Bölüm2: Ellerden Alınmış İpler
Gözlerinin içine bakarken, aklımdan tek bir şey geçiyordu:
Tanıyacak mıydı beni?
Tanıyamazdı. Geçen sene gördüğü halden çok farklıydım. Bir kere saçım omzumun biraz aşağısındaydı, fakat omzumun hatta çenemin üstünde. Göz altlarım, o görmedi belki ama o zamandan daha morlar. Bedenim, o gördüğünde daha dikti. Ama artık değil. Tanıyamaz Efsun o hiç seni merak edip incelemedi.
Haklı.
"P-pardon. Çok özür dilerim b-" Evet. Tanımıyorsa bile artık tanımıştı. Bir şey demesine izin vermeden oradan koşarak uzaklaştım. Bari izin verseydin konuşsaydı Efsun.
***
"Kanka ne işimiz var bizim hastane yolunda?" Ege'nin bu hoş ve anlamsız sorusu ile kafamı telefonumdan kaldırıp ona 'bu soruyu sormamış ol' bakışı attım.
"Hamileyim Ege. Size söyleyemedim." Ege yüzüme şaşkın şaşkın bakarken, Berat ve Efe'nin kahkaha sesleri kulağıma geliyordu.
"C-ciddi misin!?" Ege'nin sorusu ile Berat ve Efenin kahkahası artarken Ege'nin sadece yüzüne bakıyordum.
"Evet Ege teyze oluyorsun." Verdiğim cevaba ben bile inanmazken, yanımda gülen Berat ve Efe'ye baktım. Gülmekten birbirilerinin üstüne çıkıyorlardı.
Şaka değil Ege gerçekten hamile olduğuma inanmıştı.
"Şuna bak amına koyayım harbiden inandı." Beratın gülerken söylemeye çalıştığı cümleler kulağıma geldiğinde istemsizce hafif bir tebessüm atıp Ege'nin omzuna vurdum.
"Ege'cim şaka yapıyorum. Ben seni aldatır mıyım?" Ege bu duyduğumla açıkta kalan ağzını kapatıp konuşmaya başladı.
"Oğlum, günlerdir o kadar gay şakası yapıyorsunuz ki artık size inanıyorum. Korkutuyorsunuz beni. Sana da gelince Tolga'cım, evet beni aldatman için önce basketi bırakman lazım." Ege'nin söylediğine istemsizce gülmeye başlayınca kafasına hafif şekilde vurdum.
"Ne vuruyorsun oğlum ya. Berat, Efe yeter, Bokunu çıkardınız. Ezileceksiniz gelin şuraya." Ege'nin uyarması ile iki kafadar yoldan kaldırma geçtikten sonra yürümeye devam ettik. Ege bugünkü antreman hakkında bir şeyler derken Berat ve Efe ona cevap veriyorlardı. Ben ise telefonumdan gitmek istediğimiz kafenin konumuna bakıyordum.
"Abi bence hoca kötü takım yaptı yarın ki maç için. İlk beşte ki herkes kendi çıkarında."
"Bende mi Ege?" Dedi berat.
"Evet abi sende. Çıkarsız gü-"
"Tolga dikkat et!" Efe'nin sesi ile kafamı önce Efe'ye sonrada önüme çevirdim. Ama iş işten geçmişti ve biri bana çarpmıştım.
"P-pardon. Çok özür dilerim b-" Nefes nefese kalmıştı. Onu bu kadar hızlı koşturacak şey neydi? Kızın yüzüne bakmaya başladım. Tanıdık geliyordu fakat çıkaramıyordum.
Özür dilememe bile izin vermeden koşmaya devam etti. Ege, Berat, Efe ve ben kızın arkasından bakmaya başladık.
"Kız ağlıyor muydu ben mi yanlış gördüm?" Efe'nin sorusu ile kafamı Efeye çevirdim.
"Görmedim. Baksana iyi olduğunu sormama bile izin vermedi."
"Oğlum bende sana çarpsam dilim tutulur, kaçarım. Maşallah hocam. Allah sizi özene özene yaratmış. Hele şu boya posa, şu saçlara, şu ellere, şu ayaklara bak." Beratın dediklerine Efe ve Ege kahkaha atarken, Yönümü Berata çevirdim.
"Yok Berat böyle belli edemezsin beni bu kadar istediğini. İkna olmadım, biraz daha abart belki akşam bir yemeğe çıkarız." Berat bu söylediğimden hoşlanmış gibi konuşmaya devam edecekken Efe, Beratın sözünü kesti.
"Gay Berat sus çevreyi kirletmek istemiyorum." Ege, Efe'nin dediğinden hoşlanmış kahkahalar atarken Berata kıyıcı bakışı attım. Ege, attığım bakışı görmüştü ki kahkahalar atmaya başlamıştı.
"Hişt yakışıklı, baksana bana." Ege, Beratın kafasını kendine çevirmiş flörtöz bir tavırla Beratla konuşuyordu.
"Bir Tolga olmayabilirim ama istersen akşam seni evime davet edebilirim. Eğleniriz." Ege, Beratın çenesini okşamaya başlayınca Berat, Ege'nin elini ters bir hareketle savurdu.
"Komik mi amına koyayım." Ege ve Efe kocaman kahkahalar atarken, ellerimle bağdaş kurmuş onları izliyordum. Gülmek istiyordum fakat Beratın kalbini kırmak istemiyordum.
Berat küsüp önden yürürken, bizde arkasından yürümeye devam ediyorduk. Hastane yolundan ayrılmış, ıssız bir sokağa girmiştik. Ege ve Efe, Berat bir şey der diye konuşmaya korkarken bende telefonumla ilgileniyordum.
"Abi kız çita gibi koşuyor maşallah yani, bizim antrenöre söylesek kızı ilk beşe falan mı eklese? O uyuşuklar yerine bu kız oynasa kazanırız. Hepsi bir bu kız olamaz." Ege sessizliği bozmuştu. Berat, Egeye sinirli bakış atarken konuşmaya başladı.
"Ege sus oğlum. Kız belki birinden kaçıyordu." Dedi. Tok bir sesle Berat.
"Tamam oğlum ne dedim sanki?" Ege, Beratın bu halinden korkmuş olacaktı ki sessiz bir şekilde konuşmayı seçmişti.
"Şakada yapılmıyor buna." Ege, Efe ve benim duyacağım şekilde konuşurken, Efe'den dirsek yemişti.
"AH oğlum napıyosun?" Dedi Ege.
"Sus." Dedi Efe.
Yol boyunca hepsi aralarında konuşurken hiç birini dinlemiyordum. Kızın yüzü çok tanıdıktı ve hala kim olduğunu çözmeye çalışıyordum.
***
Haftasonu bostanlı sahile gelerek hata yaptığımın farkına varmam biraz geç oldu. Keşke koşmadan önce düşünseydim. İnsanlardan kaçmak için binmediğim otobüse binseydim çok mantıklıymış. Çünkü burası otobüsten daha çok insan kaynıyordu. İnsan topluluklarını aldırmadan, kendimi gördüğüm ilk yeşil çimene attım. Kalbim çok hızlı çarpıyordu ve sakinleştirmem lazımdı. Derin derin nefes alıp vererek hem kafamı hem de kalbimi dinlendirmeye çalışıyordum. Ayaklarımı yere basacak şekilde yerleştirirken kollarımı da göğüsümün üzerine yerleştirmiştim. Gözlerimi kapatıp derin derin deniz kokusunu içime çektim.
Biraz da olsa sakinleştikten sonra bağdaş kurabileceğim pozisyona gelip, çantamdan pet şişemi çıkarıp suyumu içmeye başladım. Pet şişemdeki su bitince pet şişemi çantama atıp tekrardan derin bir nefes aldım ve telefonumu uçak modundan çıkarıp bildirimlere bakmaya başladım.
*10 CEVAPSIZ ARAMA
ANNEM*
*WHATSSAP 50 MESAJ
BAHAR
ANNEM*
Baharın mesajını açmadan önce annemi arayıp, hastaneden çıkıp sahile oturduğumu söyleyecektim. Annemi arayıp açmasını bekledim.
Çaldı.
Çaldı.
"Alo kızım." İki çalma sesinden sonra açmıştı
"Alo annecim." Anneme kendimi iyi olduğuma ispatlamak için sesimi değiştirmiştim.
Keşke ben olabilseydim.
"Kızım aramayınca merak ettim. İyisin dimi?" İyi değilim anne.
"İyiyim anne. Sahil havası almaya geldim, gelirim iki saate."
"Tamam annecim dikkat et kendine, öptüm." Annem telefonu kapattıktan sonra, Baharın mesaj kısmına tıkladım.
Alıcı: Bahar
"Bahar, onu gördüm." Ellerim bile yazarken inanmıyordu. Acaba hayal mi görmüştüm? Saçmalama Efsun evden çıkarken aldın ilaçlarını hayal görmen imkansız. Evet, evden çıkarken ilaçlarımı almıştım. Gözümü kapatıp derin nefesler alırken, telefonumun titremesi ile kafamı telefonuma çevirdim. Arayan Bahardı.
"Alo Bahar." Baharın cevap vermesini beklerken boğazımın düğüm düğüm olduğunu hissediyordum.
"Alo, kızım iyi misin sen?" Baharın şaşkın ve korkmuş sesi kulaklarıma çarparken, yanlış kişiye anlattığımı fark ettim.
"Bahar gerçekten gördüm. Çarptım hatta, göz göze geldik bahar. Bu sefer hayal değildi." Kendimi ona nasıl inandıracaktım bilmiyordum. Keşke ona anlatmasaydım.
"Tamam kuzum. İnanıyorum sa-"
"İnanmıyorsun, Kimse inanmıyor bana. Senden başka kimse beni dinlemiyor bile. Sende dinliyorsun ama inanmıyorsun. Yalan söyleme Bahar. Açık açık desene ilaçlarından dolayı inanmıyorum sana. Çok merak ediyorum ilaç kullanmasaydım beni şizofreni mi sanıcaktınız?!" Baharın cevap bile vermesini beklemeden telefonu yüzüne kapattım. Telefonu çantanın içine atıp, ellerimle yüzümü kapattım. O kadar çok bağırmıştım ki çevremdekilerin bana baktıklarını hissedebiliyordum.
Kafamı hafifçe kaldırıp etrafıma baktım. Tahmin ettiğim gibi insanlar bana bakıyordu.
"Allah kahretsin." Dememle ayağı kalkıp çantamı omzuma taktım. Yüzüme akan göz yaşlarımı elimin tersi ile silip hızlıca sahilden ayrıldım.
Tanımadığım onca insanın bile yüz ifadesi acımaktı.
Saatler süren yolun ardından eve gelmiştim. Eve gelir gelmez anneme bile selam vermeden kendimi odaya kitleyerek kendimi yatağıma bıraktım. Göz yaşlarım yanaklarımdan akıp yatağı ıslatırken, ne düşündüğümü bile bilmiyordum. Bahar, telefonu onun yüzüne kapatmamdan beri on kere arayıp, on kerede mesaj atmıştı.
Ne yapmalıydım Baharı da mı hayatımdan çıkarmalıydım?
Çıkaramazdım. Her ne kadar bana bu konuda inanmasa da çevremde tek beni dinleyen Bahardı. Gerçi bir çevrem yoktu. Tek çevremiz Bahar Efsun. Evet tek çevremiz Bahardı.
"Kızım, Bahar seni arayıp duruyormuş. İyi misin diye soruyor!" Annemin sesi ile gözümü kapıya çevirdim. Annemin içerden gelen sesine cevap vermeseydim, kendimi öldürdüğümü düşünecekti.
"Onu ilgilendirmiyor anne. Öyle dersin!" Anneme cevap verdikten sonra kulaklıklarımı takıp, son ses müzik dinlemeye başladım. Uzun bir süre gözlerimi kapatıp müziğe odaklandım.
Gözlerimi açtığımda odam ıssız ve karanlıktı.
Yatağımda oturur pozisyona gelip, kafamı sağa sola doğru yatırıp boynumu rahatlattıktan sonra gözlerim, çalışma masamın oradaki koltukta sırtı dönük şekilde oturan karartıya kaydı. Gözlerimi açıp kapadıktan sonra karartının hayal değil gerçek olduğunu anlamıştım. Karşımda sırtı dönük şekilde ki karartıya daha dikkatli bakınca çalışma masamda bir şeyler yaptığını fark ettim. Yatağımdan yavaşla kalkıp karartının arkasında durdum. Uğraştığı şey o'na yazdığım günlüğümdü.
Karartı, Tolgaya yazdığım günlüğü okuyordu.
"S-sen kimsin?" Kekeleyerek zorla kurduğum cümle ile arkasında durduğum karartı, sandalyeden kalkıp bana döndü.
O
Tolga karşımdaydı.
Karartının – yani Tolga'nın- yüzüne şok içinde bakarken, buraya nasıl geldiğini anlamaya çalışıyordum.
"Merhaba Efsun, seni gördüğüme bende sevindim." Adımı biliyordu. Tolga adımı biliyordu.
"S-sen nasıl geldin, adımı nerden biliyorsun?" Tolga küçük bir tebessüm atıp, açıkta olan ağzımı işaret parmağı ile çeneme destek vererek kapattı.
Tolga'nın sıcaklığını hissetmiştim.
İlk kez Tolga bana dokunmuştu.
Gözlerimden akan damlalara engel olamazken Tolga yüzüme bakıyordu. Tekrardan tatlı bir tebessüm atıp, baş parmağı ile akan göz yaşlarımı silmişti.
Tola göz yaşlarımı silmişti.
"Ağlama." Dedi sakin bir sesle.
Konuşamıyordum, Dilim lal olmuştu. Hareket edemiyordum, bedenim hareket etmiyordu.
Bir iki saniye yüzüme baktıktan sonra, arkasına dönüp masamdan günlüğümü aldı. Tekrar bana döndü ve elindeki günlükten bir sayfayı okumaya başladı.
"Bugün tam tamına üç yıl oldu Tolga. Üç yılda ben değiştim, hayatım değişti, arkadaşlarım değişti hatta bazıları hayatımdan çıkıp gitti. Ama sen Tolga, ne benim gözümde sen değiştin ne de sana olan aşkım. Yıllar geçti Tolga, o kadar çok yıllar geçti ki ben seni hep gördüğümde aynı heyecanı yaşıyorum. Çok şey değişti ama heyecanım değişmedi. Sana yazdığım kaçıncı günlüğüm bile bilmiyorum. Ama hep günlüklerime yazarken sana anlatıyormuş gibi oluyorum ve bu beni aldığım ilaçlardan, arkadaşlarımdan, gittiğim doktorlardan daha iyi geliyor. İlacım sanki sensin Tolga. Her yere seni sakladım. Her okuduğum kitaba, şiire, şarkılara seni sakladım. Ama sadece sakladım...
Üçüncü yılım kutlu olsun Tolga. Umarım dördüncü yılımda beraber oluruz."
Sustum. Ona yazdığımı onun ağzından dinleyince diyecek bir şey bulamamıştım. Sadece ona ve elinde tuttuğu günlüğüme bakıyordum.
"Vay be." Dedi tok bir sesle. Hala susuyordum, Konuşamıyordum.
Dokunmak istedim. Bir kerede olsa dokunmak.
Elimi yavaşça Tolga'nın yanağına değdirdim. Kafamı yukarı kaldırdığımda gördüğüm manzara ile ne yapacağımı bilememiştim.
Tolga yoktu.
Gitmişti.
"Tolga!" Yataktan sıçrayıp etrafıma bakınmıştım. Tolga gerçekten yoktu, rüya veya kabus görmüştüm.
Nabzım hızlanmış, ellerim titriyordu. Hemen yatağımın yanında duran suyu aldım ve lıkır lıkır içmeye başladım. Suyu içince az da olsa kendime gelmiştim. Bardağı yerine koyarken, gözüme açıkta olan günlüğüme çarpmıştı. Önce telefonumdan saate baktığımda saat gecenin üçüydü. Telefonu yatağıma fırlatıp açıkta olan günlüğüme gittim. Yanağıma akmış göz yaşlarımı umursamadan günlüğümde açık kalan sayfaya baktım.
En son 6 temmuz 2022de yazdığım ve onun okuduğu sayfaydı.
Göz yaşlarıma hakim olamadığım bir andaydım. Açık kalmış çeşme gibi akıyorlardı. Onlar akarken ben sadece gülüyordum.
Çünkü Tolga ilk kez bana dokunmuştu.
Bu olay bazıları için normaldi fakat benim için bir nimet.
Günlüğümde en son kaldığım sayfayı açıp yazmaya başladım.
" 24 Ocak 2023
Rüyamda seni gördüm. Yüzüme dokundun biliyor musun? Ve ben o dokunuşu hissettim. Rüya bile olsa benim için bir nimetti.
Bugün yani aslında dün seni gördüm. Çok garip bir andı. Nefes nefeseydim ve ne hissettiğimi bilmiyorum bile. Anı yaşadım ve bitti gibi oldu. Bunu en yakın arkadaşıma anlattım. Biliyor musun bana inanmadı bile. İlaçlarımı almadım sandı. Telefondaydık. Sahilin ortasında ona kendimi inandırmaya çalıştım: İnanmadı. O kadar çok bağırmışım ki çevremdeki insanların yüz ifadesi tek bir duyguyu açıklıyordu.
Acımak.
Tanımadığım bir sürü insan bana acıdı. Herkes gibi onlarda bana acıdı. Yoruldum. İnsanlara her dakika kendimi kanıtlamak zorundayım. İlaç içmekten sıkıldım. Annemin benim için üzülmesine kalbim dayanmıyor artık. Nefes alamıyorum. Herkesten uzaklaştım. Herkes benden korkup kaçtı. Ben canavar değilim ki. Akıl hastanesinden kaçmışım gibi bakış atıyorlar bana. O bakışları gördüğümde canım o kadar çok acıyor ki anlayamazsın. Sana bunları anlatırken bile yoruldum. Bedenim artık durmak istiyor. Yaşamak istemiyorum Tolga. Ben böyle biri değildim. Yaşamayı çok seviyordum. Ben bu hale nasıl geldim bilmiyorum. Dün psikoloğum bana 'Eğer bir kere daha intihara kalkışırsan seni hastaneye yatırmak zorunda kalıcam' dedi. Ben oraya yatmak istemiyorum. Kafamın içinde bir ses var ve sadece ben bunu susturmak istiyorum. O ses her dakika benimle beraber. Duygularımı, beni o yönetiyor sanki. Keşke beni sevseydin Tolga. Ama sana kızmıyorum, kızamıyorum çünkü, Kıyamıyorum kızmaya. Ama sen bana kıydın. Ya çok mu zordu bir şeyleri denemek? Hep kaçtın, hala kaçıyorsun. Kaçma artık. Ben gidiyorum. Bu sana yazdığım son satırlar. Kafamdaki sesi susturmak için bunu yapmak zorundayım. Hiç yapmak istemediğim bir şeyi yapmak zorundayım..
Belki başka bir gezgende iki aşık olarak buluşuruz olmaz mı?"
Gözümden akan yaşlar yanağımdan, yazdığım son satırları ıslatmıştı. Günlüğümün kapağını son kez kapatıp, çalışma masama bıraktım. Sandalyeden kalkıp Anı kutumu elime aldım ve yatağıma geçtim. Bağdaş kurabileceğim bir pozisyona gelip, anı kutumu önüme çektim ve kapağını açtım. Çizilmiş resimleri, fotoğrafları kenara bırakıp hedefime ulaştım.
Kesici alet.
Elimi korkarak yaklaştırdım. Kutudan çıkarıp elime aldım. Elim titriyordu, yapmak istemiyordum. Yaşamaya değer hiçbir şeyin yok Efsun. Sonlandır bu savaşı. O sesi dinlemek istemiyordum. Elimde tuttuğum alet elimde titrerken, kafamın içindeki ses susmuyordu. Kimse sevmiyor seni Efsun. Arkadaşların bile senden korkup kaçtı. Onun mu sevmesini bekledin? Elini tutup seni bu karanlıktan çıkaracak mı sandın? Haha ne komiksin Efsun. Emin ol bu yaşadıklarını bilseydi o bile korkup kaçardı senden! Canavarsın kızım sen. Kimse bir canavara aşık olmaz, çürüyüp gideceğine gebert kendini kurtul. Bitsin, sussun her şey bende da-
"Sus, sus artık lütfen sus!" Hıçkırıklarımın arasında avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Sel oluşturacak göz yaşlarım yatağımı ıslatırken, titreyen elimi zapt etmeye çalışıyordum.
"Git, çık kafamdan çık!" Titreyen elimden tuttuğum şey yere düşerken, su bardağımı elime almıştım. Su içmek istemiştim fakat ellerimden ötürü su bardağını tutamamış yere düşürmüştüm. Yatağımdan yere çömelmiştim. Dizlerimi kendime çekmiş, ellerimi dizlerimde kavuşturmuş, kafamı ise dizime yaslamıştım.
"Efsun, annecim!" Annemin sesi ve kapı yumruklama sesi birbirine karışırken kafamın içindeki ses yeniden konuşmaya başlamıştı.
"Korkaksın kızım sen, daha ölmeyi bile beceremiyor-"
"Sus, sus artık sus!" Ellerimle kulaklarımı adeta duymak istemiyormuşum gibi kapatmıştım. Hıçkırıklar içinde ağlıyordum.
Annemin kapımı kırması, beni göğüsüne yatırması her şey bir anda gerçekleşti. Annemin koynunda adeta korumasız yeni doğmuş bir bebek gibi ağlıyordum. Yeni doğmuş bir bebek gibi benimde korunmaya ihtiyacım vardı.
"Dayanamıyorum anne!" Hıçkırıklarımın arasında bu söylediğim cümle ile annemin başımı öpüp göğüsüne kafamı bastırması bir oldu.
"İlaç içmek istemiyorum, kimse ile konuşmak istemiyorum, yaşamak istemiyorum anne!" Anneme feryat ederken aşağıdan gelen ambulans siren sesini duydum.
"Geçecek annecim, geçecek." Annemin sesi kulaklarıma çarparken anlamadığım tek bir şey vardı.
Ambulans benim için mi gelmişti?
"Hayır anne, hayır benim için gelmediler dimi?" Annemin dolmuş gözleri söze nerden başlayacağını bilmiyordu.
"Özür dilerim annecim. Çok özür dilerim." Dedi annem.
"Anne." Dedim ve sustum konuşamadım.
"Gitmek istemiyorum anne, deli değilim ben." Sesim kısılmıştı. Annemin gözünden akan yaş saçıma değdiğinde anlamıştım annemin ağladığını.
"Değilsin annecim, biliyorum değilsin. İyiliğin için sadece."
Gözüm kapanırken gördüğüm tek yüz annemin ağlayan yüzüydü. Sağlık ekipleri ne zaman yanıma gelip, sakinleştirici yapmışlardı bilmiyordum. Gördüğüm tek bir şey vardı.
Hiçlik.
Hiçliğin ortasında boğulurken, gelip almışlardı beni. Elimi oynatıp teşekkür etmek istiyordum ama ellerim hareket etmiyordu. Konuşmak istiyordum ama konuşamıyordum. Gözümü açmak istiyordum fakat açarsam gerçeğe dönmek istemiyordum. Deli değildim fakat gidiyordum.
İplerim elimden alınmıştı. Anne rahmine düşmüş bir bebek gibi korumasızdım. Şuan bana bir şey yapsalar bile engel olamazdım. İplerim, çoktan elimden alınmıştı fakat ben bu gerçekle yüzleşmek istemiyordum. Ama artık yüzleşmiştim. Kuklaydım artık. Ne deseler yapmakla yükümlüydüm. İpimin biri bile düğüm olsaydı ben çözemeyecektim, ipimin biri bile kopsa ben onaramayacaktım. Sadece bakacaktım.
Ve bekleyecektim.