İçeriğe geç

Hayalet Evi

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Hayalet Evi

Bölüm 9

9. Bölüm (Gölge İnsanlar)

Gördüğüm kabustan uyanır uyanmaz gözlerim sağ elimin üzerindeki yazıya takıldı. Elimin üzerinde büyük harflerle “YARDIM ET!” yazıyordu ve bu çok garipti. Bunun nasıl olduğunu anlamak da zordu. Gördüğüm kabusu düşündüm. Elimdeki yazının bununla bir ilgisi olabileceğine karar verdim. Lydia’nın benden yardım istediği bir kabusun ardından bunu görmek tesadüf olamazdı. Sanırım bu kabus bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Artık rüyalarımın bunu yapabileceğine, gördüğüm halüsinasyonlara, rüyamdaki Lydia’nın söylediklerine inanıyordum. Gerçekte yaşadıklarımla rüyamda gördüğüm şeyler aynı doğrultuda ilerliyordu. Her ne kadar yaşadıklarımın normal olmadığını bilsem de William’a konuyu açana kadar kendimi hayal ve gerçek arasında gidip gelen zihnimle yaşamak zorunda hissediyordum.

Yatağımın baş ucunda duran telefonuma uzandım. Saat öğlen 2 olmuştu. Yeteri kadar uyuduğumu düşündüm ve yatağımdan kalktım. Lydia’nın bana söylediklerinin gerçek olması halinde oyuncak bebeğin içine hapsolmuş ruhunu özgürleştirmem gerekiyordu. Tekrar elimdeki ”YARDIM ET!” yazısına baktım. Oyuncak bebeği bir daha ne zaman görebileceğimi veya nerede bulabileceğimi düşündüm. İlerleyen saatlerde bunu zaten öğrenecektim. Şu anda buna kafa yormak gereksizdi. Misafirlerin hâlâ evde olup olmadıklarına bakmak için aşağı indim.

Nicole, Lucia ve Chris salonda değillerdi ama William kanepede tek başına oturuyordu. Sonunda onu yalnız yakaladığım için mutluydum.

”Şey… Konuşabilir miyiz?”

”Ah, tabii. Halüsinasyonlardan bahsediyordun?”

”Evet, William… Bunu sana söylemeyi çok istiyordum.”

“Söyle o zaman.”

”Ben son zamanlarda gerçekten iyi değilim.”

”Neden bana daha önce söylemedin? İyi olmadığını anlamalıydım.”

”Bunu söylemeye bir türlü fırsatım olmadı. Ben… büyükannem öldüğünden beri bu evde onu görüyorum.”

”Onu ben de görüyorum. Bu eve her girdiğimde sanki o buradaymış gibi hissediyorum. Onu hiçbir zaman unutmayacağım.”

”Bu… Öyle bir şey değil. Onu görüyorum derken… Hayaletini görüyorum.”

”Geçenlerde Zoe ve bana büyükannemin salonda olduğunu söylemiştin. Bu yüzden miydi?”

”Evet… Bana inanmakta zorlanabilirsin ama bu doğru. İnternette araştırdığımız lanetli bebeği de televizyonda gördüğüme eminim. Neden böyle olduğunu bilmiyorum ama bu halüsinasyonlar peşimi bırakmıyor.”

“Dr Norman ile görüşmek ister misin?”

”Kesinlikle evet.”

William ile konuşurken kendimi çok rahat hissediyordum. Ona her şeyi anlatmak beni iyi hissettirdi. Hâlâ bana tam olarak inanmış sayılmazdı ama yine de eğer bu psikolojik bir rahatsızlıksa tedavi olmam gerekebilirdi. Bu benim için iyi bir tavsiyeydi. Bana destek vermek amacıyla elimi tuttuğunda elimdeki o yazıyı farketti.

”Bu da ne?”

”Şey… O bir işaret.”

”İşaret mi?”

”Demek istediğim, işaret olabilir.”

”Biraz daha açık konuşabilir misin?”

“Bugün odama çıktığımda Lydia bebekle ilgili bir kabus gördüm.”

”Ne? Bunu da halüsinasyonlara bağlamayacaksın değil mi?”

”Benden yardım istiyordu. Lanetli bebeğin içindeki ruhu özgürleştirmem konusunda.”

”O bebek hiçbir zaman var olmadı. Bu da sadece bir kabus. Korkmana gerek yok.”

”Ne yapmalıyım, bilmiyorum.”

”O bebeğe dair her şeyi unutup Chicago’daki yaşamına devam etmelisin. Büyükannemle ilgili hayallerine de kendini fazla kaptırma. O artık aramızda değil. Bunu biliyorsun.”

“O zaman neden gece yatak odama geliyor?”

”Elena, o yatak odana falan gelmiyor. Bunların hepsi beyninin sana oynadığı ve gerçekle hiçbir ilgisi olmayan oyunlar. Çok fazla düşünüyorsun.”

Belki de haklıydı. Ben çok fazla düşündüğüm için her şeyi abartıyordum. Ama düşünmeden de edemiyordum. Halüsinasyonlar bana farklı ipuçları veriyordu ve bu benim hayatım için çok korkunçtu. William da elimdeki işaret hakkında bir yorum yapacak gibi değildi. Zoe’nin nerede olduğuna bakmak için evde dolaştım. Hâlâ mutfaktaydı. O da düşünceli görünüyordu.

”Selam Zoe.”

”Selam,”

”Ne zamandan beri buradasın?”

”Çok oldu.”

Onun neden uzun zamandır mutfakta olduğunu merak ediyordum. Önündeki kağıdı farkettim.

”Bu da nedir?”

”Masanın üzerinde buldum. Tuhaf bir şey ama ne olduğunu çözmeye çalışıyorum. Bir yaratıktan bahsediyor.”

”Yaratık mı?”

”Evet. Normalde canavarlardan ve hayaletlerden çok korkarım ama ilginç bir şekilde içimden bunu incelemek geldi.”

”Belki de ilginç olduğu içindir.” Gülümsedim.

”Olabilir. Bakmak ister misin?”

Kağıtta gerçekten yaratık resimleri vardı. Telefonu çıkardım ve bir fotoğraf çekip internette arama yaptım. Bunlar Gölge İnsanlar’dı.

”Zoe, bunlar Gölge İnsanlar.”

”Ne?”

”Karanlık figürler ve silüetler olarak görünen ve genellikle kötü niyetli olan varlıklar.”

”Lütfen bu konuyu kapatalım. Benim incelemek istediğim resim gerçekten bu olamaz!”

”Sakin ol. Gölge İnsanlar sadece bir efsane.”

”Umarım öyledir…”

Bu Gölge İnsanlar bana da ilginç gelmişti. Son zamanlarda yaşadığım ve birbiriyle bağlantılı olaylardan sonra bu da onların içerisine dahil olacak gibiydi. Tabii bunu gördüğüm rüya kadar ciddiye alırsam…

Sonraki birkaç saat Lydia ile ilgili hiçbir şey yaşamadım. Sanırım bu öylesine bir rüyaydı. Fazla önemsememeye karar verdim. Zoe’nin önünde gördüğüm resim ise hâlâ aklımdaydı. Zoe bir süre sonra o resimle birlikte yanıma geldi.

”Sanırım bir şeyler buldum.”

”Ne buldun?”

“Arka sayfada 333 yazıyor.”

“Nasıl?”

”Ciddiyim, şuraya bak.”

”Bu… Tuhaf. Gerçekten tuhaf. Bu sayının anlamını bir yerlerde okumuştum.”

”Anlamı ne?”

“Gizemli enerji hissi yarattığı söylenir.”

”Biri bizimle dalga geçiyor olmalı.”

”Bilmiyorum, sen bu şeyi masanın üstünde bulduğuna emin misin?”

”Evet. Mutfakta kendime çay koyarken masada buldum.”

”William’ın bir şakası olmalı bu. Yakında öğreniriz.”

Hayatımdaki sıra dışı olaylara ve halüsinasyonlara umursamaz bir tavırla yaklaşmak daha iyi olabilirdi. Çünkü onları hayatımın merkezine aldıkça her şey benim için daha kötü hâle geliyordu. Bunun farkındaydım. Hâlâ büyükannemin ölümünün etkisi altında olsam da bu yaşamama engel olmayacaktı. Hayatımı devam ettirmek zorundaydım. Sevdiğim birini kaybetmenin verdiği hüzün beni yıpratmıştı artık. Uyku benim için dinlenmeyi değil tüm gün zihnimde dolaşan şeylerin özetine açılan kapıyı ifade ediyordu ve bu kapıdan geçerken karşılaştığım kişi genellikle büyükannem oluyordu.

Düşüncelere dalmışken dış kapının açıldığını duyup irkildim. Gelen, kuzenim Julian’dı. 27 yaşında, kumral, uzun boylu, zayıf biriydi. Onu gördüğüme sevindim.

”Selam, içeri nasıl girdin?”

”William bu evin yedek anahtarını bana vermişti.”

”Seni gördüğüm iyi oldu. Uzun zamandır görüşememiştik.”

“Doğal olarak evet. Berlin’deki tüm düzenini bozup buraya yerleşmek senin için oldukça köklü bir değişiklik olmalı. Acı kaybımızdan haberdar olmam uzun sürmedi.”

“Bu haberden sonra en çok yıkılan ben oldum. Büyükannemle ilgili halüsinasyonlar görüyorum ve bunlardan kurtulmam mümkün değil gibi görünüyor.”

”Bak, bu normaldir. Evin her yerinde o varmış gibi gelmesi, onunla olan anılarını çok fazla düşünmen, onun evde olmadığını unutup adını söyledikten sonra artık burada olmadığını hatırlayıp tekrar üzülmen… Büyükannemin en çok sen ve kardeşlerinle vakit geçirdiğini de göz önüne alırsak…”

”Bunlar öyle şeyler değil Julian. İlk başlarda bu saydıklarını yaşıyordum ve fazla büyütmemi gerektirecek bir şey yoktu ama sonra bu düşünceler aklımı yitirmeme neden olabilecek boyuta geldi ve eski benliğimden tamamen uzaklaştım. Boşlukta gibiyim. Siz psikiyatristler buna ne diyorsunuz?”

”Biz bu rahatsızlığa ‘komplike yas’ adını veririz. Bu rahatsızlığa sahip kişiler genellikle şiddetli üzüntü içindedir, ölen yakınının kaybını kabullenmekte zorlanır, yakınıyla ilgili düşünceler zihnini meşgul eder. Anladığım kadarıyla tam olarak böyle hissediyorsun.”

”Kesinlikle…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.