İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 6

6. Bölüm👻

Sabahki olaydan sonra neyse ki kimseyle yüz göz olmamıştım. Çağrı'nın uyarıları işe yaramış gibiydi. Huzurla -her ne kadar olabilirse- geçirebildiğim bu gün için ona minnettardım.

Okul çıkışı her zamanki gibi yine kapüşonumu kafama geçirip sınıftan çıktım. Merdivenlerin başına gelip ilk adımı attığım an kapüşonumda sert bir tutuş hissettim. Ardından ne olduğunu anlayamadan birden kendimi yerde buldum.

Sert düşüşümün etkisinden dolayı kalçam ve belim fena hâlde sızlamaya başlamışlardı. Ayrıca avuç içlerim çizilmiş, canımı fazlasıyla yakmışlardı.

Sinirle bakmak istesem de bunu başaramayıp beni fırlatan kişiye baktım. Uzun boylu, güzel, kumral saçlı bir kızdı. Onu daha önce birkaç kere Çağrı'nın yanında görsem de kim olduğunu bilmiyordum.

Öfkeyle parlayan koyu kahverengi gözleri üzerime dikilmişti. İfadesi fazlasıyla nefret doluydu. Doğru düzgün tanımadığım bu kıza ne yaptığımı fazlasıyla merak etmiştim doğrusu.

Üzerime doğru eğildiğinde refleksle geri çekilmeye çalıştım ama duvarla birleşen sırtım buna olanak vermedi. Kahküllerimin arasından ona bakmaya çalıştım. Elini saçlarıma daldırıp sertçe geriye doğru çekti.

"Sen kimsin kızım?" diye bağırdı yüzüme doğru. İstemsizce kaşlarım çatıldı. Elinin saçlarımla olan temasımı koparmaya çalıştım. Tutuşu sertleştiğinde bunda başarısız olacağım kesinleşti. Ben de onun yerine cevap vermeyi tercih ettim.

"Asıl sen kimsin? Benimle derdin ne kızım?" Onunkine benzer bir tavır takınmam hoşuna gitmemiş olacak ki yüzünü memnuniyetsizce buruşturdu. "Sen kim oluyorsun da Çağrı seni tüm okulun önünde koruyor? Ne hadle ona yaklaşmaya çalışırsın?"

Ah! Şimdi anlaşıldı. Bu kız da Çağrı'ya yanık olan sayısız kızdan biriydi. Durumu yanlış anlayıp kıskanmıştı belli ki. Tabii bilmiyordu ki Çağrı'nın beni kardeşi gibi gördüğünü.

Derdini anlasam da şu an vaktimi ona açıklama yapmakla harcamak istemiyordum. Ayrıca iğrenç tavrı yüzünden düzgün bir açıklamayı zaten hak etmiyordu. Bıkkın bir nefes salıp dişlerimin arasından konuştum. "Saçımı bırak ve çok merak ediyorsan git bu soruyu Çağrı'ya sor!"

Saçımı serbest bırakıp geri çekildi. Bana kibirli bir bakış attı. "Yani şimdi duyduklarımdan hareketle buraya kadar geldim ama görüyorum ki yanlış anlatmışlar. Çağrı'nın senin gibi bir kızla işi olamaz. İyilik yapası tutmuştur. Kusura bakma aceleyle hareket ettim." Elini geçiştirir gibi sallayıp, ona bir cevap vermemi bile beklemeden arkasını dönüp gitti.

Ne kadar da sinir bozucuydu! Ayağa kalkmaya kalkıştığım an kalçam sızladı. Dudaklarımdan istemsiz bir inilti dökülürken şansıma küfür ede ede duvara tutunup kalkmayı başardım.

Zaten bir günüm de huzula tamamlansa kıyamet kopardı herhalde.

Her deli gelip bana çatıyordu. Onlara hiçbir şey yapmadığım hâlde böylelerse onlara bir şey yapsam ne yaparlardı hiç bilmiyordum.

Yere fırlatıldığım zaman tek omzumdan düşüp yeri boylayan çantamı da zar zor yerden aldıktan sonra bir şey olmamış gibi yoluma devam ettim.

Derin düşüncelere dalarak bitirdiğim kısa yolculuktan sonra eve varmıştım.

Alışkanlıktan dolayı doğrudan odama daldım. Kafam tamamen dolu olduğundan çantamı hemen yere fırlatıp yatağıma yaklaştım. Yatağın üzerine uzanan Kayra'nın varlığını fark ettiğimde irkilmeden edemedim. Aklım çıkmıştı! Artık bir oda arkadaşım olduğunu beynime kabul ettirmem gerekiyordu.

Gözlerimi devirip az önceki planımdan vazgeçmeyerek yatağa bıraktım kendimi.

Kayra başını bana çevirerek kısık gözlerle beni süzdü. Yanlış bir şey yapmışım gibi gözlerinden kaçındım.

"Bir şey mi oldu?" diye sorduğunda tavanla bakışmaya devam ederken bir iç çektim. İçimde anlamsız bir suçluluk duygusu vardı. Acaba dediğini yapıp bana zarar vermelerine engel olamadığım için olabilir miydi? Olabilirdi.

"Bir şey olmadı." Fazlasıyla soğuk çıkan sesime aldırmayarak yana doğru döndü.

Bu hareketiyle beni daha net görebildiğinden iyice gerilmiştim. "Az önce odaya girdiğinde savsaklıyordun. Bir yerine bir şey mi oldu? Yoksa biri bir şey mi yaptı yine?" Sesindeki endişeyi gözardı edemediğimden kaçırdığım gözlerimi ona çevirdim.

Gözleri cevap bekler gibi bakıyordu. Oysa ona verecek bir cevabım yoktu. Bana kendimi korumamı, canımı yaktırmamamı söylemişti. Yapamamıştım, başaramamıştım. Canım sıkılmıştı. "Ne diyorsam o Kayra. Zorlama." deyip gözlerimi tekrardan kaçırdım. Onları sıkı sıkı kapattım.

"Uyuyacak mısın?"

Cevap vermedim. Birkaç saniye sonra elimi tutup beni çekiştirerek doğrulmamı sağladı. Oflayıp ona ters bir bakış attım. "Ya Kayra! Sal beni gıcık hayalet! Uyumak istiyorum ben."

Yüzünde sinirimi zıplatan bir gülümseme oluştu. "Gelince uyursun. Şimdi iki saat yalnız kalmak istiyorum."

Ne? Ciddi olamazdı herhalde. Ne kadar berbat bir durumun içinde olduğumu görmüyor muydu? Sadece kendini mi düşünüyordu? Ha insanlar ha hayaletler hepsi aynıydı. Bencil yaratıklar! Onunla anlaşma yaptığım için reddetme gibi bir lüksüm yoktu. Bu yüzden gözlerimi devirip hiddetle yataktan kalktım.

"Al odayı kafana çal gerizekalı! Hiç anlayış yok ya. Hiç! Şurada okuldan yorgun dönmüşüm gördüğüm muameleye bak."

Söylene söylene odamdan çıktım. Attığım her adımda canımın yandığını hissetsem de umursamadan salona girip kendimi kanepeye attım. Artık mecbur iki saat de burada uyuyacaktım. Uykudan başka aktivitem de yoktu zaten.

Kanepenin tenime batan demirleri bile umrumda olmadı ve iki saatten çok daha fazla süre uyudum. Uyandığımda hava çoktan kararmıştı ve odama dönmek için hiçbir engel yoktu.

İyice esneyip bakışlarımı üstüme çevirdim. Üniformamı değiştirmeme bile izin vermemişti vicdansız. Şimdi hepsi kırışmıştı.

Bayan Noir yanıma geldiğinde birazcık onu sevdim. Sonra da onunla birlikte odama gittim.

Kayra çalışma masasından kalkıp bana doğru döndü. Bakışları kucağımdaki kediye kayınca yüzünü buruşturup bir adım geri çekildi. Ne olduğuna anlam veremediğim için kaşlarımı çatıp yavruma baktım. Sonra yine Kayra'ya baktım.

Kediden korkuyor olamazdı herhalde. Yani duyun da inanmayın. Koskoca hayalet kediden korkuyor!

Bu durumun saçmalığı karşısında kendimden beklemediğim bir şekilde kahkaha atmaya başladım. Öyle sesli bir kahkaha olmuştu ki annem ve ablamı bile odama getirtmişti. Kahkahamı bir an bile durduramadım. Dakikalarca delirmiş gibi güldükten sonra kendimi zar zor yatağa atıp annemlere baktım. Onların yanında Kayra'ya bakmam mümkün değildi zaten. Delirdiğimi düşünürlerdi.

"Kızım? İyi misin sen yavrum?"

"Anne... Bu gerçek olamaz değil mi? Doğduğundan beri ilk defa kahkaha attığını görüyorum ben bu kızın. Bence iyi değil. Bir doktora götürelim."

"Sus kız. Bulaşma kardeşine."

Annemin gözleri şefkatle dolu bir halde üzerimde dururken bana doğru yaklaşmaya başladı. Elleriyle yüzümü avuçladı.

"Gerçekten güldün sen. Bebeğim benim. Güldüğünü görmeyi öyle çok istemiştim ki anlatamam. Artık ölsem de gam yemem." Gözleri dolmuştu. Dünyanın en dramatik anını yaşıyormuş gibi görünüyor olabilirdik belki ama bende duygudan eser olduğu söylenemezdi. Mutluluktan ağlatacak cinsten bir durum da yoktu ortada. Boşluğuma gelmiş, gülmüştüm. Ne eksik ne fazla.

Annemin ellerini yüzümden uzaklaştırıp yüzümü Kayra'ya doğru çevirdim. "Abartmayıp çıkar mısınız? Odamda birilerinin olmasından hoşlanmadığımı biliyorsunuz." dedim soğuk bir sesle. Annem bıkkınca iç çekerken ablam da söylenmeye başladı. Tek bir gereksiz lafına bile tahammülüm olmadığı için duymazdan geldim.

Beni beğenmiyor, tavırlarımı sevmiyor olabilirlerdi. Buna zaten alışmıştım ama onlara daha fazla kulak asacak gücüm kalmamıştı. Artık onlar için daha da iyi olmaya çabalamaktan yorulmuştum.

İkisi odadan çıktıktan sonra Kayra'yla baş başa kalmıştık. Tabii canım yavrumu unutmamak lazımdı. Hâlâ kucağımda saf saf oturuyordu.

"Kedilerden korkuyor olamazsın, değil mi Kayra?"

Gözlerimi kısarak ona dikkatli bir şekilde baktığımda amacım hiçbir mimiğini kaçırmamaktı.

Hiç saklama gereği duymadan başını olumlu anlamda salladı. "Korkuyorum."

"Ciddi misin?"

"Evet."

"Bu kadar zamandır nasıl dayandın o zaman?"

"Kaçtım." Ağzım bir karış kadar açık kaldı. O anda aklımda bir sürü soru oluşmaya başladı. Hiçbirini sormamam gereken sorular... Kediden çok korkuyordu. Ona çekine çekine attığı bakışlardan fazlasıyla belli oluyordu bu. Odadan çıkması mümkün değildi. Bu yüzden de odanın içinde bir şekilde kaçmaya uğraşıyordu. Kim bilir nasıl zorlanmıştı? Allah'tan Bayan Noir çok hareketli bir kedi değildi de arada ona rahat birer nefes aldırıyor olmalıydı.

Şaşkınlığın etkisinden sıyrılmam için elini gözümün önünde salladığında kendime gelebildim. "Şey... Yani Bayan Noir'ın burada olması seni korkutuyor mu?"

Başını aşağı yukarı salladı.

Kedime sıkı sıkı sarılıp kaşlarımı çattım. "Ama ben ondan vazgeçemem."

Gözlerini devirip "Senden böyle bir şey isteyen olmadı zaten aptal insan." dedi kinayeli ve aşağılayıcı bir sesle.

"Her neyse. O konuyu boşver de. Şimdi benim aklıma bir fikir geldi. Az önce onunla uğraşıyordum." Beni odadan kovduğu sırada neyle uğraştığını merak ettiğimden pür dikkat onu dinlemeye başladım.

Boğazını temizledi. "Şimdi şöyle: Seni depresyondan çıkaracağız."

Bölüm sonu

1 yorum