede olsa burda olacağım için mutluydu.
Beni görünce tebessüm etti.
"Vay canına ne kadar da yakışıklı olmuşsun?" Homurdandığımı görünce omuza hafifçe vurdu.
"Senden mütevazilik beklemiyordum zaten?" Dostane bir şekilde haster giderik.
Arabasına binip yola çıkınca soruları başlamıştı.
"Söyle bakalım hangi rüzgar attı seni buralara?" Göz devirip ona boş boş bakarken.
"Dayım kayıp ve geride sadece bir mektup bırakmış. " Birkaç saniye bana baktı sonra devam ettim.
"Burda olan hastaneden bahsetmiş ve bir hastasından." Ona bakıp anlamazca baktım.
"Ne yapmaya çalışıyor nerde ne için gitti çıldırmak üzereyim." Tarık hafif bir tedirginlikle.
"Ya ona birşey olduysa?" Ona bakıp güldüm.
"Musa Yıldıray bu Tarık. Dayım kaybolmaz kaybolmak ister. İkisinin arasında çok fark var."
Anladım der gibi baktı. Ona gideceğim adresi versemde önce biraz takıldık.
Akşam üstü yemeğimizi yedik ve saat gece yarısına
yaklaşınca ısrarlarını geri çevirip hastaneye geldim. Kapıda ona çoğu eksiğimi söyledim. En kısa zamanda hallolmalıydı. Kısada kalacak olsam arabam olmalı.
Tarık arabasına binip gidince ilerde olan hastaneye doğru yürüdüm bavulumla .
Bildigim kadarıyla dayımın evide bu hastaneydi.
Onun odasını bir süre kullanmamda sorun olmazdı, çünkü bunca belayı o açtı başıma.
Kapının önüne gelince içeriye baktım. Eski küflenmiş varaklı yüksek demir kapıya baktım. Arkasında mavi duvar boyası yer yer dökülmüş cam kulpları olmayan altı katlı bir klinikti. Ne demeliyim bilmiyorum ama biraz kasvet saçtığını söylemden geçemezdim. Gözlerimi biraz daha gezdiriyordum ki üçüncü katta bana bakan yaşlı teyzeyi görünce hafif ürktüm. Tam karşına bakıp biriyle konuştuğunu fark ettim.
İçim biraz sızladı. Kim bilir hayat ona neler yaşatmıştı.
Kulübede olan güvenlik beni görüp bana yaklaştı. "Kimsin?" Dediğinde karanlıktan beni tanımadığını fark edip ona yaklaştım. Bir andanda ona kim olduğumu söylüyordum.
"Benim Musa Yıldıray'ın yeğeniyim Meriç." Beni tanışmış olacakki. Gülümsedi ellilerinde tonton bir amcaydı.
Kapıyı açıp." Hoşgeldin Meriç bey?" Dediğinde kapıdan geçip ona tebessüm ettim.
Onu işiyle bırakıp binanın kapısına yaklaşırken kapı açıldı ve kırklı yaşlarda bir abla bana doğru yaklaştı.
Elimden valizimi almaya çalıştı. İzin vermeden onu tutum.
"Hoşgeldiniz Bulut bey!" Gülümsedi sonra gözleri dolunca.
"İyiki geldiniz." dedi .
Anlamdım ama çok duygusal biri olmalıydı.
İçeriye girdiğimde koridorda karşılıklı koltuklardan vardı ve hepsi boştu. Bu normaldi biliyorum ama biraz ürkütücüydü. Koridoru bitirip ikinci katta çıktık bana bir odanın kapısını gösterdi. Konuşkan birine benziyordu ama henüz pek konuşmadı. Kapıyı işaret edince .
"Dayımın odasımı?" Başını iki yana salladı.
"Hayır o en alt katta, burası boş bir oda." Dediğinde. Gülümsedim ve." Onun odasına götürürmüsünüz beni?" Birkaç saniye düşündü. Sonra bana tedirgince baktı. "Doğrusu sorumluluk bende olmadığı için bunu yapamaya bilirim?" Dediğinde, ona hak verdim ama bu benim hakkımdı. Ona tekrar gülümsedim . "Merak etmeyine sorumluluk bende. Zaten dayım gelene kadar burdayım ve onun koltuğunda olacağım." Bunu söylememle rahatladı sonra koridorda geriye doğru döndü."Burada" Onu takip ettim. Merdivenleri inerken bana baktı ve sormaya çekinsede cesaret bulmuş olacakki.
"Musa yani Musa bey nerde. Lütfen beni yanlış anlamayın onu merek ediyorm birden kayboldu ve ben korkuyorum." Dediğinde. Dayımla bağlarının farklı olduğunu anladım. Dostlukları güçlü olmalıydı. 40 yaşında olmasına rağmen gayet dinç ve güzel bir kadındı, anlayışlı ve merhametli hali onu sevememi gerektiriyor gibiydi. Belliki onunla iyi anlaşacağız.
Ona bakıp onu rahatlatmak ister gibi. "Korkmayın eminim iyidir ve en kısa zamanda dönecektir." Dediğim anda geldiğim koridorda bir çığlık sesi duyuldu. Yanımdaki kadın telaşla." Yazgı!" Diye bağırdı ve koşmaya başladı. Yazgı!
Dayımın mektupta bahsettiği kız mı? Kadının geçtiği koridoru bende hızla yürüdüm. Sesler çoğalmaya ve yükselme başladı, kırılan eşya seslerinide duyuyorum. Daha fazla koştum diğer odadan bir hemşire daha çıkıp koridoruna sonundaki odadan içeri girdi.
Açık kapıdan içeri girdiğimde darma dağın olmuş odayı ve elleriyle saçlarını çektirerek bağıra bağıra ağlayan kızı görünce kanım dondu. Daha öncede kriz geçiren insanlar gördüm,ama bu başka gibiydi. Sağ kolunun tamam'ı kana bulanan kız hala öfkeyle bağırıyor ve kendine vuruyordu. Yanımda olan kadında onunla ağlıyor ve onu durdurmaya çalışıyordu. Kapıdan koşarak çıkan diğer hemşire hızla bana çarpıp çıktı bende odaya girdim ama girilmiştim. Kıza yaklaşıp çekiştirdiği saçlarını ellerinden kurtaryama çalıştım.
Acısı çok büyük olmalıydı, bu denli acı çekecek ne yaşamıştı kim bilir? Sağ kolunu tuttuğum için açık yarasını görmüştüm, bunu yapacak cesareti anacak acısı vere bilirdi. Diğer hemşire kapıdan girdi ve hızla elinde tutugu sakinleştirici iğneyi onun Sağ koluna uyguladı. Yazgı birkaç saniye sonra uyuyunca zemine doğru düşen başını hızla tutum. Gözleri kapanmadan önce bana baktı baygın gözleri yumarken. "Hayalet sevgilim." Demdi sadece . Bahsi geçen sevgili ben olamadım herhalde değil mi?